~Bir Kar Tanesi Ol  8. Bölüm~

Bahar yavaş yavaş yüzünü göstermeye başlarken, Song-i yine işyerindeki penceresinin önüne dışarıda yeni açan kiraz çiçeklerini seyrediyordur. “Bugün sandviç yok mu?”  diye soran birini duyduğun da sesi hemen tanımıştır. Arkasını döndüğün de Jang’ı görür. “Geç kaldın, karnımı doyurdum şimdi de ruhumu doyuruyorum.” diyip arkasını döner. Jang kızın nereye baktığını görmek için pencereye yaklaştığında kiraz çiceklerinin açmış olduğunu görür. “Bunların zamanı gelmiş miydi? Hiç görmedim.” diyince Song-i şaşırır, “Görmedin değil sadece bakmadın.” diyip çocuğun karnına hafifçe vurarak “Hep karnını doyuruyosun biraz da ruhunu doyur.” der ve gülümser. Jang’da ilk defa Song-i’ye gülümsemiştir. Song-i “Öğle arası bitmiştir. Ben işime dönüyorum.” diyip hızlı adımlarla uzaklaşır. Jang’da akşamdan beri düşünündüğü şeyi yapmak için daha kararlı adımlarla Genel Müdür’ün odasına doğru ilerler.

Akşam yemeğinde üçünün de keyfi her zaman ki gibi yerindedir. Tae Yang ve Leun didişirken Song-i’de tam karşıların da gülerek onları izliyordur. Leun “Nasıl gidemem. Kesinlikle olmaz söz verdim gitmem lazım.” diye kaşığını masaya vurur. Tae Yang yan tarafına sinirli bir bakış atarak “Kim dedi sana söz ver. Hem iki günlük gezi mi olurmuş. Ben seni götütürürüm sonra oraya.”  diye çocuk kandırmaya çalışınca Leun hemen cevabını verir  “Tamam anne, bana dondurma da alıcak mısın?” Song-i onları gülerek dinlerken bir yandan da yemeğini yemeye çalışıyordur. Sorun Leun’un iş yerinden arkadaşlarıyla 2 günlük bir tatile çıkmak istemesidir. Tae Yang başka bahane bulamayınca “Hem Song-i’yi de götütürüz. O da görmüş olur.” diye topu kıza atar. Song-i direk sıvışmaya çalışarak “Beni karıştırmayın da ne yaparsanız yapın.” der demez Tae Yang’ın korkutucu bakışlarına maruz kalır. Leun “Noona’yı rahat bırak. Onun da bir hayatı var. Belki hoşlandığı biri vardır. Onunla dışarı çıkmak istiyordur.” diye hazır söz açılmışken Song-i’nin ağzından laf almaya çalışır. Tae Yang hemen kıza dönerek “Ne? Var mı yoksa? Sakın bana Jang olduğunu söyleme, bugün sizi konuşurken gördüm.” der demez Leun söze karışır “Ne? Şirket dedikodularını bana söylemiyorsunuz demek. Haksızlık ama ben de şirkette çalışmak istiyorum.” Tae Yang “Pekala ne işi yapmak istersin. Mesela seni şirketin dedikodu müdürü olarak işe alayım ne dersin?” diyince, Leun  omuz silkip Song-i’ye “Anlat bakalım ne konuşuyordunuz? Gerçekten hoşlanıyor musun? Bizim yakışıklı mimara noldu?” diyince Tea Yang karnına  bir dirsek geçirir. Leun  “Ahh tamam tamam yakışıklı olmayan mimar hatta bildiğin çirkin o.” diyip karnını tutar. Song-i “Daha ne kadar saçmalayacaksınız acaba diye bekliyorum.” diyince Leun “Yani Jang’dan hoşlanmıyorsun. Peki çirkin mimar?” diyip yan gözle Tae Yang’a bakar. O da “Senin mimara Ba Lam kancayı atmış gibi.” diyerek  ucundan konuşmaya katılır. Leun “Hii bizim Topuklu Felaket Ba Lam yakışıklı bir erkek görmesin hemen atlar.” diyerek bir yandan karnına alacağı darbeden kaçar ama bu sefere Tae Yang  yakışıklı kelimesini duymamış görünüyordur. Song-i’den laf alamayacağını anlayan Leun Tae Yang’ı sorgular. Tae Yang’da ona uyarak anlatmaya başlar. Song-i onların bu halini görünce kahkalarını tutamaz “Şimdi neden bu kadar iyi anlaştığınızı daha iyi anlıyorum.” desede onlar hiç duymamış gibi devam ederler. Tae Yang’ın o ciddi duruşundan evde eser yoktur. Leun’la bir araya gelince o da ona uyarak tam bir çift oluyorlardır. Bir anda kıza dönüp aynı anda “Sahi siz neden ayrılmıştınız ki?” diye sorunca Song-i ne diyeceğini bilemez. Leun nedenler bulmaya başlar “Filmlerde ki, ölümcül bir hastalığın var ve onu üzmemek için mi?” Tae Yang lafa girerek “Ya da çocuğu olmuyordur.” Leun gülerek “Ya da biz ayrı dünyaların insanıyız demiştir.” diyip kahkahayı basarken Tae Yang ciddi bir tavır takınarak “Matematiksel olarak  baktığımız da pek ayrı dünyalar olmuyorlar aslında. Kim Sun’da zengin sayılmaz. Ayrı ama birbirine yakın dünyaların diyebiliriz belki” diye bir açıklama getirince ikisine korkmuş gözlerle ona bakar. Leun “Offf ben seninle ne yapacağım.” diye masaya kapanır. Tae Yang “Hadi ama doğru değil mi yani?” dedikçe Leun yattığı yerden ofluyordur.  Tae Yang Song-i’ye sus işareti yaparak Leun’a doğru eğilir ve kulağını ısırır. Birden irkilen Leun “Ahh” diye bağırarak sandalyesinden düşeceği anda masaya tutunup dengeyi sağlar. Tae Yang, kıza dönüp “En sevmediği şeydir.” diye açıklama yapıp gülmeye devam eder. Leun kulağını ovalarken Tae Yang “Acıdı mı? Dur bakayım.” diye elini atmışken Leun  ” Acıdı tabi.” diyip kalkar.  “Ayrıca o geziye de gideceğim.” diyerek hızla merdivenlere kaçar. Tae Yang kalkıp “Hey sen gel buraya.” diye peşinden gitmek üzereyken kapı çalar. Tae Yang kapıya doğru giderken Song-i biraz önce ki ayrılık tahminlerinden birini düşünüyordur.

(Tea Yang & Leun )

Tae Yang “Umarım tahmin ettiğim kişi değildir.”  diye düşünerek kapıyı açtığında hayat ona bir nanik yapmıştır ve kapıda ki Jang’dır. Tae Yang hiçbir şey demeden kapıyı açıp arkasını dönüp gider. Jang içeri girerken “Neyse en azından kapıdan kovmadın.” der ve Tae Yang’ın peşinden salona doğru yürür. Song-i salona girerek “Kim gelmiş?” demesiyle koltukta el sallayan Jang’ı görür. Leo koşarak gelip Jang’ın ayaklarının önüne yatar. Jang köpeğin başını okşayarak “Size iyi haberler vermeye geldim. Gerçi sizin için ne kadar iyi olur bilemem.” der. Ona doğru çevrilen gözleri görünce “Yarından itibaren bende şirkette çalışmaya başlıyorum.” diye ortaya bir bomba atar. Tae Yang “Ne saçmalıyorsun sen? Sen kim çalışmak kim?” diye sesini yükseltir. Biraz önceki neşeli halinden eser yoktur. Jang hiç uslubunu bozmadan gayet soğuk kanlı bir şekilde “İstemediğim için çalışmıyordum. Ama artık istiyorum.”  diyince Tae Yang’ın sinir kat sayılarında bir yükselme gözlenir. “Neden istiyorsun acaba?” diye merakla sorar. Jang göz ucuyla Song-i’ye bakarak “Artık faydalı şeyler yapmaya karar verdim diyelim.” der. Song-i gülümseyerek mutfağa geçerken  Tae Yang “Yine ne saçmalıklar peşindesin çok merak ediyorum.” diyip kumandayı alarak sinirini ondan çıkarmaya karar verir.

Song-i ellerinde kahvelerle geri döner. Jang kahvesinden bir yudum alarak “Sandviçi olduğu kadar kahveyide güzel yapıyormuşsun.” diyince Tae Yang “Ne sandaviçi?” diye sorduğu anda Leun merdivenlerden hızla inerek “Biraz önce kapı mı çaldı?” diye sorar. Jang “Ovv meşhur Leun’u da görmüş oldum. Demek ki sen de bu evde kalıyorsun. Tae Yang evi toplama kampına çevirmişsin.” diye her zaman ki kırıcı konuşmalarından yapar. Leun anlamaz gözlerle ona bakarken, Song-i “Aldırma, ilk tanıştığı insanları ezmek gibi bir hobisi var. Ama takmayınca susuyor.” der. Jang bir kahkaha patlatarak “Bravo beni 28 yıllık kuzenimden iyi tanımışsın.” diyip Tae Yang’a bakınca o da “Hah sanki iyi bir marifetiymiş gibi bilmemizi istiyor.”  diyip kahvesine gömülür. Leun ortama giren yeni birini tanıma fırsatı varken hemen koltuğa oturup, Song-i’nin kahvesini alır. Song-i “Hey o benimdi ama.” diyince “Noona,bana yapmadın mı?” diye çizmeli kedi gözleriyle bakınca Song-i “Uff tamam senin olsun ben bir tane daha yaparım.” der. Onları izleyen Jang “Vay canına sizin birbirinizi kıskanmanız, kavga etmeniz falan gerek miyor mu?” diye sorar. Biraz önce cevap yapıştıramamanın gazıyla Leun “Senin de istenmediğini bildiğin halde burada durmaman gerekiyor ama işte herkes yapması gerekenleri yapmıyor.” diyip suratını çevirir. Jang gülerek “Tam birbirinizi bulmuşsunuz.” deyip Tae Yang’a bakar. 

Kahveleri bitene kadar televizyon kanalları arasında gezerek güncel konulardan bahsederler. Bir ara Song-i ve Leun Tae Yang’ın zapping hobisinden bıkınca kumandayı ondan kurtarmaya çalışırlar.  Jang bir anda Tae Yang’ın güldüğünü olduğunu görür, onu ilk defa bu kadar rahat ve mutlu görüyordur. Ne kadar anlaşmasalar da çocukluklarından beri bir aradadırlar ve Tae Yang her zaman insanlara karşı mesafeli olmuştur. Aileden olmayan insanlarla konuşma gereği bile duymayan insan şimdi iki yabancıyla gayet mutlu görünmektedir. Jang hem şaşırır hem de içten içe onun için sevinir. Devamlı kavga etselerdi Tae Yang’ı her zaman abisi olarak görmüş ve sevmiştir. Onun sırrını lise yıllarında öğrenmesine rağmen kimseye tek kelime etmemiştir. Tae Yang’ın aslında onu sevdiğini biliyordur. Çünkü o sevmediği insanlara bir dakika bile katlanamaz. Oysa onların kavgaları artık tatlı sataşmalar haline gelmiştir. Son bir kaç yıldır onu ailesine açıklaması konusunda  cesaretlendirmek için üstüne çok gitmiştir ama aslında bunu onun iyiliği için yapıyordur. Onun da herkes gibi rahatça sevdiği insanla birlikte olmasını istemiştir. Ama şimdi ki manzarayı gördüğün de buna gerek kalmadığını bu sahte evlilik sayesin de Tae Yang ve Leun’un rahat ettiğini üstüne üstük Song-i gibi biriyle dost olduklarını görünce içi rahatlamıştır. Jang insanlarla çabuk iletişim kuran biri görünse de aslında asla gerçek yüzünü göstermiyordur. Bu yüzden gerçekten mutlu olduğunu hiç hissetmemiştir.  “Sanırım artık benim de duvarları mı yıkma zamanım geldi. Ama bunun için bana yardım edecek birini bulabilecek miyim?” diye düşünerek  Song-i’ye bakar. Birden ayağa kalkarak “Biliyorum çok üzüleceksiniz ama gidiyorum.” diyip sinsi sinsi güler. Leun “Ah sanırım gidip yatağıma kapanıp ağlıyacağım.” der ama sonra gülerek “Görüşürüz.” der. Tae Yang’da karizmasından ödün vermeyerek iki parmağını havaya kaldırarak “Güle güle” demeye benzer bir hareket yapar. Song-i onu kapıya kadar geçirirken, Jang “Yarın öğle yemeği için iki sandviç yap.” diyerek göz kırpıp çıkar.

Ertesi gün Song-i masasında çizimlerle uğraşıyordur. Öğle yemeğinden önce yetiştirmesi gerekenler biriktiği için hızla bitirmeye çalışırken bir yandan da sabah yatağından kalktığı andan itibaren başlayan baş ağrısıyla mücadele eder.Çizimleri yetiştirip sekretere teslim ettikten sonra tekrar masasına döner ve dinlenmek için başını masaya koymasıyla uyuya kalır. Jang, kızı her zaman ki yerinde bulabilmek için pencerenin önüne geldiğin de kimsenin olmadığını görür. “Herhalde Tae Yang ile yemeğe çıktı.” diye düşünüp suratını asarak asansöre biner. Song-i gözlerini açtığında herkesin öğle yemeğinden döndüğünü görüp. Sandalyede yatmaktan ağrıyan belini tutarak doğrulduğun da diğer çalışanların ona tuhaf tuhaf baktığını görür ama artık buna o kadar alışmıştır ki görmezden gelip toparlanmaya çalışır.  Tam o anda Kim Sun bir hışımla içeri dalarak  “Won Seul nerdesin?” diye bağırır. Arkalardan uzun saçlı çok zayıf bir kız “Benim efendim. Yanlış bir şey mi yaptım?” diye Sun’un yanına gelince oda elindeki planı göstererek “Sen mimar olduğuna emin misin? Bu kirişin burada ne işi var.” diye gösterir. Kız onun gösterdiği yere bakarak “Be- ben böyle bir şey çizmedim.” diyip Song-i’ye bakar. Song-i uyku sersemi olanlara anlam vermeye çalışarak bir yandan da masasında çizimin orjinalini bulmaya çalışır. Kim Sun masaya gelerek çizimleri karşılaştırır ve hata yapanın temize geçiren  Song-i olduğu anlaşılır. Kim Sun iyice sinirlenmiştir. “Sen nasıl böyle bir hata yaparsın? Bunu birinci sınıftayken öğretiyorlar.” diye bağırır. Song-i ayağa kalkmaya çalışarak “Çok özür dilerim, acele ettim sanırım o yüzden oldu.” diye açıklamaya çalışır. Kim Sun “Özrün kabahatinden de büyük. Bina yıkıldığında aceleye geldi diye bir basın açıklaması yaparsın o zaman.  Senin bu projeye katılma işini yeniden düşünmem lazım.” diye konuşurken Song-i hiçbir şey duymuyordur. Kulakları uğulduyordur ve baş ağrısı dayanılmaz şekilde artmıştır, düşmemek için masaya tutunur. Birden midesinin çok bulandığı hisseder ve kusmamak için eliyle ağzını kapatır. Bu hareketi gören Kim Sun onun iyi olmadığını anlar ve üzerine gittiğini için anında pişman olur. “İyi misin?” diye telaşla sorar. Song-i kafa sallayarak eli ağzında lavaboya doğru koşar. Kendini tuvalete zor atmıştır, klozetin kapağını kaldırır ve kusar. Bir eliyle tuvalet kağıdından bir tomar alarak ağzını sildikten sonra kapağı kapatıp sifonu çeker ve kapağın üzerine oturur. Uzun zamandır böyle kötü olmamıştır. Arada sabahları midesi bulansa da gün için de idare etmektedir. Kusunca baş ağrısının geçtiğini hisseder. Çıkıp yüzünü yıkarken aynaya bakıp “Doktora uğrama zamanım gelmiş anlaşılan.” der ve bir avuç suyu yüzüne çarpar. 

Bu arada tuvaletin kapısında volta atıp duran Kim Sun iyice telaşlanmıştır. Song-i’yi azarladığı için kendini suçlu hisseder. Kız geç kalınca iyice meraklanır ve tam içeri girmek üzereyken Song-i çıkar. Kapıda Kim Sun’la burun buruna gelen Song-i şaşırır. Kim Sun kızın bembeyaz olmuş yüzüne, sudan ıslanmış ve dağılmış saşlarına bakınca içi sızlar ve “İyimisin diye bakmaya gelmiştim.” der. Song-i başını eğip elleriyle saçlarını düzeltir. “İyiyim.” der büyük bir kararlılıkla sanki böyle söyleyince gerçekten iyileşecek gibi… Sonra biraz önceki konuşmaları hatırlayıp “Çok üzgünüm bugün biraz dalgınım. Bir daha böyle bir hata yapmayacağım söz veriyorum.” diyip Kim Sun’un gözlerinin içine bakar. Biraz önceki projeden alınma sözünü hayal meyal hatırlıyordur. Kim Sun “Bilmiyorum Song-i, ben evet desem bile diğerleri tepki gösterecektir.  Bugünlük eve gidip dinlen iyi görünmüyorsun. Bunları sonra konuşuruz.” diyip giderken aklı kızdadır. “Acaba gerçekten iyi mi? Hayır arkana dönme.” diye kendi kendine söylenir. Song-i Kim Sun’un arkasından bakarken “Artık arkana bakmıyorsun demek ki. Bu iyi.” diye gülümser. Sonra duvara dayanak “Off şimdi kovuldum mu kovulmadım mı?” diye düşünürken bugünü hastaneye gitmek için değerlendirmeye karar verir.

Song-i her zaman ki gibi yine bir sürü test yaptıktan sonra Doktor Kang’ın odasında bekler. Doktor içeri girdiğin de “Artık kesin bir karar vermelisin Song-i, ameliyat şansı için kritik zamanlar. Sonrası çok geç olabilir.” diyerek direk konuya girer. Song-i gülümseyerek “Bu kararı önceden vermiştim. Ameliyat olmayacağım.” der. Doktor hem sinirlenerek hem de üzülerek “Yaşama şansın var neden bunu değerlendir miyorsun?” diye sorunca Song-i sesini yükselterek “Yaşama şansı mı, yüzde on mu? Hem de  tamamen iyileşeceğim bile kesin değilken.”

~ * ~

(Song-i & Kim Sun)

Bi Rain – Love Song

Song-i ders arası çimlere oturmuş havanın tadını çıkarırken arkasından gelen Kim Sun aniden sarılınca korkar. Kim sun kızı kollarına almış bırakmaya hiç niyeti yoktur. Song-i “Ahh kitabımın sayfasını kaybediyorum ama.” diyince Kim Sun kızı bırakarak “Şuna da bak demek kitabının sayfası benim sarılmamdan daha değerli ha? Küstüm işte.” diyerek kıza sırtını dönüp oturur. Song-i sırtını onun sırtına dayayıp ayaklarını uzatır. “Oh koltuğumda ne rahatmış. Kitabımı da  rahat rahat okurum böylece.” diyip gülümser.Kim Sun birden çekilince  Song-i sırt üstü çimlere düşer. “Ahh acıdı ama çok kötüsün.” diye söylenirken bir yandan elindeki kitapla Kim Sun’a vurmaya çalışır. Çocuk kızın elindeki kitabı alıp arkaya fırlatarak dudağına bir öpücük kondurur. Song-i “Ama kitabım.” diye kalmaya çalıştığında öpücükle geri yatarır. Song-i en sonunda pes eder, Kim Sun’da çimlere uzanarak Song-i ile yüz yüze gelecek şekilde durur. “İşte böyle, burda ben dururken kitaba bakmak olur mu hiç?”  Kız gülümseyerek ellerini Kim Sun’un iki yanağına koyar ve “O zaman seni okurum. Hımm başlıyorum. Kim sun’un yüzü her zaman gülerdi. İnsanlar bunun o güzel dişlerini göstermek için doğal bir tepki olduğunu düşünebilirdi. Gülümsediğin de ise yanaklarında oluşan belli belirsiz gamzeler onun alçakgönüllüğünü simgeler gibiydi. Ne çok belli ne belirsiz iki küçük alçakgönüllü gamze… Gözleri ise daima parlardı, en kötü en karanlık durumlarda bile onun gözlerinde ki umut ışığı ile kendinizi güçlü hissedebilirsiniz. Çenesinde ki o küçük minnacık ben ise karakterini temsil ediyordu. Güzel bir yüze sahip olduğu kadar güzel bir karaktere de sahipti işte yüzündeki bu küçüçük ben gibiydi karakterinde ki kötü özellikler. İyiliklerinin yanında küçücük kalıyordu. Dudakları ise hımm sanırım onu anlatsam bile anlayamayacaksınız. Yaşamak gerek.” diyerek kafasını yerden birazcık kaldırarak  Kim Sun’u öper. Çocuk biraz önceki sözlerin şaşkınlığı ile ağzını açamaz. Song-i “Ne oldu, kitabımı beğenmedin mi?” diye güler. Kim Sun nihayet kendine gelerek “Çok etkileyici bir kitapmış. Bırak o kalın sayfalı kitapları bundan sonra hep bu kitabı oku.” diye gülümser. Song-i doğrulup çimlere oturur. Birden kalkınca başı dönmüştür. Bir de iki gündür devam eden baş ağrısı eklenince elleriyle başını tuutp eğilir. Kim Sun telaşla kalkarak  “Düşünce çok mu acıdı.” diye sorar. Song-i kafa sallayarak “Yok o geçti. Bu bir türlü geçmek bilmeyen baş ağrım.” diyince Kim Sun kızın saçlarından öperek “Şimdi geçti mi?” der. Song-i gülerek “Malesef sizin ilacınız bugün işe yaramıyor,  Doktor Dudak.”  diyince kim sun ellerini çenesine koyup ciddi bir şekilde “Hım öyleyse durum ciddi olmalı, şimdiye kadar ilacımın iyileştiremediği hasta olmamıştı.” der. Song-i “Hii kaç hastan oldu söyle çabuk.” diye çıkışınca Kim Sun kafa sallar “Hasta hakları gereği bilgilerini gizli tutmalıyım.” diyince kız kalkarak çantasını ve kitabını alıp  “Gizli hastalarınla sana mutluluklar.” diyip gider. Kim Sun kızın arkasından koşup yetişir ellerini omzuna atıp kulağına eğilerek “Aslında daha farklı tedavi yöntemlerim de var. Sana göstermemi ister misin?” diyince karnına dirseği yer. Song-i “Çok şımardın sen, bir daha hikaye okumak yok.”  diyince gülerek kızın yanağından kocaman öper. Ciddileşerek “Baş ağrın için doktora git mutlaka, kaç gündür geçmiyorsa ciddi bir şey olabilir.” der. Song-i “Önemli bir şey değil, ilaç alırsam geçer.” diye geçiştirmeye çalışsa da Kim sun “Nerden biliyorsun, kesinlikle gidiyorsun doktora. Hatta yarın birlikte gidelim.” diye ısrar eder. Song-i “Tamam tamam yarın gideceğim söz, hem senin arkadaşlarına sözün vardı. Ben giderim sabah erkenden.” diye pes eder. Kim Sun “Söz mü ama?” diye kızın gözlerinin içine bakar. Song-i ” Tamam söz söz.” diye gülümser. Yürüyerek kızın evine yaklaşırlar. Song-i “Dön artık, her gün bir sürü yolu geliyorsun benim için.”  diyince Kim Sun “Hah senin için mi? Hiç de bile ben kendim için geliyorum.” der. Song-i anlamaz gözlerle bakınca “Seninle biraz daha vakit geçirmiş oluyorum fena mı?” der. Song-i durur ve parmak uçlarında yükselerek Kim Sun’u öper ve “Hadi artık dön, söz yarın bir saat fazla kalıcam.” diyince “Hımm bu anlaşmayı sevdim.” diyince ertesi gün buluşmak üzere vedalaşırlar ve arkalarını dönerek yürümeye başlarlar. Song-i arkasını döndüğünde Kim Sun’un da döneceğinden emindir. Gülerek arkasına bakar ve aynı anda Kim Sun’da dönünce el sallayarak yürümeye devam eder.

 Ertesi sabah yatağından zorla kalkarak erkenden doktora gider. Doktora şikayetlerinden bahsedince, bazı testleri yaptırması istenir. Song-i doktorun birkaç ilaç yazıp onu göndereceğini düşünmüştür ama iş ciddi görünmektedir. Kim sun’la olan buluşmasına geç kalacağı için arayıp haber vermek ister. Ama tam o anda telefonu çalar, arayan Kim Sun’dur . İşleri uzadığı için akşam buluşmayı teklif eder, Song-i’de memnuniyetle kabul eder. Bütün testleri yaptırıp sonuçlar için öğleden sonrayı bekler. Doktorun odasına girdiğinde çok ciddi bir şekilde önündeki işlerle ilgilendiğini görür. Song-i’yi farkettiğinde “Ah, geldin mi? Sana soracaklarım var lütfen otur.” diyerek önünde ki koltuğu gösterir. Kız oturduğun da “Baş ağrıların ne zamandan beri devam ediyor demiştin?” diye sorar. Song-i “Şey aslında ara ara oluyordu ama son günlerde şiddeti arttı.” diye cevaplar. Doktor “Emin olmak için tekrar emar çekmeliyiz.” diyerek hemşireyi çağırır. Song-i yine o karanlık, soğuk ve  daha önce hiç duymadığı rahatsız edici sesler çıkaran tünele gireceği için huzursuz olmuştur. Bir de doktorun ciddi davranışları morelinin  bozulmasına yol açar.  Bir saat sonra tekrar doktorun odasında beklerken sürekli saate bakar. Sonunda doktor gelir ve tam karşısında oturur. “Bayan Nun sizinle açık konuşacağım. Bunu söylemek çok zor ama durumunuz ciddi görünüyor. Sonuçları ilk gördüğüm de bir yanlışlık olduğunu düşündüm ve tekrar istedim. Malesef sonuçlar aynı çıktı.” diye konuşurken Song-i söze girerek “Lütfen direk söyleyin.” der. Sabahtan beri bir sürü test uygulayıp beklemek sinirlerini yıpratmıştır. Doktor anlayışla karşılayarak “Haklısınız bugün zor birgün geçirdiniz ama bundan sonra daha zor günler sizi bekliyor. Büyük bir tedavi sürecine gireceğiz ve bunu atlatacaksınız.” Song-i son bir sabır kırıntısıyla “Neyi atlatacağım?” diye sorar. Doktor sandalyesine yaslanarak “Beyninizde bir tümör var.” der. Song-i bundan sonra ki konuşmaları hayal meyal hatırlamaktadır. O andan itibaren kulaklarında ki uğultu nedeniyle doktorun söylediklerinden bir şey anlayamaz. İçinden sürekli “Hayır bu olamaz. Bu bana olamaz. Olmamalı.” diye tekrar eder.  Doktor bir süre onun durumu kabullenmesi için bekler. Kız kendine gelince sözlerine devam eder. “Şu andan itibaren her gününüz önemli. Belirtilerin geç başlaması tümörün yavaş yavaş büyüdüğünü gösteriyor. Öncelikle ilk hedefimiz büyümesini engellemek olacak. Daha sonra ameliyatı düşüneceğiz.” diye sıralarken Song-i artık mecali kalmayan elini kaldırarak “Bir dakika yavaş yavaş söyleyin. Ya da boş verin, direk kurtulma şansım var mı onu söyleyin.” diye umutsuzca sorar.  Doktor biraz duraksayarak “Şuan için bir şey söylemek doğru olmaz. Gidişatı takip etmemiz lazım. Ama bu halde bile ameliyatın tehlikesi yüksek. Bunu bilmenizi istiyorum.” Diyince Song-i boğazına bir şeyin oturduğunu hisseder ve zorlukla ağzını açarak “Yani ameliyattan çıkamayabilirim.” diye yavaş yavaş söyler. Doktor üzgün gözlerle başıyla onaylar. Song-i hastaneden çıktığında dayak yemiş gibi hisseder. Etrafından geçip giden kalabalığa bakar, bir an için gözlerini kapatır ve kalabalığın gürültüsünü dinler. Daha sonra yüzüne çarpan rüzgarı, yeni açan çiçeklerin kokusunu hisseder. Sanki şimdi yaşamaya başlıyor gibi, hayata yeni gelmiş gibi, üç günlük ömrü olan kelebek gibi tüm yaşantısını kısa bir zamana sığdırmak…

~ * ~

FT Island- Missing You

İlk öğrendiği günü acıyla hatırlar. Yine aynı doktorun odasın da yine kötü haberler almaktadır. Uzun süredir doktora uğramadığı için önce bir azar işitir. Ama ameliyat fikrinden çok önceden vazgeçtiği için sadece belirtileri azaltacak ilaçlarına devam etmektedir. En son Tae Yang’la tanıştığı gün doktora gelmiş ve o zaman kurtulma şansının yüzde on olduğunu öğrenmiştir. Üstelik bu evreye gelebilmek için aylarca ilaç kullanmış ve tümörün büyümesi engellenmiştir. Zaten umudu olmayan Song-i kalan umut kırıntılarını o gün tamamen kaybetmiştir. Üstelik bu ameliyattan tamamen sağlıklı çıkma ihtimali bile yoktur. İlk öğrendiği günden itibaren ameliyat fikrine karşı çıkmıştır ve şimdi o günden tam iki buçuk yıl sonra acı çekmiş olmasına rağmen yaşamıştır. Song-i doktorun yükselen sesiyle kendine gelir. “Artık beklemeye zamanın yok Song-i, bundan sonra belirtiler artacak. Baş dönmesi, mide bulantısı,  görme bozuklukları, hatta son evrede halisülasyonlar. Artık ilaçlarla da önüne geçemiyoruz. En geç bir ay için de bana fikrini söylemelisin. Avusturya’dan daha önce böyle bir ameliyat yapmış bir doktor ülkemize geliyor. Eğer ameliyata karar verirsen, senin için onunla görüşeceğim. Lütfen kendine bir şans tanı.” diye adeta kıza yalvarır. Song-i “Zaten kendime bir şans verdim ve iki buçuk yıl fazladan yaşadım.” diye gülümser. Doktor kızın bu karşı gelmelerine alıştığı için son olarak “Sana açık açık söylüyorum artık çok az zamanın kaldı, biraz daha fazla yaşamaktansa bir ömür boyu yaşama şansın var. Az da olsa bunu değerlendir Song-i, lütfen çok iyi düşün önünde düşünmek için bir ayın var. Doktor bir ay sonra Seul’e gelecek.”

Song-i hastaneden çıktığında aklında hiç bir zaman sıcak bakmadığı ameliyat fikri vardır. “Off zaten o parayı bulamam.” diye bu fikri kafasından atmaya çalışır. Çünkü yıllar önce  hiç bir umut ışığı bırakmadan kendine bir yol çizmiştir. Tüm hayatını değiştirmiştir. İlk başta Kim Sun’dan ayrılmış. Daha sonra okulu ve arkadaşlarını bırakmış, yeni bir eve taşınmışlardır. Annesinin ise tek bildiği kızının sevdiği adam tarafından terk edildiği ve buna katlanamadığıdır. Sevdiği insanları üzmemek adına ortalandan kaybolmayı seçmiştir. Ama bunca kaçışın ardından karşılaşmak istediği en son kişiyle Kim Sun ile karşılaşmıştır. Şuan için aklında bir sürü soru vardır. Vermesi gereken bir karar ve sonuçları… Tea Yang’a bir söz vermiştir ve daha dört ay bile olmadan bu sözden geri mi dönecektir? Üstelik  ona nedenini söylemeden nasıl ayrılacaktır? Annesine nasıl söyleyecektir? Tüm bu sorulardan kurtulmak için hastaneden çıktığı ilk gün gibi gözlerini kapatır ve esen bahar rüzgarının yüzüne vuruşunu hisseder. Ama bu sefer işe yaramamıştır, bu sefer her şey o kadar karışmıştır ki bunları yok sayıp hayatına devam edemez. Sabahtan beri yaşadıklarının üzerine doktorun söyledikleri de eklenince bu yükün altında ezileceğini hisseder. Bu durumda ona en iyi gelen şeylerden birini yapar ve annesini arayıp bu gece evde kalacağını haber verir.  Ancak önce gidecek bir yeri vardır.

Her hastane ziyaretinden sonra ayakları onu bir şekilde Kim Sun ile ayrıldığı yere getiriyordur.   Song-i göle iyice yaklaşarak çimlere otutur. Ve tüm gün kendini sıkmanın verdiği şiddetle ağlamaya başlar. Etrafındaki insanların ona bakmasına aldırmadan, geleceğine, geçmişine, sevdiklerine, yaşayamadığı hayallerine ağlar. Sonra çimlerin üzerine yatarak “Karların erime mevsimi geldi de geçiyor Song-i, sanırım fazla bile kaldın.” diyerek gözlerini kapatır. Bir süre böyle kaldıktan sonra gitme vakti gelmiştir.

Bu sıralarda Kim Sun odasında yerinde duramıyordur. Aklına gelen düşüncenin ağırlığından olsa gerek, odanın içinde volta atıp durur. En sonunda dayanamaz ve hızlıca kapıyı açar. Bir solukta kendini Tae Yang’ın odasının önünde bulur. Kararını değiştirmeden sekretere söyler. Sekreter içeri girebileceğini söylediğinde derin bir nefes alarak girer. “Şey rahatsız ettim ama Song-i’nin durumunu soracaktım.” diye söze girdiğinde Tae Yang anlamaz gözlerle bakar. “Durumu derken? Song-i iş yerinde değil mi?” diye sorunca Kim Sun çok şaşırır. “Bugün biraz  kötüydü de eve gitmesini söylemiştim. Siz biliyorsunuz diye sorayım dedim.” diye söylediği anda Tae Yang telaşlanır “Nasıl kötüydü, bir şey mi oldu?”  diye sorar. Kim Sun’da en az Tae Yang kadar şaşkındı ama nedeni onun karısının nerede olduğunu bile bilmemesiydi. “Başı dönüyordu ve midesi bulanıyordu.” diye cevaplamaya çalışır. Tae Yang aceleyle telefonu alıp kızı arar “Neredesin?” diye telaşla sorar. Bu sırada Kim Sun odadadır ve Tae Yang’ın konuşmalarını dinler. Tea Yang “Seokchon Gölü mü?” der demez bir anda dikkat kesilir.  Tae Yang elinde telefon masaya oturarak devam eder, “İyi misin? Doktora gittin mi? , Duyarım ben.”,  “Pekala annene selam söyle. Yarın görüşürüz.” diyerek telefonu kapatıp Kim Sun’a dönüp  “Doktora gitmiş ve midesini üşüttüğünü söylemiş. İyiymiş. Sorduğun için teşekkürler.” der. Kim Sun eğilerek selam verip çıkar. Bu odaya gelirken aklında olan tek şey Song-i’nin iyi olup olmadığıdır. Çıkarken ise soru yağmuruna tutulmuş gibidir. Song-i neden eşine haber vermemiştir? Seokchon Gölüne neden gitmiştir? Bu kovulma olayını Tae Yang’a nasıl söyleyecektir? Üstelik Song-i ona bahsetmediyse hala burada çalışabileceğini düşünüyor demektir.

 

Ertesi sabah Song-i ayaklarını sürüye sürüye iş yerine gelir. Tüm akşamı annesi ve kardeşiyle geçirmek ona iyi gelmiştir. Hep birlikte eski anılarından, küçüklüklerinden bahsetmişlerdir. Sonra Song-i küçükken olduğu gibi annesinin yanında uykuya dalmiştir.  Dün gece düşünmeye ara verdiği tüm konular şimdi beynine üşüşmüştür ve kız bunların ağırlığıyla omuzları düşmüş bir şekilde ağır ağır yürür. Asansöre bindiği anda dün işten kovulduğu aklına gelir. “Kovuldum mu kovulmadım mı düzgünce söylemedi ki” diye düşünüp ilk olarak Kim Sun’un odasına uğramaya karar verir. Kim Sun ‘un pencereden dışarıya bakıp dün olanları düşünürken kız içeri girer ve “Günaydın.” der. Sun ona bakınca çok yorgun göründüğünü farkeder “İyi misin?” diye sorar. Song-i “İyiyim. sorduğun için teşekkür ederim.” diyip duraklayarak onun bir şeyler söylemesini bekler. Söylemeyince “Yarın konuşuruz demiştin. İşle ilgili..” diye söze başlar. Kim Sun masasına geçip oturarak kıza da oturmasını işaret eder. “Bak biliyorum seni işe Tae Yang aldı ama bizim departmanda daha fazla çalışacağını düşünmüyorum. Yani sende biliyorsun, devam edersen diğerleri tepki gösterecektir. O yüzden bu kararı sana ve eşine bırakıyorum.” dedikten sonra boğazına düğümlenen sözü sesli olarak söyleyebilmenin acısıyla “eşine” diye içinden  tekrar eder. Song-i kafa sallayarak “Haklısın en başından  burada çalışmak kötü fikirdi. Saçma bir inat yaptım. Üzgünüm, seni de zor durumda bıraktım.” derken içinden “Her zaman ki gibi” der.  Kim sun “Zor durumda bırakmadın. Böyle düşünme. Umarım mesleğine devam edersin. Burada olmasa bile en başından başlayabilirsin.”  der. Song-i sadece gülümsemekle yetinir. İçinden “En başından? Bunu bile sonlandırmaya cesaretim yokken, en başından başlamak?” diye düşünür. Her şey için teşekkür ederek odadan çıkar. Gidip masada ki eşyalarını toplamadan önce penceresinin önüne geçip oturur.

İşlerin içinden çıkamayan Jang “Acaba işe başlamakla kötü bir karar mı verdim?” diye düşünerek elinde dosyalarla yürürken, Song-i’yi her zaman ki yerinde görünce şaşırır. Kızın yanına giderek “Bugün erken mi mola verdin?” diye sorar. Song-i onu gördüğünde  “Evet. Hem de büyük bir mola verdim.” diye güler. Jang bir şey anlamadan kızın yanına oturur. Song-i onu gördüğünde bir kaç gün önceki sohbetleri aklına gelir “Biliyor musun Jang? Sanırım baharın geldiği farketmeyen bir tek sen değilsin. Ben de farkedemedim. Karların erime zamanı geldiğini farkedemedim.” diye pencereden bakarden çok uzaklara dalmış görünmektedir. Jang bir süre kızı seyrettikten sonra “Farkedemezsin tabi çünkü karlar erimedi ki” diyince Song-i birden dönüp çocuğa bakar. Jang gözleriyle aşağıda ki ağaçları işaret ederek “Şunlara baksana her yer hala bembeyaz. Karlar yerinde duruyor hem de en güzel en sıcak haliyle.” Song-i dışardaki kiraz çiçeklerine bakar, yukardan bakınca kışın karlar altındaki ağaçlarla aynı görüntüde olduğunu fark eder ve bunu farketmenin sevince ile gülerek Jang’a döner. Jang’da gülümseyerek yüzünü kızınkine biraz daha yaklaştırır

“Üstelik burada bir kar tanesi daha var. Hiç erimeyen.”

8. Bölümün Sonu

Notlar: *Resimler için Ser-Min çinguma teşekkürü borç bilirim;) *Ba Lam’a “Topuklu Felaket” lakabını bulan Lee’ye de teşekkürler.

Reklamlar