You are currently browsing the category archive for the ‘10. Bölüm’ category.

BİR KAR TANESİ OL

10. BÖLÜM

Kim Sun hala asansör önünde duyduğu sözleri düşünür. Tae Yang Song-i’ye “Eğer bir gün birine aşık olursan o kesinlikle Jang olmayacak tamam mı?”  demiştir. Bir adam karısına nasıl böyle bir şey söyler diye düşünürken Ba Lam yan koltuktan onu izlemektedir. Sun’un dalgın olduğunu görünce “Canın sıkkın görünüyor.” der. Sun bir anda irkilerek “Yo, sadece bir şey düşünüyordum.” diye geçiştirmeye çalışır. Sonra  “Tae Yang’ı önceden tanıyorsun değil mi? Nasıl biri?” der. Lam bir an şaşırarak  “Çocukluğumdan beri tanırım onu, ailelerimiz uzun yıllar birlikte iş yaptı. Ama nasıl desem Tae Yang her zaman insanlarla arasına mesafe koyar. Çocukluktan beri böyledir. Yani onu iyi tanıyorum desem yalan olur.”  der. Sun kafa sallayarak sözlerine devam eder “Peki Song-i ile ne zaman tanıştı ne zaman evlenmeye karar verdi biliyor musun?” diye sorunca Lam’ın bir an yüzü düşer. Sonra toparlanarak “Siz Song-i ile okul arkadaşıydınız değil mi? Şimdi hatırladım. Aslına bakarsan bunu kimse bilmiyor. Bir gün eve gelip ailesine ben evlendim deyiverdi. O gün bende oradaydım.” der. Sun şaşırarak “Nasıl yani gizlice mi evlendi?” diye heyecanlı bir şekilde sorar. Lam sakinliğini koruyarak “Evet öyle görünüyor. Üstelik dengi olmayan bir kızla.” diye Song-i’e laf vurduktan sonra Sun’a dönerek “Sen bilmiyor muydun? Song-i arkadaşın sonuçta.” der. Sun kafa sallayarak “Okuldan sonra hiç görüşmedim.” der ve arabanın camını açar kafasında ki şüpheleri toparlayarak bir sonuca varmaya çalışır. Sonunda parti alanına gelmişlerdir. İçeri girip Ba Lam’ın ailesine merhaba dedikten sonra masalarına geçerler. Kim Sun etrafa göz gezdirirken kapıda Song-i’yi görür yanında daha önce iş yerinde gördüğü genç bir çocuk vardır. Tae Yang onların yanına gelerek Song-i’nin koluna girer ve ailesinin yanına götürür. Kim Sun onları izlemeye devam ederken Song-i’nin bugün çok güzel olduğunu düşünür. O sırada Ba Lam onu bazı iş adamlarıyla tanıştırmak ister.

 

Kim Sun, Song-i’nin masadan kalktığını görünce yanına gidip bu meselenin aslını öğrenmek ister. Tam adım atacakken Jang’ın da kızın peşinden gittiğini görür. Jang’da yukarı çıktıktan sonra Sun arkasından yavaş yavaş çıkar. Kapıya geldiğinde  konuşmalarını oradan duyduğunu fark eder. Tam bu sırada ayak sesleri duyunca refleks olarak birden kapının arkasına saklanır. Seslerden gelenin Tae Yang olduğunu anlar.  Tae Yang terasa çıkıp “Aşağı inmemiz lazım.” diye bağırır.  Jang  “Biraz sakin olur musun?” der. Tae Yang  “Sakin mi olayım. Ben dedikodulardan kaçmak için evleniyorum. Siz de burada  başbaşa yeni dedikodulara davetiye çıkarıyorsunuz. Bir de Tae Yang’ın karısı kuzeniyle aldatıyor diyenler mi uğraşayım? Bunu mu istiyorsunuz?” diye sesini yükseltir. Kim Sun’un sesini daha önce duymadığı biri  “Biraz sessiz olun.” diye uyarır. Kim Sun bulunduğu yerden çıkıp ne olduğunu görmek istiyordur ama bunun için çok geç kalmıştır. Bu durumdayken çıkıp onlara yakalanırsa kötü olacaktır. Song-i  ”Özür dilerim haklısın dikkat etmem gerekiyordu.” diyerek Tae Yang’dan özür diler.   Jang  “Bir de özür mü diliyorsun? Bu ne bencillik. Adam sevgilisiyle rahatça yaşamak için senin tüm hayatını engelliyor. Bir de özür diliyorsun.”  diyerek Song-i’ye bağırır. Tae Yang “Bu seni hiç ilgilendirmez bu ikimizin arasında.” der. Jang  “İlgilendirir. Song-i’yi bir eşya gibi kullanmana izin vermem.” der. Kim Sun duyduklarının etkisiyle donup kalır. Sabahtan beri çözmeye çalıştığı olay aydınlığa kavuşmaktadır.  Tae Yang “Onunla bir anlaşma yaptık ve buna uymalıyız. Bu kullanmak değil. Kesinlikle değil.” diyince  Song-i “Yeter artık iyice saçmaladınız. Burda söz konusu olan benim ve hiçbir şikayetim yok. Kesin artık. Ben aşağıya iniyorum.”  deyince Kim Sun kızın sesinden ne kadar üzgün olduğunun anlar. Göğsünün sıkıştığını hisseder, şuan hem Song-i’ye kızmaktadır hem de onun için üzülmektedir. Ayak seslerini duyunca iyice köşeye geçer gelen Song-i olmalıdır. Kız biran duraklar, arkada gelen biri “İyi misin?” diye sormaktadır. Kim Sun kız için endişelenip tam ortaya çıkmak üzereyken Song-i “İyiyim ben. Sen Tae Yang’la ilgilen ve o ikisini birbirinden uzaklaştır.” diyip aşağı iner.

Kim Sun diğerlerinin de aşağı inmesini bekler. Tüm sesler kesilince daha fazla dayanamaz ve duvara tutunarak yere çöker. Biraz önce duyduklarına göre Song-i’nin evliliği bir anlaşma üzerine kuruludur. “Neden, neden böyle bir şey yaptı?” diye düşünmekten nefes alamaz ve kalkıp terasa çıkar.

Tae Yang’ın evinin önüne gelen Jang arabayı park edip yan koltukta uyuyan Song-i’ye bakar. Huzurla uyuduğunu görünce onu kaldırmaya kıyamaz ve bir süre bekler. Çeketini çıkarıp kızın üzerine örttüğü anda Song-i uyanır. Gözlerini açmaya çalışarak “Eve geldik mi?” diye sorar. Jang gülümseyerek “Geldik ama seni uyandırmak istemedim.” der. Song-i kapıyı açarak “Bıraktığın için teşekkürler. Senin geceni de mahfettim istersen geri dönebilirsin, hala devam ediyordur parti.” der. Jang’da inip kızın yanına gelerek “Sana bir sır verim mi?” der. Song-i başı döndüğü için birden dengesini kaybeder. Jang kızın kolundan tutarak “Dur yardım edeyim.” der ve kapıya kadar eşlik ederken “Bence doktora gitmeliydik.” der. Song-i “Birazcık uyusam iyi gelecektir.” diyerek şifreyi girer ve içeri girer. Jang’a tekrar teşekkkür edip kapıyı kapatır. Jang kapının önünde durarak “Demek sır vermemi istemiyorsun. Oysa ben bu partiye sadece seni görmek için geldiğimi söyleyecektim.” der ve gülümseyerek geri dönüp arabasına biner.

Bu sıralarda Tae Yang misafirlerle ilgilenme işi bitince masaya gelir ve Leun’u yalnız görür. Leun “Song-i aradı elbisesine bir şey olmuş. Bu yüzden eve gitmiş.” der. Tae Yang “Jang bırakmış tabi değil mi?” diyip sinirden ellerini yumruk yapar. Leun kafasını sallar. Tae Yang ayağa kalkarak “Sen de eve git o zaman. Ben de birazdan çıkacağım.” der ve gider. Gecenin sonlarına doğru Tae Yang ailesiyle görüşüp dışarı çıkmak üzereyken teras merdivenlerinden inen Kim Sun’u görür. Gece boyunca onu hiç görmediğini düşünür ama bugün düşünücek o kadar çok seyi vardır ki buna ayıracak zamanı yoktur.

Kim Sun merdivenlerden ağır ağır inerken  Lam onu görür ve bir hışımla yanına gelir. “Bir saattir seni arıyorum. Neredesin?” diye sitemlerini iletir. Kim Sun “Çok özür dilerim. Bir kaç telefon görüşmesi yaptım yukarda.” diye atlatmaya çalışır. Lam suratını asıp Kim Sun’un koluna girerek “Haydi biz de gidelim artık.” der.

Leun eve geldiğinde doğruca Song-i’nin  odasına gider ama kız çoktan uyumuştur. Kapıyı sessizce örterek kendi odasına gidip duş alır. Tam duştan çıkınca Tae Yang bir hışımla odaya girer ve çeketi çıkarıp yere fırlatır. Leun şaşkın şaşkın onu izler. Tae Yang çeketine uyguladığı şiddeti  kravatına ve gömleğinede uygular. Leun “Sakin ol biraz. Git duş falan iyi gelecektir.” desede Tae Yang onu dinlemez pantolonunuda çıkardığı gibi yatağa girer. Leun şaşırarak “Vuhaa bırak duşu ellerini bile yıkamadan yatağa girdi. Bunu bir yere yazmalıyım. Bu tarihi bir an.” diye Tae Yang’ı neşelendirmeye çalışsada ondan ses çıkmaz. İstediği tepkiyi alamayınca yorganın altından yavaşca yataga sokulur ve sarılır. Tae Yang birden irkilerek “Ah hala ıslaksın. Düzgünce kurulansa.” diye kızar ama Leun kollanı onun beline sarmış bırakmaya hiç niyeti yoktur. “Sinirin geçene kadar bırakmayacağım ona göre.” diyip kafasını sallayarak henüz kurutmadığı saçlarıyla Tae Yang’ı ıslatır. Tae Yang sonunda pes ederek “Tamam sinirlenmicem bırak hadi.” desede Leun “Tabi bende inandım. Hem sen tam olarak neye kızdın söyle bakalım. Jang ve Song-i’nin terasta baş başa olmalarına mı, yoksa Song-i’nin erkenden çıkmasına mı?” Tae Yang dudaklarına büzerek “İkisine de.” der. Leun’da onun taklidini yapıp dudaklarını büzerek “Oy ikisine de mi?” der. Tae Yang Leun’un suratına bakıp kahkaha atar. “Ahaha bir kere senin dudaklar büyük olduğu için komik oluyorsun. Benim ki karizmatik oluyor.” der. Leun gülerek “Ah karizmatikmiş hiç aynaya baktın mı sen? Bildiğin mızmız çocuklar gibi hıh.” diyince Tae Yang “Ne mızmız çocuk mu, kimmiş çocuk.” diyip Leun’u gıdıklamaya başlar. Leun bir yandan Tae Yang’ı bırakmamaya çalışsa da kahkalarına engel olamaz. En Sonunda oda Tae Yang’ı gıdıklama başlar. Sonunda Tae Yang Leun’un iki elini de yakalayıp sıkı sıkı tutar. “Şimdi kim kimi bırakmıyormuş görelim.” der ve Leun’un dudaklarına uzanır. Tam öpecekken Leun başını çevirir ve “Daha ellerini bile yıkamadan yatağa girdin kesinlikle olmaz.” der. Tae Yang şaşkın şaşkın bakar. Leun “Çok ciddiyim doğru banyoya.” diyip uzaklaşabildiği kadar uzaklaşır. Tae Yang suratını asıp homurdanarak yataktan çıkıp banyoya gider. Leun gülerek “Ha ha her zaman bu bahaneyle sen beni banyoya gönderiyordun, şimdi sıra bende.” diye bağırır. Sonra yatağa uzanıp “Oh her şey eski haline döndü. Gerilimli ortamları hiç sevmiyorum hiç.” diye kendi kendine mırıldanır.

Sabah yavaş yavaş aşağıya inen Song-i, Tae Yang’ın gazabından korkmaktadır. Ayak ucunda merdivenleri indikten sonra sinsi sinsi mutfağa girer. Leun ve Tae Yang çoktan kalkmış kahvaltı yapıyorlardır. Tae Yang her zaman ki gibi kahvesini eline almış bir yandan Ipad’iyle haber sitelerinde turluyordur. Song-i “Günaydın.” diyerek masaya oturur. Leun “Günaydın. Seni uyandıracaktım ama işe gitmediğin için uyumak istersin diye düşündüm.” diyip ona da bir kase pilav koyar. Song-i suçlular gibi kenara pısıp yemeğini yerken birden “Çok özür dilerim.” der. Leun ve Tae Yang ona dönünce sözlerine devam eder “Dün gece hatalı olan bendim. Yani Jang gelince hemen aşağıya inmeliydim. Bir de tabi erken ayrılmaz zorunda kaldım ama beyaz elbisenin gazabına uğradım diyelim. Bir daha böyle bir şey olmayacak. Özür dilerim.” diyip koonuşmanın başından beri tuttuğu nefesini bırakır. Tae Yang gülerek “Özür mektubun bittiyse kahvaltını bitir ve bu hafta ev temziliği sana ait.” diyip masadan kalkar. Song-i hibir şey anlamaz Leun’a dönüp “Affetti mi şimdi?”  der. Leun kafa sallayarak “Sinirli olsaydı hiç konuşmazdı. Ben onun siniri aldım gece merak etme.” diyip göz kırpar sonra “Ah sinirlendiriyorsunuz sevgilimi sonra hep ben çekiyorum olmaz ki ama cık cık cık.” diye söylenirken Tae Yang “Leun! seni de bırakmamı istiyorsan acele edersin.” diye bağırınca tabağındakileri aceleyle ağzına tıkıştırıp kalkar.

Song-i masada yalnız kalınca “Yani şimdi affettimi hala anlamadım.” diyip omuz silker sonra kendi kendine güler. Yemeğini bitirdikten sonra ilk önce mutfaktan başlayarak temizliğe girişir. Leo onunla beraber tüm odaları gezer ve Song-i sürekli onu kovunca oda küsüp bir köşeye kıvrılır. Alt katı bitirince tüm enerjisinin tükendiğini hisseder ve kanapeye uzandığı gibi uyuyakalır. Leo’nun suratını yalamasıyla uyanan Song-i akşam olduğunu görünce hemen mutfağa gider ve yemek yapılacak malzemelere bakar. Bu sırada Leo gözlerini dikmiş onu izlemektedir. Song-i köpeğe bakıp “Bir şey istiyorsun ama ney?” diye sorar. Leo soruyu anlamış gibi gidip mama kabını getirir. Song-i kabı görür görmez “Hii sabahtan beri bir şey yemedin mi sen? Çıkmadan  Leun beslerdi seni, ama bugün unutmuş. Gelince ondan öcünü alırsın oldu mu?” derken bir yandan mamasını önüne koyar.

Eve ilk gelen her zaman ki gibi Leun’dur. Leun’dan sonra gelen Tae Yang  “Hım güzel şeyler kokuyor. Ne var yemekte diyip” mutfağa dalar. Tam tencereye elini atmışken Song-i eline vurarak “Önce eller yıkanıcak.”  der. Tae Yang  şaşırmış ve korkmuş korkmuş bakarak “Bu evde de bir el yıkamadır gidiyor.” diye trip atıp yukarı çıkar. Song-i bu kadar tepki vermesine anlam veremez ama “Senden öğrendik.” diyip Leun’a bakar. Bu sırada Leun gülme krizlerine girmiştir. Song-i onlar yemeğin tadına bakarken onları izleyip suratlarından nasıl bulduklarını anlamaya çalışır. Dayanamayıp “Eee nasıl olmuş?” diyince Leun “Öyle acıklı acıklı bakmaya devam edersen iğrenç bile olsa güzel diyeceğiz.” der. Song-i “Tamam bakmıyorum adil davranın.” diyerek yemeğini yer ama göz ucuyla hala takip etmektedir. Leun gülerek “Tamam tamam gayet güzel.” der ama Song-i “Senin beğenmen sayılmaz sen yenilebilen her şeyi seviyorsun zaten.” diyip Tae Yang’a bakar. Tae Yang “Nasıl olsun işte klasik yemek.” der. Leun kahkaha atıp Song-i’ye karşıdan dil çıkartmaktadır. Song-i “İyi o zaman bundan sonra o klasik yemeklerden isteriz dışardan.” diyip yemeğini yemeğe devam eder. Tae Yang sinsi sinsi gülerek “Tamam yaa bir şaka yaptırmıyorsunuz. Güzel olmuş, ellerine sağlık.” dese de Song-i sessizce  “Ne zaman şaka yapıp ne zaman ciddi olduğun belli olmuyor ki.” der. Kafasını kaldırıp Tae Yang’la göz göze gelince “Ahaha ben de şaka yaptım canım.” diye geçiştirir. Bu sırada Leun kendi kendine çok eğleniyordur.

Song-i günlerini evde planını bitirmekle geçirir. Bu planın hiç bir işe yaramayacağını bilse de bir işi bitirmiş olmanın sevinciyle geriye doğru yaslanır. Gözlerini kapatıp düşününce doktorun verdiği bir aylık sürenin neredeyse sonuna gelmiştir. “Ben kararımı çoktan verdim.” diye içinden tekrar eder. Annesini ziyarete gitmek için hazırlanıp çıkar. Tüm öğleden sonrayı orada harcadıktan sonra şirkete gidip Tae Yang’la birlikte eve dönmeye karar verir. Şirketin önünde taksiden inince  Kim Sun’un Ba Lam’ın arabasından indiğini görür. Daha fazla görmek istemediğinden hızlıca kapıya yönelir. Kim Sun, Ba Lam tarafından her zaman ki gibi ısrarla öğle yemeğine davet edildiği için bu sefer kabul etmek zorunda kalmıştır. Göz ucuyla Song-i’yi görünce ona yetişmek için Lam’a teşekkür edip hızla yürür. Günlerdir ona ulaşmaya çalışmıştır. Song-i asansöre biner kapı tam kapanmak üzereyken Sun yetişir. “Merhaba” diyerek içeri girer. Song-i onun asansöre nasıl yetiştiğine anlam vermeye çalışarak “Merhaba.” der. Kim Sun nereden başlayacağını bilmiyordur “Nasılsın?” diye sorar. Tam o anda bir gürültüyle asansör durur. İkisi de etrafına bakıp sonra birirlerine bakarak “Kaldık mı?” diye sorarlar. Song-i’nin telaşlandığını gören Kim Sun “Merak etme birazdan sorunu çözerler.” diye teselli etmeye çalışır. Sonra aklına bir şey gelir ve gülerek Song-i’ye “Yine tekme atarsan belki çalışır.” der. Song-i şaşırır ve Kim Sun’a bakarak gülümser.

~*~

Üniversite sınavına bir ay kala Song-i ‘de stress kırıntıları bile yoktur. Lise son sınıf çok yoğun geçmektedir. Bu yüzden arkadaşıyla buluşup kendilerine bugün tatil ilan etmek istemiştir. Ama arkadaşının kursta işi olduğu için orada buluşmayı tercih etmişlerdir. Song-i kursa gitmemiştir çünkü kardeşinin okul masraflarıyla birlikte annesine yeterince yük olduğunu düşünür. Kapıdan girince etrafına bakarak asansörü arar ve sonunda görür. Asansöre bindiğinde kapı kapanmak üzereyken birinin eliyle kapıyı durdurduğunu görür. Çocuk elindeki kitapları düzelterek asansöre biner. Gözlüğünü düzeltip Song-i’ye gülümser. Song-i’de bu gülümsemeye karşılık verir. O anda asansör tam iki kat arasında durur. Çocuk endişeli bir ses tonuyla “Kahretsin,deneme  sınavına  geç kalıcam.” der. Song-i bir çocuğa bir kapıya bakar ve  geri çekilip kapıya bir tekme atar. Tam o anda asansör çalışır. Çocuk şaşkın şaşkın kıza baktığında, Song-i   “Bizim apartmanda ki asansör hep böyle çalışır.” diyip omuz silker. Çocuk gülümser ve ineceği katta asansör durduğunda “Teşekkürler.” diyerek çıkar.

~Seul Üniversitesi~

Kim Sun okulun ilk gününden aynı bölümü kazandığı arkadaşlarıyla anlaşıp gelmiştir. Dört  arkadaş sınıfın en arkasında ve yıllarca oturacakları sıraları seçip yerleşmiştir. Kang biraz önce bahçede gördüğü ve ilk görüşte aşık olduğunu iddia ettiği kızdan bahsetmektedir. Sun çocuğun kafasına bir tane vurarak “İlk görüşte aşk diye bir şey yok.” der. Min Ho bir kahkaha atarak “Aşk hakkında konuşana da bakın. Lisedeyken  sevgilimden ayrıldım diye ağlayan kimdi.” Sun hemen savunmaya geçerek “Ne alakası var şimdi. Ben hiç aşık olduğumu söyledim mi?” diyince gruptan bir “Vuuu” sesi yükselir. Kang “Yoksa aşka inanmıyor musun?” der. Sun “Yok artık o kadar da değil. Aşka inanıyorum ama ilk görüşte aşka inanmıyorum. O sadece anlık bir beğenidir.” derken birden gözü kapıdan giren kıza takılır. Kız  yağmurdan ıslanmış bir şekilde ağır ağır sınıfa girer. İlk günün heyecanı gözlerinde ki parıltıdan anlaşılıyordur. Saçlarını başında topuz yapmıştır ama ıslanınca saçlarını açıp kafasını sallar. Önlerden kendine bir yer seçip oturur ve ıslak çeketini çıkarmaya çalışır. Kim Sun gözlerini kırpmadan kızı izler. Kang ellerini Sun’ın suratının önünde sallayarak “Hey kendine gel. Dondun kaldın.” der. Sun hala aynı yere bakıp “İlk görüşte aşka inanmıyorum ama ikinci görüşte aşk diye bir şey var.” der. Bu sözden sonra hepsi dönüp Sun’ın baktığı yere bakarlar. Tam bu anda Song-i izlendiğini hissetmiş gibi dönüp arkasına baktığında en arka sıradakilerin aynı anda ona baktığını görür. Önüne dönüp saçlarını düzeltirken “Heralde sırılsıklam olduğumdan.”  diye düşünüp çıkardığı çeketini kuruyacak biçimde sırasına koymaya çalışır.

Bundan bir yıl sonra okulun ikinci yılında Song-i ve Kim Sun sınıfta oturuyorlardır. Kim Sun sırasına uzanmış kimsecikler yokken dinleniyordur. Song-i ise bir sonra ki derste anlatacağı konu için ezber çalışması yaparken Kim Sun birden kalkıp “İlk karşılaşmamızı hatırlıyor musun? diye sorar. Song-i “Hatırlamaz mıyım?” diye cümleye başlayınca Sun’ın suratında kocaman bir gülümseme oluşur. Song-i “Okulun ilk günü ben sırılsıklam olmuştum ve siz arkadan bana acayip acayip bakıyordunuz.” diye devam edince Sun’ın suratında ki gülümseme oluştuğu hızla kaybolur. Sun sitemkar bir sesle “Ne? Beni acayip acayip bakan biri olarak mı hatırlıyorsun yani?” diyip sıraya kapanır. Song-i bir süre anlamadan baktıktan sonra “Ahaha ne oldu şimdi, siz de öyle bakmasaydınız ne yapayım.”  diyip Sun’u kapandığı sıradan kaldırmaya çalışır. Sun bir şeyler homurdanır ama Song-i ne olduğunu anlayamaz “Ne diyorsun, anlamıyorum.” diyip Sun’a iyice yaklaşınca, onun “İlk karşılaşmamız o değildi.” dediğini duyar. Şaşırmış bir şekilde “O değil miydi? Neredeydi? Yolda falan diyeceksen yürüken insanların suratına hiç dikkatlice bakmam.” der. Kim Sun sonunda başını kaldırarak “Yolda da değildi.” Song-i pes ederek “İpucu ver bari.” der. Kim Sun suratını asıp “Asansör” diyince Song-i kahkaha atarak “Ohoo ha yol ha asansör. Asansöre birlikte bindiğim her insanı hatırlayamam ya.” cümlesinden sonra Sun küsüp yerinden kalkar. Song-i arkasından baka kalıp “Nesi var bu çocuğun bugün. Hala hatırlayamıyorum acaba çok özel bir şey miydi?” diye söylenerek kalkar. Sun’ın arkasından giderken bir yandan da nerede tanışmış olabileceklerini düşünür. Sun çoktan bahçeye çıkıp banklardan birine oturmuştur. Song-i karşısına geçip ayaklarına tekme atar, Sun “Ah acıdı.” diyerek kıza bakar. Song-i gülüp “Buydu değil mi?” der. Sun yeni anladığı için gülerek “Evet buydu. Ama daha yeni hatırladın.” der. Song-i yanına oturarak “Ama ben o hareketi çok sık yaparım. Bizim asansör sürekli bozulur. Yani alıştığım için unuttum. Sen ne yapıyor bu deli kız diye düşündüğünden unutmamışsındır.” diyerek dirseğiyle dürter. Sun “Hiç de bir kere, sen benim sınava yetişmemi sağladım. Minnetter olmuştum.” der. Song-i çocuğun yanaklarından tutup sıkarak “Hii yoksa o zaman mı aşık oldun bana.” der. Sun “Ben ilk görüşte aşka inanmam.” diyince Song-i önüne dönüp “Peki o zaman.” der. Sun yandan kıza bakıp gülerek “Ama ikinci görüşte aşka inanırım.” der. Song-i çocuğa dönüp “Yani okulun ilk günü mü?” der. Sun kafa sallar, Song-i “Yani o yüzden öyle bakıyordun?” Sun gülerek yine kafa sallar. Song-i çocuğun kafasının iki yanından tutarak öper. Daha sonra gülerek “Ahaha bende benimle dalga geçiyorsunuz falan sanmıştım.” der. Sonra bir an duraklayarak “Peki neden daha önce söylemedin?” diye sorar. Sun omuz silkip “Sen de hatırlıyorsun sandım.” diyip somurtur. Song-i çocuğa sarılarak “Demek ikinci görüşte aşk ha?” der. Sun kızı omuzlarından tutup tam karşısında alır ve gözlerinin içine bakarak açıklamaya başlar  “İlk görüşte birine aşık olunmaz eğer öyle olsaydı şimdiye yüzlerce keze aşık olmuştuk. En fazla o kişiden etkilenirsin. Eğer onu bir daha görüyorsan ve bir daha aynı etkiyi hatta daha fazlasını yaratıyorsa işte o zaman ilk başta onu daha önce  gördüğünü hatırlarsın sonra şimdi ne güzel göründüğünü fark edersin daha sonra o zamanda çok güzel olduğunu ve ömrün boyunca senin için çok güzel kalacağını farkedersin.  Bunu anladıktan sonra bunu çoktan farkedip hızlanmış olan kalbini dinlersin. Kalbin o anda çıkıp her şeyi haykıracak gibi atar. Gözlerini ondan ayıramazsın bir saniye bile.Ve o bir saniye  bir ömür gibi gelir. İşte böyle..” diyip utanarak başını öne eğer. Song-i tekrar sıkı sıkı sarılır. Kafasını Sun’ın göğsüne yaslayınca kalp atışalarını duyar. Sun’ın kalbi o günkü gibi atmaktadır.

~*~

İkiside bu günleri hatırlamanın verdiği o hisle birbirlerine gülümserler. Song-i arkasında ki duvara iyice yaslanarak “Bu kapıda  işe yarayacağını sanmıyorum.” der. Sun günlerdir kafasında kurduğu konuşmayı yapmanın tam zamanı diye düşünür. “Belki hala bir şansımız vardır.” der.  Song-i kafasını kaldırıp Sun’un gözlerini içine bakar. Sun asansörden bahsetmiyordur. Sun sözlerine devam eder “Tae Yang’la gerçekten evli olmadığını biliyorum.” diye günlerdir içinde tuttuğu cümleyi söyler. Song-i bu cümlenin yarattığı etkiyle başının döndüğünü hissedip duvara tutunur. Ağzından sadece “Nasıl?” sözcüğü çıkar. Sun kararlı bir sesle konuşmasına devam ederek “Nasıl öğrendiğimin bir önemi yok, biliyorum işte. Biliyorum ve artık buna bir son vermeni sitiyorum.” der. Song-i gözlerinden akan yaşları silerken Sun elini tutup “Sen saklamaya çalışsan da vücudun bunu gizleyemiyor. Sen de beni seviyorsun. O gün de söylediğim gibi hala aynı gözlerle bakıyorsun.” der. Song-i elini kurtarmaya çalışır ama Sun izin vermez. Şuan ne yapması gerektiğini bilmez. Kalbi yerinden çıkacak gibi atmaktadır bir de baş ağrısı ve baş dönmesi buna eklenince söyleyeceklerini toparlayamaz.

Sun onun bu sessizliğinden yararlanıp devam eder “Song-i, hatırlıyorsun değil mi? İkinci görüşte aşk gibi bu da ikinci şansımız olsun.  Bana ikinci bir şans verir misin?” derken Song-i’ye  iyice yaklaşır. Kızın gözyaşlarını silerek yüzüne doğru eğilir, tam öpeceği anda asansör çalışmaya başlar. Gürültüyle birlikte bir anlık boşluktan yararlanan Song-i ellerini Sun’ın elinden kurtarır ve göz yaşlarını silmeye çalışır. Asansör tekrar ilk kata inmiştir. Kapı açılınca bir sürü insanın kapıda beklediğini görürler. Teknik ekipten biri “Kusura bakmayın. Elektrikler kesilince jeneratör devreye giriyordu ama bu sefer asansör bağlantılarında sorun çıkmış. Düzeltmemiz biraz zaman aldı.” der. Song-i adamın tek kelimesinden bile anlamayacak haldedir. Kendini hemen dışarı atmak ister. Asansörden hızla çıkıp giriş kapısına doğru yürür.  Sun onun peşinden gitmek üzere adımı atmışken çalışanlardan biri arkasından seslenerek  “Efendim, size ulaşamadım. Toplantıya geç kaldınız herkes sizi bekliyor.” der.Kim Sun Song-i’nin arkasından bakarak içinden “En azından konuşabildim. Şimdi sıra onda.” der. Song-i dışarı çıkıp kendine oturacak bir yer bulduktan sonra elini göğsüne götürür hala eski atışına dönmemiştir. Derin derin nefes alarak kendine gelmeye çalışır. Sakinleştikten sonra tekrar Sun söylediklerini düşünür ve bir anda karar verip yerinden kalkar.

Doktor kulaklarına inanamayarak kızın söylediklerini tekrar eder “Yani ameliyat olmak istiyorsun öyle mi?” Song-i bu üçüncü tekrarı olduğu için derin bir nefes alıp “Evet olmak istiyorum dedim yaa. O kadar zorluyordun, şimdi yapmak istemiyor musun yoksa? Çok tehlikeli diye vaz mı geçtin?” der. Doktor telaşla cevap vererek “Yoo yoo tabiki hayır, vazgeçmedim. Sadece iki yıldır fikrini değiştirmek için uğraşıp duruyorum. Fikrini ne değiştirdi merak ettim.” diye  sorar. Song-i gülümseyerek:

“Benden ikinci bir şans isteyen biri için ben de hayattan ikinci bir şans istemeye karar verdim”

10. Bölümün Sonu