You are currently browsing the category archive for the ‘4. Bölüm’ category.

~ NUNSONG-İ  GAİB  ~

4. BÖLÜM

Tae Yang gözlerini açtığında yanının boş olduğunu farkeder. “Hayret bu çocuk bu kadar erken kalkmazdı.” diye söylenerek yataktan kalkar ve direk merdivenlere yönelir.  Aşağı inerken mutfaktan Leun ve Song-i’nin sesleri geliyordur. Song-i “Emin misin, ters tepki yaratmasın?” diye sorar. Leun “Bana güven, en iyisi bu.” derken Tae Yang mutfağa girer. İkiliyi kafa kafaya vermiş ciddi ciddi konuşurken görünce iyice şaşırır.  “Neyden bahsediyordunuz?” diye önemsemiyormuş gibi sorar. Leun masadan  kalkıp makinaya koyduğu pilavı çıkarır ve “Hıım bu sefer güzel olmuş.” diyerek tabaklara koyar. Song-i de kalkıp dolapla ilgilenmeye başlar. Masada tek başına kalan Tae Yang “Hey siz ikiniz, neler çeviriyorsunuz çabuk anlatın.” diye parmaklarıyla ikisini gösterir. Leun, onun bitmek bilmez merakını bildiğinden “Sadece akşam için birkaç taktik veriyordum.” der ve Song-i’ye göz kırpar. Tae Yang “Onun taktiklerini  dinleme sakın, 2 yıl oldu annem onu bir türlü sevmedi.” Song-i iki yılı duyar duymaz hemen sorar ” Sahi siz 2 yıldır mı tanışıyorsunuz? Peki nasıl tanıştınız?”  İki genç birbirlerine bakarlar ve hınzırca gülerler.  Bu kızın merakını iyice arttırır. Tae Yang “Bu  bir sır.” der ve Leun bakarak sus işareti yapar. Song-i “Ama ama haksızlık, bir bakıma size yardım ediyorum, bunu bilmem gerek.”  Tae Yang  kafa sallar, bir yandan da çok eğleniyordur. Sonra kahvesini alarak tekrar yukarı çıkar. Song-i meraklı bakışlarını bu sefer Leun’a çevirir, daha sorusunu sormadan Leun ” Öyle özel bir hikaye değil sadece seni meraklandırıyor.” der ve masaya oturup pilavına gömülür. Song-i’de tabağıyla ilgilenirken aklına Tae Yang gelir, “Neden yukarı çıktı kahvaltı yapmıyor mu?” Leun çoktan düşüncelere dalmıştır, aklına Tae Yang’la ilk tanıştıkları gün gelmiştir. Song-i’nin sorusuyla kendine gelir “Sabahları sadece kahve içer, bir tür alışkanlık.”

Bu sırada Tae Yang hızlıca merdivenleri iner, “Ben gidiyorum, millet. Leun sende acele et her zaman ki gibi işe geç kalıcaksın. Song-i akşama hazır ol, şöyle düzgün bir şeyler giy.” Tam çıkacakken kapının önünde gözlerini ona dikmiş Leo ile karşılaşır. “Ne sana da mı yapmam gerekenleri söyleyeyim. Oldu o zaman, Leo sende evde kal ve Song-i’yi bol bol yala.” der ve gülerek kaçar. Bunları duyan Song-i “Hey, sen..” diye mutfaktan çıkar çıkmaz Leo üzerine atlar ve sahibinin dediklerini yaparak kızın suratını yalamaya başlar. Mutfak kapısından bunu gören Leun kahkalarını tutamaz. Song-i “Orda dikileceğine al şunu üstümden, ahh bu kadar söz dinleyen bir köpek olmam hiç iyi değil tamam mı? Yeter ama kes şunu.” diye bağırınca köpek geri çekilir ve oturup Song-i bakar. “Tamam belki de söz dinlemen iyi bir şey.” diyip Leun’un yardımıyla yerden kalkar. “Ahh sanırım bütün iştahım kaçtı.” diyip koltuğa yığılır. “Nerde çalışıyorsun Leun?”, Leun kızın yanına oturup. “Bir restaurantta garsonum ve biraz daha oyalanırsam kavulmuş bir garson olacağım.” diyerek çeketini alıp kapıya yönelir. Song-i “Hey bir dakika, peki ben koca bir gün ne yapacağım tek başıma?” Leun, köpeği göstererek “Yalnız değilsin, içimden bir ses ikiniz çok eğleceksiniz diyor.” diye munzur munzur gülümseyerek evden çıkar. Leo kanepeye çıkıp Song-i’nin dizine yatar. Kızın köpeğin başını okşayarak “Baş başa kaldık Bayım, ilk olarak ne yapmak istersiniz. Şahsen ben şu salyalardan kurtulmak için duş alacağım. Ama bir daha yapmayacağınızın garantisini verir misiniz?” diyip eğilerek Leo’nun gözlerini bakar. Leo’da havlayarak onu onaylar.

Daha bir saat geçmesine rağmen sıkılmıştır. Tv kanallları arasında zapping yapmaktan parmakları yorulur ve kumandayı fırlatarak kanepeye uzanır. Onun uzandığını gören Leo kanepeye çıkmak için hamle yapınca Song-i “Aklından bile geçirme, otur çabuk.” der demez Leo oturur. Song-i “Vay canına gerçekten dilimizi anlıyor, sahibin gibi garipsin.” diyerek gözlerini kapatır ve uykusu geldiğini farkeder. Zaten bu günlerde ne zaman kafasını bir yere yaslasa üç gündür uykusuzluk çekiyor gibi hemen uykuyo dalıyordur. Yine Leo’nun yalamalarına mağruz kalarak uyanır, daha doğrusu uyandırılır. “Tamam, tamam acıktım biliyorum.” diyerek mutfağa gider ve Leo’nun mama kabını doldurur. “Al bakalım bugünlük sana torpil geçiyorum, biraz fazla yiyebilirsin.” Leo mamasına gömülürken, song-i evi tam olarak bilmediğini farkeder ve küçük bir keşfe çıkar. Üst katta daha önce hiç girmediği bir oda olduğunu görür ve yavaş yavaş kapıyı açar.

Sadece piyanonun olduğu bir odayla karşılaşır. “Vay canına bütün zenginler piyano çalmak zorundasınız, değil mi?” diye kendi kendine söylenir. Odanın garip bir huzuru vardır, bembeyaz bir oda ve tavandaki pencerenin altında bir piyano. “Geceleri daha güzel olduğunda bahse girerim” diyerek kapıyı kapatır  ve gece mutlaka buraya uğramaya karar verir.

Song-i bir şeyler atıştırıp odasına gider ve hazırlanmaya başlar. Eve ilk önce Tae Yang gelir. Girer girmez Song-i’ye seslenir: “Ben geldim, hazırsan hemen çıkalım.”  Song-i hızla merdivenlerden iner. Tae Yang onu baştan aşığı süzer ve “Hazır değilsin değil mi?” der. Song-i “Hazırım işte, yine mi beğenmedin?” Tae Yang kızı kolundan tutup dışarı çıkarır. “Artık yolda durup bir şeyler alırız.”  İkili yolda bir magazaya uğrayarak Song-i’nin tüm engellemelerine karşı belkide başka zaman hiç giymeyeceği 5 parça elbise alırlar. Bu akşam ki davet  için seçtikleri lacivert blazer ceket ve aynı renk etekle birlikte Song-i’ye değişik bir hava katmıştı. Tae Yang kızı şöyle bir süzerek “İşte şimdi oldu, kot pantalonla gitseydik annem  direk eve almazdı.” Song-i surat asıp arabaya doğru yürümeye çalışır çünkü topuklu ayakkabıları yalpalamasına neden oluyordur. Tae Yang onun bu halini görünce gülümseyerek kızın koluna girer. “Alışana kadar benden destek alabilirsin.” diyerek göz kırpar.

Sonunda eve ulaşırlar. Dev gibi bahçe duvarları olan ev dışardan bakıldığında kesinlikle görülmüyordur. Otomatik kapı açılınca kenarları heykellerle kaplı hiç bitmeyecek gibi duran yolun sonunda şato benzeri bir ev onları karşılar. Üçgen çatı ve pencereleri gören Song-i “Sanırım mimarınız gotik.” Tae Yang gülerek “Bilmem ben doğmadan önce yaptırılmış, büyükbabam gösterişli şeyleri her zaman sevmiştir.” der, birden aklına Song-i’nin mimari hakkında çok fazla şey bildiği gelir. Tam nedenini soracakken uşakları çoktan kapıları açmıştır. “Hoşgeldiniz efendim.” Song-i içeri girdiğinde gerginliği iyice artar. Ev öyle bir döşenmiştir ki İngiltere Kraliyet Sarayları buranın yanında sade kalır. Kendini toparlayan kız Tae Yang’a yaklaşarak “Birazdan bir yerlerden tavşan çıkmaz değil mi?” Tae Yang kıza ne diyorsun bakışı atar. Song-i “Boşver biran kendimi Alice gibi hissettim de.”  Tae Yang gülümser sonra da bu kadar gerginken gülümseyebilmesine kendi bile şaşırır.

İçeri geçtiklerinde tüm ailenin onları beklediği yüzlerinden belli oluyordur. Tae Yang’ın yanında kızı görünce birden suratları değişir. Tae Yang’ın annesi ayağa kalıp “Hoşgeldin oğlum, lütfen kendini bu kadar özletme.” diyerek oğluna sarılır. Babası söze girerek ébize önemli bir haber vereceğini söylemişsin sanırım hemen söyleyeceksin.” diyerek Song-i’ye bakar. Tae Yang memnuniyetsiz bir suratla “Evet ama telefonda ailecek olalım diye belirtmiştim.” der ve kanepede oturmakta olan kıza bir bakış atar.

Min Ba Lam bozulduğunu belli etmemeye çalışarak ayağa kalkar, “Sanırım bu söz banaydı, bugün için önemli işlerim vardı izninizle ben kalkayım.” diyince Tae Yang’ın annesi oğluna sinirlenerek  “Ahh kesinlikle olmaz, sende ailemizden sayılırsın lütfen otur.” der. Ba Lam kadını kıramadığı için oturmak zorunda kalır. Bu konuşmalardan sonra Song-i başlarda Tae Yang’n kız kardeşi olarak düşündüğü kızın aileden olmadığını anlar. Bu zamana kadar sessiz kalan Büyükbaba “Yanındaki bayanı bizimle tanıştırmayacak mısın?” diye Tae Yang’a sorar. Tae Yang kızın belinden tutarak yanına çeker ve “Tanıştırayım eşim Song-i, size vermek istediğim haber dün evlediğim haberiydi.” diye gayet rahat bir tavırla söyler. O an odanın ortasına bir uçan daire inse ve içinden minik yeşil yaratıklar çıksa ancak böyle bir şaşırmaya neden olur. Sessizliği kimse bozmaya cesaret edemez ama Anne daha fazla dayanamayak kanepeye çöker ve fenalaşır. Ba Lam hemen kadına yardım etmeye çalışır. Bu bayılma sayesinde sessizlik bozulur ve evdeki hizmetçiler dahil bir koşuşturma başlar.  Sonunda Anne kendini toplar , bunu gören Büyükbaba daha fazla dayanamaz ve “Bu ne büyük bir saygısızlık, bize daha büyük bir hakaret edemezdin. Eğer bizim istediğimiz biriyle evlenmek istemiyorsan en azından evlenmeden önce bize haber verebilirdin.” diye öğle bir konuşur ki sesi bütün evi kaplar. Song-i başlarda sevimli bulduğu Büyükbabanın korkutucu olduğunu düşünmeye başlar. Tae Yang sakinliğini koruyarak cevap vermye başlar, “Haber vermedim çünkü haber verdiğimde kabul etmeyeceğinizi ve engelleyeceğinizi biliyorum.” der. Büyükbaba bu cevap karşısında sesini iyice yükselterek “Birde cevap veriyor saygısız, defol evimden. Madem bu evdekilere saygın yok o zaman bu evde bulunmaya hakkın yok.” Tae Yang’ın yüzünde en ufak bir değişiklik yoktur. “Pekala gidiyorum, iyi akşamalar.” diyerek selam verir ve Song-i’nin elinden tutarak kapıya yönelir. Hızlıca arabaya binerler. Tam bu sırada Tae Yang’ın babası arkalarından gelerek arabanın yanında durur, Tae Yang camını açar. Adam “Büyükbabanı bilirsin siniri yakında geçer endişelenme.” diyerek oğlunu teselli eder. Sonra Song-i’ye bakarak “Tanıştığıma memnun oldum, Song-i, ayrıca ikinizide tebrik ederim.” der ve gülümser. Song-i de bunca olaydan sonra böyle bir söz duyunca çok mutlu olur ve o da “Memnun oldum.” diyerek selam verir.

Tae Yang ve Song-i  bir süre hiç konuşmadan yol alırlar. Sessizliği Tae Yang bozarak “Korktun değil mi?” der. Kız Tae Yang2ın suratında ki acı ifadeyi görünce doğruyu söylemez  “Yoo hayır korkmadım, üstelik bir tebrik ederim bile aldık daha ne isteyelim.” diye ortamı yumuşatmaya çalışır. Sonra daha fazla dayanamaz ve sorar “Büyükbaban bir daha bu eve gelme dediğinde ciddi miydi?” Tae Yang “Ahh onu merak etme bir süre sonra bu fikre alışır, ayrı eve taşındığımı ilk söylediğimde de aynı tepkiyi vermişti. Sonra evimi ziyarete bile geldi.” der. kız bu sözlerden sonra birazcık rahatlar ve “Demek ki senin bir şeyi önce yapıp sonra söylemerine alışıklar. Neden kimseye haber vermediğimizi şimdi anlıyorum.” der. Tae Yang gülümseyerek “Bizimkilere bir şeyi kabul ettirnin taktiğini öğrendim.” der. Arabada ki ortam artık eskisi kadar ciddi değildir, hatta olayı ilk öğrendiklerinde aile üyelerinin suratları hakkında geyik bile yaparlar. Song-i “Sanki bir dizi sahnesiydi hemde prime time olanlardan.” diyince Tae Yang kahkayı patlatır, “Sen ve şu prime time dizilerin.”  kız aldırmaz ve devam eder “Birden annenin Secret Garden’daki gibi yüzüme su fırlatacağını bile düşündüm. Hatta ne tarafa kaçaçağımı bile ayarlamıştım. Tüh keşke yapsaydı, çok kıvrak bir hareketle kaçacaktım.” diye suratını eşkitir. Tae Yang bu söz karşılık “ayrılman için para teklif etseydi de, eminin kabul ederdin değil mi?” Song-i hiç düşünmeden cevap verir: “Hah tabii ki ederdim ama ayrılmazdım” diyerek dil çıkarır. Sonra birden dank eder. “Aaa bunu bildiğine göre sende izliyorsun işte itiraf et.” Tae Yang’ın neşesi tekrar yerine gelmiştir. Song-i onu böyle görünce istediğini başardığını düşünerek rahatlar, “Bazen saçmalamalarım işe yarıyor.” diye düşünür. Tae Yang acıktığını hiseder “Ahh biz yemeğe gitmiştik değil mi? Ama tahmin ettiğim gibi yiyemedik, öyleyse dışarda yiyoruz. Zaten yer ayırtmıştım.” diyerek Song-i’ye göz kırpar.

Leun evde tembel tembel otururken, Tae Yang’dan bir mesaj gelir: “Tahmin etiğim gibi oldu, her zaman ki yerde yiyoruz, acele et.” Bu sırada Tae Yang ve Song-i restauranta varmıştır. Leun’u beklerken bir şeyler içmeye karar verirler. Tae Yang uzun zamandır aklını kurcalayan soruyu sorar. “Song-i bir şey soracağım, nikah günü Leun’un sevgilim olduğunu söylediğinde hiç tepki vermedim. Daha doğrusu beklediğim tepkiyi vermedin.”  Song-i gülerek; “Bende bu zamana kadar, bu soruyu sormadığına şaşırmıştım. Şey tepki vermedim çünkü şaşırmadım. Şaşırmadım çünkü biliyordum.” Tae Yang bu cevap karşısında şaşırır ve hemen sorar “Nasıl, nerden biliyordun?” Song-i onu bu kadar şaşırmış bir şekilde görmenin keyfini çıkararak yavaş yavaş konuşur. “Telaşlanma hemen o kadar çaktırmıyorsunuz. Şayet sizi öpüşürken görmemiş olsam hiç anlamazdım.” Tae Yang biraz öncekinden daha fazla şaşırarak “Nerde ne zaman gördün çatlatma adamı söyle artık.” Song-i hınzır hınzır gülerek çayından bir yudum alır ve devam eder: “Ne zaman mı? Hıımm bir düşüneyim, sanırım bundan tam 1 yıl 5 ay 22 gün önce.” Bu cevap karşısında küçük dilini yutan Tae Yang “Vuhaa nesin sen, sapık mı? İnsanların öpüşme tarihlerini ay gün olarak aklında tutuyorsun.” Song-i’nin çok eğlendiği her halinden belli oluyordur. “Ahaha size özel bir şey değildi, sadece o gün benim için özel bir gündü.” diyerek geçiştirir. Tae Yang sorularına devam eder:  “Peki nasıl aklında tuttun, ne bileyim insan unutur.” Song-i “Ahh orayı bende bilmiyorum ama çok şaşırdığım için aklımda kalmış olmalı. Aslında ilk başta seni tanımadım ama Leun’u gördüğümde parçalar birleşti ve hatırladım.” dediğinde Leun restauranta girmiş ve etrafına bakınıyordur. Onları fark edince hızlıca masaya gelir. “Sizi çok beklettim mi? Aslında böyle sonuçlanacağını biliyordum ama o kadar yorgundum ki yerimden kalkamadım.” Sözlerini bitirdiğinde ikiliye bakar ve ortamın ciddi olduğunu anlar. ” Hıımm Kont Büyükbanın ve Memnuniyetsizlikler Kraliçesinin gazabı sizi fena çarpmış anlaşılan.”  bunları duyunca hepsi birlikte gülmeye başlar. Tae Yang  yumruğuyla Leun’un omzuna dürterek “Sana şu lakapları kullanmamanı söylemedim mi?” der ama hala gülüyordur. Song-i “Neden ama ben çok beğendim, bundan sonra bende kullanayım.” diyerek Leun’a göz kırpar. Leun kıza bakarak “Nasıl verdiğim taktikler işe yaradı mı?” diye sorar. Song-i “Malesef kullanmaya zamanım bile olmadı.”  derken Tae Yang söze karışır “Ne taktiği bu sabahtan beri dilinizde.” Bu sefer Leun kıza sus işareti yaparak, “Merak etme, kullanacağın zamanlarda olacak elbet. ama şimdi çok açım siparişleri verelim mi artık.” derken menüyü eline alıp seçmeye başlamıştır bile.  Günün gerginliğini atmak için olsa gerek hepsi yiyemeyeceği kadar yemek sipariş eder. Yemek yerken bir yandan da Tae Yang, Song-i’nin onları daha önce gördüğünden ve tarihi bile hesaplayacak kadar sapık olduğundan bahseder. Üçü de yemek bittiğinde karınları tıka basa doymuş ve keyifleri oldukça yerindedir. Eve geldiklerinde Leo direk üstlerine atlar ve havlamaya başlar. Onları özlediği her halinden bellidir.

Leun direk buzdolabına yönelerek içecek bir şeyler çıkarır. Tae Yang Leo’nun dilininden kurtulmaya çalışırken, song-i çoktan ayakkabılarından kurtulup kendini kanepeye atmıştır. Leun elinde bira şişeleriyle döner, “Ahh o şaraptan sonra bira içmeden midemiz düzelmez.”  Song-i “Kesinlikle” diyerek hemen bir şişe kapar.  Tae Yang onlara acır gibi bakarak “Hah size en iyi şarabı söyleyende kabahat, ne anlarsınız zaten.” diyip Leo’yla oynamaya devam eder. İkili onu hiç takmayarak içmeye devam eder. Daha fazla dayanamayan Tae Yang’da bir bira alınca, Song-i ve Leun kahkahayı patlatır. “Sadece çok susadığımdan içiyorum.” diye bahanesini hazırlayan Tae Yang şişeyi kafasına diker. “Ayrıca yarın işe gidiceksin fazla içme.” diye Leun’a bir uyarı gönderir. Song-i “İş demişken ben hep evde boş boş oturacak mıyım?” Ben de çalışmak istiyorum.” der. Tae Yang hemen söze atılır “Öyle garsonluk falan düşünüyorsan kesinlikle olmaz. Gazetelere manşet oluruz artık.” Kız biraz düşündükten sonra “Aslında büro işinede başvurdum ama üniversiteyi bitirmediğim için kabul edilmedim.” der. Tae Yang “Hımm o zaman pek bir şansın yok, üzgünüm evdesin.” der ve tam kalkmaya hazırlanırken Song-i “Alında yarım bıraktım, işe yarar mı bilmiyorum ama..” Tae Yang tekrar yerine oturur, şaşkınlığını gizlemeden “Hangi bölüm peki?” diye sorar. Kız gülerek “Mimarlık” diyince, Tae Yang kızın mimari bilgilerinini şimdi anlamıştır. Leun heyecanla Tae Yang’a “Sizin şirkette iş verebilirsin değil mi?”  Şimdi ikiside gözlerini dikmiş Tae Yang’a bakıyordur. “Hımm üniversiteyi bitirmemesi sorun yaratır. Özellikle bizim gibi mimarlarını çok aşamalı sınavla seçen bir şirkette mimar olarak çalışması imkansız.”  diyince ikisinin de suratı düşer. Ama Tae Yang henüz sözlerini bitirmemiştir: “Mimar olarak değil ama asistan olarak çalışabilir.” diyince Song-i ve Leun’da sevinç nidaları yükselir. Song-i “Çok teşekkür ederim, bir gün daha evde kalırsam patlayabilirdim.” derken Leun hemen söze karışır “O zaman Song-i’nin yeni işine içiyoruz.” diyerek birasını ortaya uzatır.

Song-i bu eğlenceli gecenin ardından odasına gittiğinde kendini çok yalnız hisseder. Bu kadar kısa zamanda onlara bu kadar alışmış olabileceğine şaşırır. Bir müddet yatakta döndükten sonra tam dalmak üzereyken kapı çalınır.Leun içerden girin sesi gelmediği halde odaya dalar. “Noona daha uyumadın değil mi?” diyerek içeri girer, daha kızın cevap vermesine fırsat vermeden yatağın içine girer. Song-i kekeleyerek “Hey, hey sen napıyorsun öyle.” Leun yatağın içinde büzüşerek “Görmüyor musun, yatacak bir yer buldum ve yerleşiyorum.” diye sırıtır. Song-i gülerek “Noldu yoksa  seni kovdumu?” diye sorar. Leun “Hah ne kovması ben odayı terk ettim.” diyerek tüm yorganı üzerine çeker. “Yaa git o zaman salonda yat, çekme şu yorganı.” diyip yorganın hepsini alır. Leun yorganın bir parçasını kurtarıp “Noona kış günü yalnız yatmak ne adar zor biliyor musun? İki kişi olursak daha çabuk ısınabiliriz.”  der. Song-i hazır fırsatını bulmuşken “Peki öyleyse, bir şartla izin veririm. Nasıl tanıştığınızı anlatacaksın.” der. Leun istemeyerekte olsa abul eder, “Ama öyle müthiş bir hikaye bekleme, zaten söylemiştim sırdan diye.” Song-i yatağa iyice gömülüp “Pekala beklentilerimi alçak tutuyorum.” diyince, Leun anlatmaya başlar:

~*~

Tae Yang her akşam ki gibi yoğun trafikte ilerleyerek evine ulaşmaya çalışıyordur. Az önce annesiyle yine, yeni ve yeniden artık evlenmesi gerektiği ile ilgili sinir bozucu bir konuşma yapmıştır. Buna siniri bozulmuşken trafiğin berbat olması iyice canını sıktığından var gücüyle kornaya basarak tüm hıncını ondan çıkarmıştır. Önündeki arabanın  hareket etmesiyle, debriyajdan ayağını kaldırmaya hazırlanan Tae Yang’ın arabasının üzerine genç bir çocuk fırlar, tam o anda çocukla göz göze gelirler. Tae Yang ne olduğunu anlamaya çalışırken çocuk hemen doğrulur ve koşmaya başlar, onun arkasından da iri yarı 2 adam arabanın önünden hızla geçerek çocuğu kovalarlar. Tae Yang birden arabadan iner ve bu adamların peşine düşer. İlerde dar bir sokaktan içeri girmişlerdir. Tae Yang sokağın başına geldiğinde adamlardan birinin çocuğun boğazına yapışmış havaya kaldırdığını  görür. Bir yandan da ağzında bir şeyler geveleyen adamın ne deniğini ise hiç anlayamaz. Ama ne olursa olsun, kendilerinden güçsüz olan birine böyle davrandıkları için onlara dersleri verme isteğine engel olamaz ve “Hey ordakiler, ne yaptığınızı sanıyorsunuz.”  diye bağırır. Bunu duyan adam çocuğu yere bırakır ve sesin geldiği yöne doğru döner. Tae Yang’ın üzerine doğru yürümeye başlayarak “Adam dövüyoruz sende katılmak ister misin? Ama dayak yiyen taraf olarak.” der ve iki gorilimsi adam kahkaya benzer sesler çıkarırlar. Tae Yang bu manzara karşısında soğukkanlılığını kaybetmez ve “İsterseniz başlayalım, hangi taraf olacağım sonunda belli olur zaten.” der. Bu sırada adamlar yine anlamsız homurtularını kahkaha sanarak sesler çıkartmaktadırlar. Biraz önce çocuğu boğazlıyan adam hemen atılır ve Tae Yang’a bir yumruk sallar ama başarılı olamaz.  Tam olarak 5 dakika sonra iki goril ayy pardon adam yere yığılmışlardır. Üstelik parmaklarını 2 cnm kaldırmaya halleri bile kalmamıştır. Tae Yang iki yerdeki yığınlara bakıp “Aa siyah kuşak olduğumu söylemedim mi? Tüh unutmuşum.” der ve gorilleri geçerek çocuğun yanına gider, “Artık ordan kımıldamayı düşünmüyor musun?”  der. Çocuk biraz önceki kavgada açık kalan ağzını hala toplayamamıştır. Tae Yang elini uzatır, “Ben Tae Yang.” Çocuk elini uzattığında Tae Yang tutup  hızlıca çeker ve böylece sonunda çocuk ayağa kalmış olur. “Başka türlü kalkacağın yoktu.” diyip sokağın başına doğru ilerler. Çocukta onu takip ederek “Şey, ço- çok teşekkür ederim. Bende Gu Leun.” diyerek tekrar elini uzatır.

~*~

Leun esnemekten hikayenin sonunu zor getirmiştir. Song-i heyecanla “Vay canına tam Tae Yang’lık  bir hareket. Gerçi onun başkaları için kılını kıpırdatmasıda bir mucize ama ortada kahraman olma fırsatı varken dayanamamıştır.” diyince ikisi birlikte gülerler. Leun “İşte bu kadar, hadi yatalım artık yoksa işe geç kalacağım.” der. Song-i hemen itiraz eder, “Nasıl nasıl bu kadar, bundan sonra sana aşkını itiraf mı etti yani, en iyi sahneyi atlıyorsun, bunu kabul etmiyorum. Git, kanepe yat o zaman.” diye çocuğu ayaklarıyla iter. Leun kendini kızın ayaklarından korumaya çalışarak, “Tamam tamam devam ediyorum ama öle pat diye oluşan bir şey değildi. Bu olaydan sonra 5, 6 ay falan devamlı görüştük. Tae Yang bana yardımcı oldu. O adamlardan kurtulmamı sağladı, borcumu ödedi ve bende ona her ay azar azar borcumu ödüyordum.” Song-i hemen söze karışarak “Vay canına demek ki hep aynı taktik.” der. Leun gülerek devam eder, “İlk  nasıl başladınız diye sorarsan…”

~*~

Tae Yang ve Leun yaklaşık bir aydır olduğu gibi işten sonra yürüyüşe çıkmışlardır. Her akşam Tae Yang işten sonra Leun’un çalıştığı restaurantta yemeğini yer ve birlikte çıkıp Seokchon Gölü çevresinde yürüyüş yaparlar. Tae Yang sığınak dedikleri yerin önünde durup “Çok yoruldum, biraz dinlenelim mi?” der. Burası etrafı ağaçlarla ve sarmaşıklarla kaplı ve içinde iki bankın bulunduğu bir köşedir. Genelde insanların dikkat etmeden geçtiği bir yer olduğu için onlar için bir tür sığınaktır. Ama bu sefer gölün karşısında her zamankinden farklı bir şeyler olmaktadır. Tae Yang banka oturup, Leun’a ağaç yapraklarının arasından görülen karşı kıyıyı gösterir. Leun’da hemen Tae Yang’ın yanına oturarak karşı kıyaya bakar.

Çocuk gölün kenarındaki çiçeklerin arasına mumları özenle yerleştirmektedir. Yerdeki mumlarla işi bitince küçük fenerleri tam üstündeki ağaca asmaya başlar. Mumlarla işi bittiğinde etrafı aydınlanmıştır. Ama bu aydınlık daha çok ateş böceklerinin ışığına benzemektedir. Çocuk etrafına bakıp “Keşke çok sevdiği ateş böceklerini bulabilseydim.” diyerek iç geçirir.  Tüm hazırlıklarını yapmış kızın gelmesini beklemektedir. “Acaba koyduğum işaretleri bulabilecek mi?”  diye bir anlık bir endişeye kapılır ama  bu endişesi ağaçlar arasında görünen kızı görünce anında kaybolur. “Bu kadar kolay bulabileceğini ummazdım.” diyerek gülümser. Kız elinde ki renkli okları gösterek “O kadar çoklardı ki, bulmamam imkansız.” der. Bir yandan etrafı incelemektedir. Son olarak yukardaki fenerlere bakar ve  çocuğa dönüp en güzel gülümsemesiyle “Ateşböcekleri gibi.” der. Çocuk istediği etkiyi yaratmış olmanın mutluluğuyla “Bugunlük bunlarla idare edeceksin ama sana söz veriyorum mutlaka ateşböceklerini de görmeye gideceğiz.” der. Bunu söylediği anda kızın gülümsemesi kaybolur ve “Tüm bunlar ne için?” diyip direk konuya girer. Çocuk heyacanını saklayamaz ve “Seninle konuşmam gereken çok önemli bir konu var.” diyerek elini cebine atar. Kız sanki olacakları önceden biliyormuş gibi buna fırsat vermeden “Önce ben bir şey söyleyeceğim.” der. Yüzünde her zamankinden daha ciddi ve kararlı bir ifade vardır. Çocuk elini cebinden çıkarıp kızı dinlemeye başlar. Kız derin bir nefes alarak söze başlar, “Öncelikle biraz sonra söyleyeceklerim kesinlikle ani alınmış bir karar değil. Bunu günlerdir sana söylemeye çalışıyordum ama bir türlü başaramadım. İşlerin bu kadar ileri gitmesine engel olmadığım için çok özür dilerim ama elinden gelen bir şey yoktu.” diyip biraz durur ve sonra devam eder: “Çok ama çok üzgünüm. Ben artık devam etmek istemiyorum. Bi-  bizim geleceğimizi göremiyorum. O yüzden ayrılmak istiyorum.” der ve kafasını kaldırıp çocuğun yüzüne baktığında ağladığını görüp şaşırır. Çocuk tam konuşmaya hazırlanırken, kız onu böyle görmeye daha fazla dayanamaz ve eliyle dur işareti yaparak “Bundan sonra söyleyeceğin hiçbir şey fikrimi değiştirmeyecek. Bunu nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum o yüzden direk söyleyeceğim. Şunu anladım ki; ben seni sevmiyorum. En kötüsü ise en başından beri hiç sevmemişim.”  diyip koşarak ağaçların arasından kaybolur. Çocuk son cümlenin verdiği ağırlığa daha fazla dayanamaz ve yere çöker. Bir kaç dakika hiçbir şey duymadan, görmeden, hissetmeden durur. Sonra birden bağırmaya başlar. Sanki bu bağırışlardan sonra her şey eski haline dönecek gibi, sanki bir kabustan uyanacak gibi, sanki bağırışını duyan kız geri dönüp yanıldım diyecek gibi, sanki….

Bu manzarayı nefeslerini tutmuş şekilde izleyen Tae Yang ve Leun birbirlerine bakarlar. Yüzlerine görmedikleri, seslerini duymadıkları bu iki insan apaçık ayrılmışlardır.  Sanki o an orada o çift yerine kendileri vardır, sanki birbirleri kaybeden o iki yabancı değilde bu iki gençtir, sanki terk edilen ya da terk eden ikisinden biridir. Tüm bu düşüncelerden sonra ikisinin de içine kaybetme korkusu girmiştir. Bu öyle bir korkudur ki  onsuz yaşayamayacak gibi hissedersin, sanki kalbinim bir yarısı onda atıyormuşta o gidince iki parçada duracaktır, sanki biri senden bütün güzellikleri iyilikleri alıp götürecek de sende sadece sessizlik ve boşluk kalacaktır, sanki yaşam enerjin emilmiş gibidir, sanki dünya durmuş gibi, sanki güneş sistemi yok olmuş gibi, en kötüsü de sanki ondan önce hiç yaşamamışsın gibi…. Tae Yang ve Leun’un dudakları buluşurken onlar bile ne yaptıklarının farkında değillerdir. Doğal bir güç onları  nasıl bir araya getirmişse aynı güç yine iş başındadır…

~*~

 Hikaye anlatırken tavana bakan Leun, kıza doğru döndüğünde ağladığını fark eder. “Hadi ama abartma  bu kadar duygusal bir hikaye değildi.” diyip kızın gözlerini yorganla siler. “Tamam mı? Artık öğrendiğine göre burada uyuyabilirim değil mi?” Song-i yalnızca kafasını sallayıp arkasına döner sesssizce ağlamaya devam eder. Leun kızın bu kadar etkilenmesine bir anlam veremesede o kadar çok uykusu vardır ki gözlerini kapattığı an uykuya dalır. Bu sıralarda Tae Yang yatağında bir o yana bir bu yana dönmek ile meşguldur. Bir saattir uğraşmasına rağmen uyuyamaz ve ani bir hareketle yataktan kalkar. Song-i gözlerini açtığında yataktan düşmek üzere olduğunu farkeder. Nasıl uykuya daldığını hatırlamasa da ağladı için olsa gerek başında feci bir ağrı vardır. Kafasını kaldırıp Leun’un tarafına baktığında küçük bir şok yaşar. Yanında Leun, onun yanında da Tae Yang vardır. Hatta ayak ucuna ise Leo yerleşmiştir. Song-i sinirlenerek  yüksek sesle “Hey sizin başka odanız yok mu?” der. Ama bunu tek takan Leo olur. Uyanır ve anlamaya çalışan gözlerle kıza bakar. Song-i yataktan çıkar ve  eliyle Leo’ya gel işareti yapar. Leo hemen kalkıp kızı takip eder. Song-i odanın kapısını kapatırken “Bana ne kadar çok şey borçlusunuz bir bilseniz.” diye fısıldar. Tae Yang’ın odasına gider ve direk yatağa gömülür. Leo da hemen ayak ucuna yerleşir. Sabah hepsi birbirine o gece ile ilgili laf vurarak eğlenirler. Tae Yang yine kahvesini alıp bilgisayarının başına geçer. Song-i’de Leun’a bir daha kapısını kitleyeceğine dair tehditler de bulunur. Leun ise onun can evinden vuracağından emin olarak “Anlatacağım başka hikayeler de var ama.” der. Kız “İlgilenmiyorum.” diyip hazırlanmaya gider. Leun onun peşinden gidip hikayeler hakkında ipucu vermeye çalışsada kız odaya geldiğinde kapıyı Leun’un suratına kapatır.  Onu karşıdan izleyen Tae Yang sinsi sinsi gülerek  “Sanırım bu odadan başka uyuyacak yer yok.” diye odasını işaret eder. Leun da burun kıvırıp, aşağı iner.

Song-i, Tae Yang’la birlikte şirkete gelmiştir. Derin bir nefes aldıktan sonra arabadan iner. Tae Yang kızın heyecanlı olduğunu görünce “Heyecanlanmana gerek yok, senin geleceğini bildirdim. Yardımcı olacaklarıdır.” der ve bir yandan da otoparkta asansöre binerler. Asonsör kata varmadan hemen önce Tae Yang, Song-i’nin elini tutar, “Eşimle birlikte geleceğim dedikodusu tüm şirkete yayılmıştır. Yeni evli bir çift gibi davranmamız gerek.” der. Song-i de parmaklarını çocuğun parmaklarına geçirerek ellerini daha sıkı tutarken,  “O zaman böyle tutmalısın.” diyip göz kırpar ve gülerek asansörden inerler.  Bu manzarayı gören çocuk elindeki tüm dosyaları yere düşürür.  Aklında yine o unutmaya çalıştığı cümle dönmeye başlar: 

 “Şunu anladım ki; ben seni sevmiyorum. En kötüsü ise en başından beri hiç sevmemişim.”

4. BÖLÜMÜN SONU

Dip Not: Poster için Ser-min çinguma çok çok teşekkürler;)

Reklamlar