You are currently browsing the category archive for the ‘5. bölüm’ category.

~ NUNSONG-İ  GAİB  ~

5. BÖLÜM

  Song-i ve Tae Yang asansörden indiklerinde yönetim katındaki tüm çalışanlar gözlerini onlara dikmişlerdir. Song-i ilk defa bu binaya girdiği için etrafı göz gezdirirken, bakışları bir yerde takılıp kalır. Hiç beklemediği bir anda geçmişi gözlerinin önüne gelmiştir. Bundan bir buçuk yıl önce ki o gece ve hiç ama hiç unutmayacağı  o sözler..

Tae Yang yürümeye devam eder ama Song-i donup kaldığı için oda durur ve  Song-i’ye  bakarak: “İyi misin? Bembeyaz olmuşsun, bu kadar heyecanlanacağını bilseydim ayrı ayrı gelirdik.” der. Bu sözlerle kendine gelip anılardan sıyrılan kız, gülmeye çalışarak “Yok bir şey, iyiyim. Bir an heyecanlandım o kadar.” der. Tae Yang kızın baktığı yöne doğru bakınca Kim Sun’u görür. “Hah, bende seni arıyordum.” diye kendi kendine söylenerek, Kim Sun’a doğru yürür. Tabi elini tuttuğu kızda onunla birlikte gelir. “Sana yeni bir asistan getirdim.” diyerek Song-i’yi gösterir. Song-i bir anda Tae Yang’a bakar. Şuan da isteyebileceği en son şey Kim Sun’un asistanı olarak çalışmaktır. Kim Sun bir rüyadan uyanır gibi bir anda kendine gelir. Son duyduğu cümleyi anlamlandırmaya çalışır. Bu sırada Song-i, olaya hemen müdahale ederek “Merhabalar, ben Song-i” diyerek elini uzatır. Böylece Kim Sun kızın kendisini tanımıyormuş gibi yaptığını anlar ve oda elini uzatarak tanışma faslını atlatmış olurlar. Tae Yang kıza dönerek açıklamaya başlar, “Kim Sun şirketimizin en iyi mimarlarından biri, o yüzden onun yanında başlamanın en iyisi olacağını düşündüm.” der ve Kim Sun’a döner; “Song-i okulu yarım bıraktığı için onu eğitmeni istiyorum, bunu yapabilirsin değil mi?” der. Kim Sun şu beş dakika içinde yaşadıklarının şokuyla sadece kafa sallamakla yetinir. Tae Yang “Tamam  anlaştık öyleyse, şimdilik ben gidiyorum. Kim Sun, Song-i’nin işe nereden başlayacağını daha iyi biliyorsun bu yüzden onu sana emanet ediyorum.”  diyerek, Song-i’ye göz kırpıp uzaklaşır.

Song-i ve Kim Sun baş başa kalmıştır. Kim Sun kıza bakarak ondan bir açıklama beklemektedir ama beklediği açıklama bir türlü gelmez. Oda bir hışımla düşürdüğü dosyayı yerden alır ve arkasını dönüp odasına doğru hızlı hızlı yürür. Aklında Song-i’ye sormak istediği bir sürü soru vardır ama şuan için bunların sırası değildir. Song-i bir süre çocuğun arkasından bakar sonra kendine gelerek onun arkasından gitmeye başlar. Kim Sun odaya girerek kapıyı sertçe kapatır, gidip sandalyeye oturarak kafasını toplama çalışır. Bir yandan da gözü kapıdadır, kızın cesaret edip girip giremeyeceğine bakar. Song-i kapının önünde beklerken şimdi ne yapması gerektiğini düşünüyordur. Aklına ilk gelen gidip Tae Yang’la konuşup başka birinin yanında çalışmayı istemektir ama ne olursa olsun şirkette Kim Sun’la mutlaka karşılaşacaktır. Sonra en iyisinin  hiç başlamadan işi bırakmak olduğunu düşünür ve geri döner.  Aklına öğrenci olduğu zamanlar ve bu şirkete girebilmek için kurduğu hayaller gelir, şimdi o hayallerin gerçekleşmesine sadece bir adım kalmıştır. Her şeye rağmen, dayanabildiğini kadar dayanmalı ve şu hayatta ki amaçlarından birini gerçekleştirmelidir. Kararlı bir şekilde kapıyı açar ve Kim Sun’la göz göze gelir. Çocuk bir an şaşırır, belki de Song-i’nin asla bu kapıdan girmeyeceğini düşünüyordur. Song-i aynı kararlılıkla devam eder, “Nereden başlayabilirim?”. Kim Sun bu tavır karşısında ne yapacağını bilemez sonra gülmeye başlar. Kalkıp kızın yanına gelir ve “Şaka mı yapıyorsun, aptalı mı oynuyorsun yoksa cidden hafızanı falan mı kaybettin?” diye sorar. Song-i sakinliğini koruyarak “Hayır gayet net hatırlıyorum ama şimdi bunları konuşmanın sırası değil, bir süre beraber çalışacakmışız gibi görünüyor. O yüzden bunları bir tarafa bırakıp işimize bakalım.” Kim Sun oldukça şaşırmış görünmektedir “Vay canına bu ne profesyonellik, keşke işe alınmanda profesyonelce olsaydı. Daha okulu bitirmemiş bir öğrenciyi sırf patrona yakın diye böyle büyük bir şirkete  alıyorlar.” Song-i söyleyecek bir şey bulamaz, Kim Sun söylediklerinde haksız sayılmaz ama şuan ki durumunda yapılacak en iyi şeyin burada çalışmak olduğunu düşünür. Kızın sessiz kaldığını gören Sun yüklenmeye devam eder “Eskiden bir şeye ancak hak edenlerin sahip olması gerektiğini düşünür ve bununla ilgili nutuklar atardın. Şimdi ise benim girebilmek için yıllarımı verdiğim gece gündüz çalıştığım ve hayalimiz olan bu şirkete, patronla evlenip, torpille giriyorsun öyle mi?” Song-i ne diyeceğini bilemez, kendini iyi hissetmemektedir, bir an önce bu ortamdan kurtulmak için “Be-, ben dışarıda bekliyor olacağım. Yapacağım şeyleri gösterirsen elimden geleni yaparım.” der ve dışarı çıkar. Yürümek için duvara tutunmak zorunda kalır, başı dönüyordur ve yürüyecek enerjiyi kendinde bulamaz. Biraz önce  Sun’un söylediği ve en kötüsü de haklı olduğu sözler beyninin içinde tekrar tekrar dönüyordur. Sekretere lavabonun yerini sorar ve ağır adımlar gider. Yüzüne soğuk su çarpıp aynaya bakar “Kimsin sen ha? Kim?”  diye söylenir. 2 yıl önce olduğu insan olabilmek için neleri feda edebileceğini düşünür ama artık her şeyin çok geçtir. Tekrar Sun’ın odasının önüne gelir ve koltuklara oturup beklemeye başlar.  Bir saat sonra Sun dışarı çıkar ve Song-i’nin beklediğini görünce bir an duraklar. Sonra hiç bir şey olmamış gibi “Dışarı çıkmam lazım bugünlük boşsun gidebilirsin. Yarın tabi eğer hala gelmek istiyorsan, görüşürüz.” diyerek asansöre yönelir. Burada yapacak işi kalmadığını anlayan Song-i Tae Yang’ın ofisini bulmak için kalkar.

İçeri girdiğinde Tae Yang masadaki dosyalara gömülmüştür. Kafasını kaldırıp kıza bakar “Bakıyorum da erken pes ettin.” diyip gülümser. Kız yumuşak bir koltuk bulup kendini hemen atar. “Hiç de pes etmedim, patronum bugün meşgul olduğunu yarın gelmemi söyledi.” Tae Yang şaşırarak “Sun genelde verilen işi en iyi şekilde yapar ama demek ki gerçekten meşgul.” der. Song-i bir şansını denemek için “Başka birinin yanında çalışmaya başlasam. Yani Kim Sun çok meşgul görünüyor bana yardım edeceğini sanmıyorum.” der. Tae Yang “Seni en iyi mimarımın yanına verdim hala mızmızlanıyor musun? Kesinlikle olmaz en iyisi Sun, bak göreceksin çok faydası olacaktır.” der. Kız “Faydası mı zararı mı göreceğiz.” der ve koltuğa gömülür. Tae Yang bugün Song-i’de bir farklılık olduğunu hisseder “İyi misin? Biraz solgun görünüyorsun.” Song-i toparlanarak “Ha? iyiyim tabi, erken kalktık yaa uykum var biraz.” der. Tae Yang telefonu eline alarak “Şoföre söyleyeyim seni eve bıraksın o zaman.”  Kız ayağa kalkarak “Eve değil de annemlere bıraksa olur mu? Ne zamandır gitmiyordum, bugün orada kalmak istiyorum.” Tae Yang “Sen bilirsin.” diyerek şoförü arar.

Song-i bugün hayatının en zor günlerinden birini yaşamıştır. O günden sonra Kim Sun’u hiç görmemiş hatta neler yaptığını bile bilmiyordur. “Demek ki sonunda hayallerine kavuştu.” diye düşünür ve gülümser.

~*~

Ne bunu da mı? Bu kadar çok yersen şişman bir kız olacaksın. Ve haberin olsun o zaman seni terk ederim.” Song-i ağzına tıkıştırdığı abur cuburları bitirmeye çalışarak “Demek ki ilk fırsatta beni sepetlemeyi düşünüyordun. Yazdım bunu bir kenara, hem sırf şişmanladım diye beni terk eden birini bende istemem.” diyerek hızlıca yürür. Kim Sun arkasında koşup boynuna sarılır “Seni asla bırakmayacağım, benden kurtulmak istediğinde bile sana böyle yapışacağım asla kaçamayacaksın. Tabi şişmanlarsan kollarım kavuşmayabilir ama onu o zaman düşünürüz. Tüm ömrün boyunca beni çekeceksin bunu böyle bil.” der. Song-i halinden gayet memnun olarak “Ya senden sıkılırsam?” Kim Sun ani bir hareketle kızın önüne geçerek “Benden sıkılacak mısın? Doğru mu duydum?” Song-i gülerek başını sallar. Kim Sun kızmış gibi yaparak parmağını kıza doğru sallar “Bir an bile benden sıkılırsan ölürsün, ona göre. Gülme ben çok ciddiyim.”  Song-i gülmeye devam eder ve Kim Sun elinden tutarak “Bu eli tutmaktan sıkılacağımı hiç düşünmüyorum.” der ve yürümeye devam eder. Biraz yürüdükten sonra “Karnın açıktı mı seninde?” Kim Sun şok olmuş bir şekilde  “Tekrar açıktığını söyleme.”  der. Song-i kahkaha atarak “Korkma şaka yaptım. Şimdiden benim yiyecek masraflarımı karşılayamıyorsan ilerde ne yapacaksın bilemiyorum.” der. Kim Sun  kararlı bir şekilde “Çok çalışacağım o kadar çok çalışacağım ki çok zengin olacağım. Hatta ve hatta tam olarak şurada çalışacağım.” Kız çocuğun işaret etttiği yere bakınca Kim Yapı Şirketi görür. Kore’nin en büyük şirketlerinden biridir ve eleman seçimi konusunda çok titiz davrandıkları tüm ülkede yayılmıştır. Song-i şaşırarak “Vay canına hedefleri çok yüksek tutuyorsun ama senin başaracağına eminim.” der. Kim Sun kızın elini tutarak “Sadece ben değil, beraber başaracağız ve bir gün ikimizde bu şirketin en başarılı mimarları olacağız.” der. Song-i şirketin gökdelenine bakarak “Başaracağız değil mi? Bir gün burada çalışabileceğiz.” Kim Sun kıza sıkıca sarılarak “Başaracağız, hemde çok yakında.”

~*~

Song-i anılardan sıyrıldığında yüzünde bir gülümsemeyle kalır. Gerçeğe döndüğünde ise her şey ne kadar farklı gelişmiştir. Sonuç olarak ikisi de bu şirkettedir ama buraya geliş biçimleri tamamen farklıdır ve asla hayallerinde ki gibi olmayacaktır. Gözünden yaşlar süzülmeye başladığında annesinin evine yaklaşmıştır. Kendini toplar ve annesini daha fazla üzmek istemez.

Ertesi sabah yine şoför onu şirkete bırakmıştır. Binanın önünde durur ve kafasını kaldırıp yukarı bakar. “Bugün ne kadar acayip olacak acaba…” diye düşünür. Kim Sun’un odasının önüne geldiğinde, Sun odadan çıkar ve elindeki planları Song-i’ye uzatır. “Bende seni bekliyordum, bunların temize çekilmesi gerekiyor. Bunları yapabilirsin herhalde, plan çizmeyi unutmadıysan.” der. Song-i gelir gelmez işe başlamanın şokuyla “E-, evet yapabilirim. Nereyi kullanayım.” Sun “Aşağıda çizim ofisi var. Neyse benim işlerim var, bitince odama bırakırsın.” diyerek odaya girer. Song-i elinde planlar aşağı gitmek için asansöre geldiğinde Tae Yang’ın babasıyla karşılaşır. “Günaydın efendim.” diye gülümseyerek selam verir. Ama adam gayet resmi tavırla “Elindekileri bırak ve ofisime gel seninle konuşmam lazım.” der ve hızlıca yürür. Tanıştıkları akşamdan oldukça farklı görünüyordur. Song-i biraz endişeli şekilde odanın kapısını çalar. İçerden girin seni duyduğunda yavaşça içeri girer. Adam masanın başında elinde ki kağıtlarla uğraşıyordur. “Geç otur karşıma, fazla zamanım yok. Bazı meseleri konuşmamız gerekiyor.” Song-i bu tavır karşısı da şaşkınlığını belli ederek “Yanlış bir şey yapmış olabilir miyim?” diye sorar. adam gayet rahat bir tavırla “Hayır tam tersi, oğluma bir iyilik yaptın. Meseleye gelirsek, bu saçma sapan evlilik bitince bizden para koparabileceğini sanıyorsan yanılıyorsun.” Song-i bu sözlere hiç bir anlam veremez, adam aynı tavırla devam eder. “Oğlumun gay olduğunu ve bu evliliğin  bir anlaşma olduğunu biliyorum. Sanırım anlamadığın nokta buydu. Bir babanın böyle bir şeyi anlamaması zor. Ama bildiğimi Tae Yang bilmiyor ve bunun böyle devam etmesini istiyorum. Tamam mı?” Song-i şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemez ve sadece kafa sallamakla yetinir. “Eminim Tae Yang seninle boşanma şartları konusunda bir anlaşa yapmamıştır. O yüzden bu kısmı ben halledeceğim. Bir anlaşma hazırladım buna göre boşanmada hiç bir şekilde hak talep etmeyeceksin ve sana düşen malları geri iade edeceksin.” Song-i asıl mevzuyu şimdi anlamıştır “Bakın bazı şeyleri yanlış anlamışsınız. Kesinlikle böyle bir niyetim yok yani böyle bir durum olursa elbette bir şey istemeyeceğim.” der. Adam sesini yükselterek “Sen beni aptal mı sanıyorsun küçük hanım? Kim durup dururken böyle bir evlilik yapar? Sadece parayı seven biri değil mi? O yüzden masal anlatmayı bırak ve imzala.” diyerek kağıdı kızın önüne koyar. Song-i başka seçeneği olmadığını anlar ve hızlıca anlaşmayı okuyup imzalar. Kağıdı adama uzatırken, “Bunu sadece sizinle daha fazla muhatap olmamak için imzalıyorum. Ne de olsa konuşarak anlaşamadığımız belli.” der ve hızlıca kalkıp odadan çıkar. “Yarım saat içinde yaşadıklarıma bak. Belki de ilk günden bırakmak en iyisiydi.” diye kendi kendine düşünürken Tae Yang’ı görür. “Günaydın. Nasılsın? Dünden daha kötü görünüyorsun.” diyerek elini kızın alnına koyar, “Hasta mısın?” Song-i geri çekilerek “Gayet iyiyim sadece ortama alışmaya çalışıyorum. Leun ve Leo nasıl?”  diye sorar “Çok iyiler ama bir günde seni çok özlemişler. Büyü falan mı yaptın onlara, doğru söyle?” Song-i gülerek “Ahaha evet, aslında üçünüze de yapmıştım ama nedense sende etkisini göstermedi. Doğru söyle büyülere karşı koruma büyüsü mü yaptırdın?” Tae Yang gülerek kafasını sallar. Bu manzarayı uzaktan izleyen Kim Sun, Tae Yang’ın ilk defa böyle güldüğünü düşünür. Ve onu güldüren kişi ise onun Song-i’sidir. Tam o anda onu yeniden kazanmak istediğini düşünür. Dünkü sinirinin Song-i’nin haksız yere şirkete girmesine değil de evli olmasına olduğunun farkına varır. Ne kadar kızgın olursa olsun onu hala eskisi gibi seviyordur ve şuan o kadar acı çekiyordur ki buna daha fazla dayanamayarak kendini bir an önce odasına atar. Kapıyı kapatıp yere çöker ve aklından geçen düşüncelere hakim olmaya çalışır:

“Keşke o gün onun gitmesine izin vermeseydim…

Keşke elinden tutup asla ama asla bırakmasaydım..

Keşke o gün arkasından koşsaydım…

Keşke kahraolası evlilik teklifini daha önce yapsaydım…

Keşke onu ilk gördüğüm anda ‘Benimle evlenir misin?’ deseydim…

Keşke tüm bunlardan önce onunla hiç tanışmasaydım bu kadar acı çekmezdim.”

Bu düşünce aklına gelir gelmez büyük bir pişmanlık duyar ve ağzından şu sözler dökülür:

“Keşke şimdi yanımda olsaydı.”

Song-i planları temize çekmek için kendine bir masa arar. İçeri girdiği andan itibaren fısıltılar başlamıştır. Ama şuan ki en küçük sorunu buydu. Üzerinde ki bakışları aldırmadan boş masa bulup geçer ve çalışmaya başlar. İşini bitirdiğinde çıkma vakti yaklaşmıştır ve aceleyle toparlanıp Sun’ın odasına gider. Sekreter Sun’ın erken çıktığını söyleyince planları ona teslim ederek Tae Yang’ın yanına gider. “Nasıldı bakalım bugün, patronundan memnun musun?” Song-i yüzünü buruşturarak “Memnun değilim desem değiştirecek misin?” der. “Tabi ki hayır. Benim işim bitti, çıkalım mı?” Song-i “Evet. Hatta Leun’un çalıştığı yere gidip yemek yiyelim mi? Hem onu da alırız.” der. Tae Yang şaşırarak “Ohoo, Birbirinizi bu kadar özlediğinizi bilmiyordum.” der ve gülerek Song-i’nin saçlarını karıştırır. Song-i “Ne o kıskandın mı?” , Tae Yang düşünüyor gibi yaparak “Sanırım birazcık.” der ve göz kırpar. “Hadi o zaman çabuk ol  çıkmadan yetişelim.”

Song-i, Tae Yang ve Leun’la akşam yemeğinde tüm bu sıkıntılardan bir an olsun kurtulmuştur ve yine eskisi gibi gülmeye başlamıştır. Kesin olan bir şey vardır ki bu ikili Song-i’ye çok iyi gelmektedir, onların yanında huzurlu hissetmektedir. Eve geldiklerinde kapıyı açar açmaz Leo koşarak Song-i’nin üzerine atlar ve kocaman diliyle kızın suratını yalamaya başlar. Song-i ondan kurtulmaya çalışarak “Tamam bende seni özledim ama yalıyor muyum? Ah çek şu dilini artık yüzümü yıkadın resmen.” Bu sırada Leun ve Tae Yang oldukça eğleniyordur. Tae Yang kızı köpekten kurtarır ve Song-i doğruca banyoya koşar. Salonda biraz sohbet ettikten sonra herkes odasına dağılır. Song-i odaya girdiği andan itibaren o sıkıcı düşünceler tekrar aklına gelmeye başlar. Sun’ın o sözleri, Tae Yang’ın babasının 180 derece dönüşü ve saçma anlaşma, diğer mimarların onun hakkında ki düşünceleri…

Yatakta binlerce kere döndükten sonra uyuyamayacağını anlar ve gidip Tae Yang ve Leun’u rahatsız etmeye karar verir. Kapıyı yavaşça çalar. Tae Yang “Gelebilirsin.” dediğinde kapıyı açıp bir yandan da elleriyle gözlerini kapatır. “Şey acaba müsaitseniz gelebilir miyim?” der, elleri hala gözlerindedir. Tae Yang ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışır ve sonunda anlar. “Aklında ne gibi fanteziler var bilmiyorum ama gözlerini açabilirsin.” der. Song-i parmaklarını arasından baktığında Tae Yang’ın masasında çalıştığını ve Leun’un yatakta bir şeyler okuduğunu görür. Dudağını büzüştürerek “Aman çok sıkıcısınız.” diyerek içeri girer. Bu sırada Leun gülmekten elindeki dergiyi düşürür. Tae Yang tekrar laptopuna gömülerek “Seni hayal kırıklığına uğrattığımız için üzgünüm ama çalışmam lazım.” der. Leun sinsi sinsi “Nasıl bir sahne hayal ediyordun Noona?” der. Song-i heyecanlı bir şey anlatıyormuşçasına “Şimdi sen..” diye başlar. Tae Yang laptopundan başını kaldırarak kıza bakar. Song-i kahkaha atarak “Tabi ki söylemeyeceğim.” der ve dil çıkarır. Leun suratını asarak dergisini yerden alır. Tae Yang “Bir şey mi söyleyecektin?” der.  Song-i  hayır anlamında kafa sallayarak “Uyuyamadım ve sizi de uyutmayayım dedim.” Tae Yang gülümseyerek “Leun’dan başlayabilirsin o zaman benim önemli bir işi bitirmem gerek.” der. Leun “Gel, gel yeni bir mangaya başlıyorum, birlikte okuyalım.” deyince Song-i hemen atlar. Leun dergiyi ikisinde görebileceği şekilde ayarlar ve okumaya başlarlar. Bir yandan sahneler hakkında yorum yaparlarken bir yandan kahkahalarını tutamazlar. Tae Yang en sonunda sinirlenir ve “Eee gürültü yapacaksanız salona geçin.” der. Leun ve Song-i aynı anda “Tamam sustuk.”  diyerek tekrar kahkahayı basarlar. Bir yandan ağızları kapatıp gülmemeye çalıştıkça bir birlerine bakıp daha fazla gülerler. En son ikisi de gülmekten yerlerde bir hale gelince Tae Yang daha fazla dayanamaz ve öğretmen edasıyla “Komik bir şey varsa bana da söyleyin bende güleyim.” der ve yerinden kalkıp mangaya bakar. İkisine sinirli sinirli bakarak “Bu mu gülmekten öldüğünüz yer. İkinizin neden iyi anlaştığını anlıyorum. Çünkü zeka seviyeniz aynı.” der ve arkasını dönüp yerine otururken bir yandan da gülmemek için kendini sıkıyordur. Tae Yang işini bitirdiğinde seslerin kesildiğini fark eder. Kafasını kaldırıp baktığında iki kafadarın uyuya kaldığını görür. “Of bu evde başkasının odasında uyumayı yasaklayacağım.” diye söylenirken bir yandan kalkıp Leun’un elindeki mangayı uyandırmadan alır ve üzerlerini örter.

Uyumak için Song-i’nin odasına gider. Kendine yeni yastık aramak için dolapları açar sonunda bir yastık görür ve hızlıca çekince altında ki defter yere düşer ve tabi içinde ki fotoğraflarda, “Neden defterini böyle bir yere koyar ki bu kız.” deyip defteri almak için eğildiğinde fotoğraflardakilerin Kim Sun ve Song-i olduğunu görür. Fotoğraflardan ikisinin sevgili olduğunu anlar. Peki Song-i neden böyle bir şeyi ondan saklamıştır? Defteri okumak ister ama bunun büyük saygısızlık olduğunu düşünüp fotoğrafları arasına koyarak dolaba kaldırır.

Sabah kahvaltıda Leun ve Song-i akşam ki mangayı tartışmaktadır. Tae Yang surat asarak kahvesini alır ve masaya oturur ve direk sorar “Neden Kim Sun’un sevgilin olduğunu söylemedin. Neden tanımıyormuş gibi yaptın?” Song-i bu soru karşısında şaşırarak  “Öncelikle eski sevgilim ama sen bunu nasıl öğrendin?” Tae Yang aynı ciddilikle devam eder “Bunun bir önemi var mı? Neden beni salak yerine koyup birbirinizi tanımıyormuş gibi davrandınız?” Leun bir Tae Yang’a ve kıza bakarak “Vay canına, Kim Sun şirketin baş mimarı değil mi? Hani şu çok yakışıklı olan.” Tae Yang sinirle Leun’a dönerek “Sen kapa çeneni.” der. Leun “Tamam kızma sen daha yakışıklısın.” derken Tae Yang’ın öldürücü bakışlarını görünce ciddi olduğunu anlar ve susar. Song-i sakinliğini koruyarak “Şey pek iyi ayrılmadık diyelim. Yani birden karşımda görünce ne yapacağımı bilemedim ve tanımıyormuş gibi davrandım, bir nedeni yok.” der. Tae Yang’ın siniri hala geçmemiştir, “Daha sonra söyleyebilirdin. Onunla çalışmak istemiyorum diye sızlanacağına böyle bir durum olduğunu söyleseydin..” Song-i sözünü keserek “Başka birinin yanına mı verirdin? Peki şimdi öğrendiğine göre..” Tae Yang kızın sözünü bitirmesine fırsat vermeden “O zaman söylemediğine göre şimdi onunla çalışmak zorundasın. Beğenmiyorsan işi bırakırsın, bu kadar basit.” der ve ceketini alıp çıkar.

Leun, üzgün görünen Song-i’ye bakarak “Şimdi ne yapacaksın?” diye sorar. Kız “Tae Yang beni almadan gittiğine göre taksiyle gideceğim.” Leun şaşırarak “Hala işe devam etmek mi istiyorsun? Ama çalışmak  zorunda değilsin. Yani evde oturmaktan sıkılıyorsan bir kursa falan git ne bileyim oyalan işte.” Song-i “Aslında mesele çalışmak değil sadece orada çalışma hayalimdi, daha doğrusu hayalimizdi. Sadece bunu gerçekeleştirmek istiyorum. Kısa bir süreliğine de olsa orada bulunmak istiyorum. Hayallerinin gerçekleşmesini istemez miydin?” Leun şimdi kızı anlamıştır ve onaylar. Saatine bakıp “Şimdi çıkmam lazım ama akşam Kim Sun meselesinin bütün detaylarını istiyorum ona göre.” der. Eşyalarını alıp çıkacakken kızın hala üzgün olduğu fark eder “Aaa ne bu surat, insan hayalleri gerçek olunca mutlu olur, hadi kendine gel ve onlara ne kadar başarılı olduğunu göster.” diyerek gülümser. Song-i’nin de yüzünü güldürünce gönül rahatlığıyla işe gider.

Song-i hazırlanıp kendine bir taksi çağırır ve şirkete ulaşır. Sun bu sefer çizim ofisindedir. Yanına gitmeye çekinir ama tam bu anda Sun kızı görür ve “Geç kaldın, buraya gel. Evet arkadaşlar şimdi beni dinleyin bundan sonra bütün çizimlerini, hatta elemeye girecek kesinleşmemiş çizimlerinizi bile Song-i’ye veriyorsunuz. Oda temize çekip bana getiriyor. Bundan sonra masamda karalama planlar görmek istemiyorum. Hepinize kolay gelsin.” der ve gider. Song-i arkasından koşar ama yetişemez. Sun çoktan asansöre binmiştir. Oda merdivenleri kullanarak Sun’ın odasına kapıyı çalmadan girer.  “Beni cezalandırmak mı istiyorsun bilmiyorum ama bu çok saçma, yani böyle başkalarının çizimlerinin üstünden giderek bir şeyler öğrenemem.” Kim Sun kahkaha atarak “Ahaha demek işi beğenmedin öyle mi? Ne yapmamı bekliyordun. Bir alışveriş merkezi projesinin planını senden mi isteyeyim. Ya da bir müze ha? Hangisini isterdin?” Song-i, Sun’un onu kırmaya çalıştığını biliyordur bu yüzden hiç taviz vermeden. “Tabi ki öyle bir şey değil. Ama en azından onlar gibi bende elemelere katılacak planlar çizmek istiyorum.”  Kim Sun ciddileşerek “Onlar gibi ha? Onlar Kore’nin en iyi üniversitelerinden mezunlar, onlar bu şirkete 5 aşamalı bir sınavı geçerek girdiler. Peki ya sen?  Bir de kalkmış onlar gibi diyorsun.” Song-i  “Pekala, biliyorum tepeden inme gibi geldim ama en azından bir şans versen, bu işleri ne kadar süre yapacağımı söylesen ben de ona göre çalışırım.” Kim Sun “Sen en iyisi ne yap biliyor musun? Evde oturup zengin kocanın parasını harca, alışverişe git, kuaföre git, onun gibi şeyler yap işte keyfini çıkar.” sözleri bitince kıza baktığında gözlerinin dolduğunu  görür. Kim Sun’un katlanamadığı tek şey Song-i’nin ağlamasıdır. Kızın ağlamak üzere olduğunu görünce sesini alçaltır “Tamam son söylediklerim için özür dilerim ama diğerlerinin arkasındayım.” Song-i gözlerini silerek  “Anlamıyorsun, sadece işe yarar bir şeyler yapmak istiyorum.”  Kim Sun “O zaman söylediklerimi yaparak işe yarayabilirsin.” Kız kendini toplayarak “Peki bu ne zamana kadar böyle devam edecek ne zaman kendi çizimlerimi yapabileceğim.” der. Kim Sun “Bunun için daha çok zamanın var. Unutma hala bazı teknikleri bilmiyorsun.” diyerek masasına yönelir. Song-i kısık bir sesle “Ama benim çok az zamanım var.” der. Kim Sun arkasını dönerek “Bir şey mi dedin?” Song-i “Hiç, hiçbir şey demedim. Sanırım en iyisi senin dediğin gibi evde oturup hayatın keyfini çıkarmak.” diyerek kapıya yönelir. Kim Sun telaşla sorar “Ne yani bu kadar çabuk mu pes ediyorsun?” Song-i “Zengin bir kocam olduğuna göre bunun hakkını vermeliyim değil mi? Benden de bu beklenir.” der ve tam kapıyı açacakken  Sun günlerdir içini yiyen soruyu sorar “O adamı çok mu seviyorsun.” Kız dona kalır ama Sun’un yüzünü görmediği için rahatlıkla “Evet.” der.  Kim Sun elini göğsüne götürerek adeta kalbinin acısını dindirmek ister. Ama yıllardır merak ettiği soruyu sormaktan kendini alamaz “Biz neden ayrıldık?” der. Bu sırada Song-i Sun’a döner ve çocuk devam eder, “Yani birbirimizi o kadar seviyorken birdenbire nereden çıktı. Yıllar geçse de bunu anlayamayacağım.  Nerede hata yaptım, neyi yanlış yaptım bunu bilmek istiyorum artık.” Song-i göz yaşlarını zor tutarak “Bitti çünkü seni sevmiyordum.” der. Kim Sun “Buna o zamanda inanmadım ve inanmayacağım. Bana ayrılalım derken, ağzından çıkanın bir önemi yoktu ben gözlerini gördüm, bana her zaman baktığı gibi sevgiyle bakan gözlerini.” Song-i bir an takındığı o ciddi ifadeyi kaybeder sonra toparlanarak “Hala öyle bakmıyor muyum?” Kim Sun bir anda kızın ona hala eskisi gibi baktığını fark eder. Song-i sözlerine devam ederek “Hala öyle bakıyorum, ama başkasıyla evliyim ve onu seviyorum.” der ve hızlıca odadan çıkar. Kimseye görünmemek için direk asansöre biner, konuşmanın yükünü daha fazla taşıyamaz ve yere çöküp ağlamaya başlar.

Kim Sun ayakta durmakta zorluk çekiyordur, eliyle masaya dayanır. Göz yaşlarını tutamaz ve kısık bir sesle:

“Hepsi yalan mıydı? Beni hiç mi sevmedin?”

5. BÖLÜMÜN SONU

Reklamlar