You are currently browsing the category archive for the ‘9. Bölüm’ category.

Song-i dışardaki kiraz çiçeklerine bakar, yukardan bakınca kışın karlar altındaki ağaçlarla aynı görüntüde olduğunu fark eder ve bunu farketmenin sevince ile gülerek Jang’a döner. Jang’da gülümseyerek yüzünü kızınkine biraz daha yaklaştırır

“Üstelik burada bir kar tanesi daha var. Hiç erimeyen.”

Song-i yüzünü geri çekerek şaşırmış bir şekilde Jang’a bakar. Jang ise “İsmin Kar demek değil mi?” diye açıklamaya çalışır. Kız gülümseyerek “Evet, öyle.” der. Sonra ayağa kalkıp “Halletmem gereken işlerim var. sonra görüşürüz.” diyerek Jang’ın yanından ayrılır. Jang kızın arkasından bakerken “Bir sorunu var ama ne?” diye düşünür.

 

 

Song-i,  Tae Yang odasına girerek “Selam, nasılsın bakalım?” diye sorar. Tae Yang “Ben aynıyım asıl sen nasılsın,  dün mimarımızı epey telaşlandırmışsın.” diyince song-i anlamaz gözlerle bakar. Bunu gören Tae Yang “Nasıl olduğunu sormaya odama geldi. endişeli görünüyordu.” diye açıklama yapar. Song-i “İyiyim, sorun yok.” diyerek geçiştirir. “İşi bırakmaya karra verdim.”  diyerek pat diye konuyu açıp koltuklardan birine oturur. Tae Yang şaşkın gözlerle “İşi bırakmak mı? O kadar istedikten sonra hem de.” Diye sorar. Song-i umursamaz görünmeye çalışarak “Sanıırm beklediğim gibi değildi. Sıkıldım.” diyip gülümser. Tae Yang  kızım karşına geçip oturarak şüpheci bir tavırla “Bunun asıl nedeni Kim sun olmasın?” diye sorar. Song-i kafasını hayır anlamında sallayıp “Onunla ilgili değil. Tamamen benimle ilgili.” deyip göz kırpar. Tae Yang’da gülümseyerek “Pekala sen bilirsin. Şimdi ne yapmayı düşünüyorsun?” Song-i düşünüyormuş gibi yaparak “Hımm eve gidip bol bol uyumayı mesela.” diyerek gülümser. Tae Yang “Sana ceza o zaman, bundan sonra yemekleri sen yapıyorsun. Boş durmak yok.”  diyerek oturduğu yerden kalkar ve kzın saçlarını karıştırır. Song-i “Öyleyse ben gidiyorum. Evde görüşürüz” diyip çıkmak üzereyken Tae Yang “Seni eve bırakayım mı? ” diye sorar. Kız hayır anlamında başını sallayarak çıkar. Tae Yang  “Kim Sun yüzünden burada çalışmaya dayanamıyorsun. İkisi de birbirini seviyor görünüyor. Ama neden ayrılmışlar bunu öğrenmem gerek.”  diyerek sesli düşünür. Daha sonra şöförünü arayarak Song-i’yi eve bırakmasını ister.

Song-i dün dağınık bıraktığı masasına gidip eşyalarını toplarken tüm gözler onun üzerindedir. Toplama işi bittikten sonra tam çıkmak üzereyken dönüp yüksek sesle “Her şey için teşekkürler arkadaşlar. Umarım istediğiniz başarıları elde edersiniz.” diyerek selam verip odadan çıkar.

 Leun eve gelip buzdolabının altını üstüne getirmeye başlamışken Tae Yang içeri girer.  Mutfaktan gelen sesleri duyunca Song-i sanarak “Aferin yemek görevini yapıyorsun.” diye mutfağa dalınca Leun’la karşılaşır. Leun yaramazlık yaparken yakalanan çocuklar gibi hemen ayağa kalkarak “Şey yemekten önce atıştırıcak bir şeyler arıyordum.” diyerek güler. Tae Yang’da “Kedi gibi dolapları karıştırmaktan ne zaman vazgeçeceksin.” diye çocuğun yanaklarını iki yandan tutarak geçer. Sonra kafasının iki yanından tutup öperek “Song-i nerede?” diye sorar. Leun”Seninle değil mi?” diye sorar. Tae Yang “Bugün işi bıraktı. Eve gideceğini söylemişti.” der ve ikisine birbirine anlamaz gözlerle bakar. Leun “Ben bir saattir evdeyim kimseyi görmedim.” diye omuz silker. Tae Yang merdivenlere yönelerek “Odasına baktın mı?” diyince Leun kafasını hayır anlamında sallar. Odasına gittiklerinde Song-i’nin uyuduğu görüp rahatlarlar. Leun direk yatağa atlar  “Hınbıl seni hem işi bırakmış hem tembellik yapıyor.” diyerek kızı gıdıklamaya başlar. Song-i gözlerini açmaya çalışırken bir yandan da Leun’a engel olmaya çalışır.  “Ahaha yeter ama” diye bağırırken Tae Yang yardıma gelir ve Leun’un tshirtünün ensesinden yakalayarak “Dolap kedisi sen bir saattir evdesin hani yemek?” diyince Leun hemen savunmaya geçer “Ya ama ben pek yemek yapmayı bilmiyorum. Hem işten yorgun geliyorum bir de yemek mi yapayım canım. Burda tembel biri var.” diyip Song-i vurur. Song-i de yattığı yerden ayağıyla bir tekme atar. “Şişşt çocuk gibi kavga etmeyin. Sonra dondurma alacağım dediğim de kızıyorsunuz.” dese de Leun ve Song-i hala vurma, tekme atma, dil çıkarma gibi aktivitelerine devam ediyordur. ” Tae Yang gülerek “Ben sizinle ne yapıcağım. Haydi kalkın dışarda yiyelim.” diye kalkar ve beraberinde Leun’u da sürükler. Song-i yüzünde koca bir gülümsemeyle tekrar yatağa uzanarak burada  ne kadar mutlu olduğunu düşünür. “Gitmek için çok erken olduğunu.” düşünür.

Yemekte Song-i’yi her zamankinden sessiz gören Tae Yang sorar “İşten kendin ayrıldığına emin misin? Ne bu surat?” Song-i ise çubuklarıyla tabağındakileri çorba kıvamına gelene kadar karıştırıyordur. Toparlarak “Haha tabiki kendin ayrıldım. Sadece uyku sersemiyim hala.” diyerek gülümser. Kafasından geçenleri sormanın zamanı gelmiştir. “Tae Yang hani başta anlaştığımız her ay vereceğin parayı hesabıma yatırıyor musun?” diye sorar. Tae Yang evlendikleri günden bu yana Song-i’den ilk defa para meselelerini duyuyordur. Bir an şaşırdıktan sonra “Evet her ay düzenli olarak yatıyor.” diye cevap verir. Song-i “Peki kardeşimin okul işi.” diye devam eder. Tae Yang “Oda aklımda, merak etme.” diye cevaplar ama bir yandan da şüpheli şüpheli kızı inceliyordur. Bugün normalden farklı göründüğünü düşünür. Tam o anda Tae Yang’ın telefonu çalar. Telefonu açıp  “Yine mi sen? Rahat bırakmıyacak mısın bizi?” diye konuşmaya başlarken Song-i ve Leun anlaşılmaz gözlerle birbirlerine bakarlar. Leun sessizce “Kim o?” diye sorsada Tae Yang konuşmasına devam eder “Evde değiliz bugün gelme, hatta hiç bir zaman gelme.” diye telefonu kapatıp sırırtır. Leun “Telefonu suratına kapattığın için bu kadar mutlu olduğuna göre arayan Jang’dı.” der. Tae Yang “Bingo. Herif yapışkan gibi izin versem her gün bizim evde. Hadi siz de çabuk yiyin eve gidip ayaklarımı uzatmak istiyorum.” didiği anda Leun ve song-i birbirlerine sinsi sinsi gülerek yiyebilecekleri en yavaş şekilde yemeye devam ederler. Leun menüyü alarak “Bir de tatlı mı yesek acaba? Şöyle en zor hazırlanannından.” der demez Tae Yang menüyü çocuğun suratına kapatarak “Boşverin tatlıyı yolda alırız evde yersiniz.” der ve kalkmaya hazırlanır. Leun “Tamam tamam dur bari yemeğimizi bitirelim. Ev meraklısı oldu çıktı.” diye söylenmeye devam eder. Tae Yang “Ha bu arada 2 gün sonra şirketin yıldönümü partisi var. Ona göre hazırlanın.” der. Leun yemeği boğazında kalarak “Ne bende gelebilir miyim bu sefer? Geçen sene götürmemiştin.” diye surat asar. Tea Yang “Geçen sene götürmedim çünkü seninle gitseydim çıkacak haberleri biliyorsun.” diyerek elinde ki menüyle hafifçe kafasına vurur. “Ama bu sene Song-i ile birlikte gelirsiniz. Benim önceden gidip ailemle vakit geçirmem lazım. Bu fırsattan istifade arayı düzeltiriz belki.” der ve kıza göz kırpar. 

Ertesi gün Leun’un da tatil günü olunca o ve Song-i party için alışverişe çıkarlar. Song-i bir türlü elbise beğenmeyince Leun mızmızlanmaya başlar “Ah ayaklarım ağrıdı ama hadi bir tane seç gidelim artık. Tatil günümü magazalarda harcıyorum resmen.”  Song-i “Hiç yardımcı olmuyorsun. Zaten hiç anlamma bu işlerden.” diyince Leun daha çok sinirlenir “Hah ben çok anlıyorum sanki.Ayrıca ne giysen yakışıyor hiç kasma.” diyerek yanağından makas alır. Sonunda song-i bir elbise bulunca şirkete uğrayıp ordan eve geçmeye karar verirler. Tae Yang’ın odasının önünde Jang’ı görürler  “Selam,  Song-i işi bırakmışsın. Uzun moladan kastın buydu demek.” der. Song-i gülümseyerek “Evet, anca dinlenirim diye uzun bir mola verdim.” der. Tam bu sırada Tae Yang odasından çıkıp onların yanına gelir. “Haydi  dışarı çıkalım bugün erken bırakıyorum.”  ve Jang’ı görünce daha o ağzını açmadan “Hayır sen gelemezsin.”  der. Jang kahkaha atarak “Ahaha zaten senin suratı görmeye çok meraklı değilim. Nasıl olsa Song-i artık evde sen çalıştığın bir gün onu dışarı çıkarırım.” der ve meydan okur gibi bakar. Tae Yang sinirlenip parmakğını uzatarak “Bunu aklından bile geçirme.” der ve kızı kolundan tutuğu gibi yürür. Asansöre gelince kolunu kurtaran  Song-i “Hey neler oluyor size.” diye sinirlenir. Tae Yang “Eğer birgün birine aşık olursan o kesinlikle Jang olmayacak tamam mı?” diye biraz sesini yükseltir. Asansör geldiğinde üçüde biner. Ama yaklaşmakta olan Kim Sun’u farketmemişlerdir. Kim Sun olduğu yerde dona kalmıştır. “Birine aşık olursanla ne demek istiyor. Zaten onunla evli değil mi?” diye beyninde bir sürü soru dönmektedir.

Bu arada asansörde  Song-i “Merak etme kimseye aşık olacağım falan yok. Hem anlaşmamız da var zaten değil mi? İkimiz de bu şartları yerine getirmek zorundayız.” diyerek Tae Yang’a ters bir bakış atıp çıkar. Tae Yang ve Leun birbirlerine şaşırmış bir şekilde bakarak çıkarlar. Leun sessizce “Gördün mü sinirlendirdin kızı?” Tae Yang “İlk defa onu bu kadar sinirli görüyorum. Gerçekten kızdı sanırım.” diyerek Song-i’ye yetişmeye çalışır. Arabaya bindiklerin de Tae Yang “Kızdın mı? Bak aslında öyle demek istmedim yani sadece senin iyiliğin için. Onun gibi biriyle mutlu olamazsın diye.” açıklamaya çalışır. Song-i “Artık kapatabilir miyiz konuyu?” der ve pencereyi açıp dışarıyı seyretmeye koyulur.

Song-i birden “Dur dur, burada dursana.” diye heyecanlanınca Tae Yang arabayı kenera çekerek “Ne oldu?” diye telaşla sorar. Song-i “Ah eskiden sürekli gittiğimiz bir kafeyi gördüm. Gidip birer kahve içebilir miyiz? Lütfen.” diye yalvaran gözlerle bakar. Tea Yang yolun karşısına bakarak “Heaven Cafe mi? Dur düzgünce park edelim o zaman. Öyle bir telaşlandır ki birine çarpacağız falan sandım.” diye söylenerek arabayı park etmeye çalışır. Kafe’den içeri girdiklerinde Song-i etrafı incelemeye başlar. Hala eskisi gibi dinlendirici bir havası vardır. “Yukarı kata çıkalım. Terası harikadır.” diyerek merdivenlere yönelir. Arkasından Tae Yang ve Leun ağır adımlarla çıkarlar. Song-i Bir masa bulup oturduğunda “Hala Türk kahvesi yapıyorlar mı acaba?” diye sesli düşünür. Leun “O nasıl bir şey?” diye sorar. Tam bu anda Song-i karşıda çiçekleri sulayan kıza gözü takılır. Gülümseyerek “Birazdan göreceksin nasıl olduğunu.” diyip gülümser. Siparişler için gelen çocuğa Türk kahvesi istediğini söyleyince çocuk birazcık şaşırır. Daha sonra çiçekleri sulayan kızın yanına gider ve masayı işaret eder. Kız masaya baktığında Song-i “Sunbae!!!”  diye el sallar. Mercan, Song-i’nin üniversite zamanlarından arkadaşıdır. Türkiye’den Seul’e üniversite okumak için gelmiştir. Ondan yaşca büyük olsada çok iyi anlaşıyorlardır. Mercan ve sevgilisi Dae Han, Song-i ve Kim Sun beraber çok vakit geçirmiştir.

Mercan eliyle güneşi engeller “ Song-i? Nun Song-i?” Mercan da Song-i da çok şaşırmışlardır. Song-i ayağa kalkar “ İnanmıyorum gerçekten sensin.” Mercan hemen ciddileşir ve kızın kulağından çeker “ Nerelerdesin sen? İnsan sunbaesini hiç aramaz mı?” Song-i kulağının ağrısından yana doğru eğilmiştir “ Sunbae! Ben özür dilerim. Kulağımı bıraksan da hani affetsen. “ Bu sırada Leun Tae Yang’a “Görüyor musun Song-i’nin hakkından nasıl geliyor. İyi izle taktik falan al” der. Tae Yang’da  “Çok mantıklı. Kendi ayağıyla buraya gelmeside ayrı bir hoş hani” der ve gülümserler Song-i “Ya Leun bari sen yardım et. Sunbae gerçekten telefonumu değiştirmek zorunda kaldım öyle olunca telefonun yoktu sonra, dönmüşsündür diye düşündüm.” Leun “ Noona! Acıma acıma nasıl olur da insan sunbae’sinin numarasını kaybeder?” der ve kıza dil çıkarır. Biraz önce siparişleri almaya gelen çocuk şaşkın gözlerle “ İşte bu bir Mercan gazabı” der ve daha önce birkaç kez yaşamış olan Song-i kahkaha atar “Kesinlikle” der Mercan gülümser ve kızın kulağını bırakır ve kendine doğru çeker sıkı sıkı sarılırlar. Song-i “ Ben çok mutlu oldum. Anlatamam yani gerçekten çok mutlu oldum” der ve gözleri dolar Mercan “ Deli kız seni “ der ve yanaklarından tutar “ Bende özledim seni”

Tanışma faslını geçtikten sonra eğlenceli bir sohbete başlarlar. Ve söz dönüp dolaşıp Kim Sun’a gelir. Mercan “ Anlat bakalım neler yapıyorsun? Kim Sun nasıl? O niye gelmedi seninle?” Song-i biran donup kalır. Mercan bir pot kırdığını anlar. Song-i biranda gelen sessizlikle gerilen ortamı dağıtmak ve son hızla konuyu değiştirmek için  “Bu arada ben evlendim”  der Mercan şok olur “Ne? Nasıl yani ciddi misin? Kiminle?” Song-i Tae Yang’ın koluna girer “ İşte kocam” Mercan ne yapacağını, ne diyeceğini şaşırır “ Demek siz… Vay canına tebrik ederim Song-i ama bak yine beni kızdırdın” der ve kızın kulağını çeker “ Hani davetiye, hani düğün?” Tae Yang Song-i’nin üzerindeki yükü azaltmak için söze girer “ Ben pek sevmediğim için o tür şeyleri, kendi aramızda küçük bir tören yaptık” der. Song-i’de Dae Han’ı sorar ama Mercan’ın surat ifadesinden artık Dae Han’ın hayatında olmadığını anlar.

Aradan geçen zaman ikisinin de hayatını değiştirmiştir. Eskiden hep birlikte kurdukları hayalleri hatırlar. Şimdi onlardan ne kadar uzak ne kadar farklıdır hayatları. İçinden “Zaman hiçbir şeyin ilacı değil. Sadece her şeyi değiştirerek acılarımızı unutturuyor o kadar.” diye düşünür. Bu sırada Mercan’ın erkek arkadaşı Soon Cheol’da gelir ve sohbetlerine dahil olur. Mercan ve Song-i masada erkeleri bırakarak çiçeklerin olduğu tarafa geçerler. Song-i konuşuşurken Mercan’ın şimdiki hayatından mutlu olduğunu görür ve onun adına sevinir.

Tae Yang heyecanla sunbaesi ile konuşan Song-i’yi izler. Gülümsüyordur, yüzünde ki şok ifadeleri kendisinin de gülümsemesine neden oluyordur. Biran düşünür “Bir hayatı vardı. Sevdiği bir adam vardı, hayalleri vardı, arkadaşları…Hepsini elinden aldın” der kendi kendine “ Song-i’nin geleceğini kendi çıkarların için elinden aldın.” Bunları düşünürken Song-i ile göz göze gelirler kız kocaman gülümser ve el sallar Tae Yang’ta karşılık verir. İçinden “ Bir şekilde mutlu olmasını sağlamalısın” der.

Ayrılma vakti geldiğinde Song-i Mercan’a sıkı sıkı sarılır. “Belki’de onu son görüşüm.” diye aklına gelen düşünceden dolayı gözleri sulanmaya başlayınca hemen bu düşünceyi unutmaya çalışır. Birbirlerinin telefon numaralarını alırlar ve bundan sonra her zaman görüşmek için birbirlerine söz verirler. Song-i arabaya bindiğinde “Verdiğin sözleri tutmuyorsun, tutamıyorsun. O halde neden sürekli söz veriyorsun.” diye düşünür. Onu dalgın gören Tae Yang “Arkadaşınla görüştüğün için mutlu olman lazım ama üzügün görünüyorsun.” der. Leun’da “Aklıma gelmişken neden onca yıl onunla görüşmedin. Sanırım tam da okulu bırakmana denk geliyor. Biraz tuhaf her şeyi bırakmışsın gibi sanki.” diyerek şüpheli gözlerle Song-i’ye bakar. Song-i telaşlanarak “Ne alakası var canım. Sadece tesadüf. Telefonu kaybettim dedim ya.” der ve konuyu değiştirmek için “Hem siz ne konuşuyordunuz öyle. Leun’un her zaman ki hali de senin bu kadar konuşkan olmana şaşırdım.” diyerek Tae Yang’a bakar. Tae Yang umursamazca omuz silkerek “Ne var canım. Onlar senin arkadaşların değil mi? Arkadaşımın eski arkadaşlarıyla konuşurum tabiki.” der. Song-i gülümseyerek “Hım öyleyse Jang’da benim arkadaşım.” der ve sinsi sinsi bakar. Tae Yang “O sayılmaz hem onu senden önce tanıyorum.”  ve ekler “Açmayın şu adamın konusunu gıcık oluyorum.” der. Leun ve Song-i Tae Yang’ı kızdırarak eğlencelerine  devam ederler.

Ve parti günü gelmiştir. Tae Yang erkenden evden çıkınca Leun ve Song-i hazırlanmaya çalışıyordur. Daha doğrusu Leun çoktan hazırlanıp salonda Leo ile uğraşırken bir yandan da Song-i’ye bağırıyordur. “Hadi artık, bu takımla oturmak yeterince zor zaten.” diyerek kalkıp üstünü düzeltir. Song-i merdivenlerden inerken “İçimden bir ses beyaz giymekle hata ettiğimi söylüyor.” der. Leun merdivenlere bakınca “Vay canına harika görünüyorsun. Bir de saç ve makyaj için kuaföre gitseydin iyiydi ama bu halinle de süpersin.” diyip göz kırpar. Song-i “ah elbiseyle yeterince süslüyüm bence bir de saçlarımı yaptırsaydım bünyem kaldırmazdı.” der ve Leun’un koluna girer. “Ee taksi çağırdın mı bakalım?” diye sorar Leun cebinden çıkardığı araba anahtarlarını sallayarak “Hah Tae Yang bana anahtarlarını verdi.” diye sırıtır. Yolda kendi kendine gülmeye başlayan Leun’u görünce Song-i “Yine ne oldu?” diye sorar. Leun “Daha ne olsun sevgilimin karısıyla birlikte partiye gidiyorum. Bundan komik ne olabilir?” diyince Song-i’de kendini tutamayıp güler “Ama ben olmazsam hiç gidemeyecektin.  Biraz pencereyi açar mısın Leun?” der. Evden çıkmadan ilacını almasına rağmen yine midesi bulanmaya başlamıştır. Akşamın serin havası ona iyi gelsede bu gece zor geçeceğe benziyordur.

Leun’la birlikte salona girdiklerin de herkesin çoktan geldiğini görürler. Onları gören Tae Yang hemen yanlarına gelerek “Geç kaldınız. Haydi gidelim.” diyip song-i’nin koluna girer. Üçü birlikte Tae Yang’ın masasına giderler. Annesi ve Büyükbabasına selam veren Song-i soğuk bir şekilde karşılık alır. “En azından karşılık verdiler.” diye düşünüp kendini rahatlatır. Üçü birlikte başka bir masaya geçerler. Etraf çok kalabalıktır. Gazeteciler, iş adamları, ünlüler oradadır. Tae Yang misafirlerle ilgilenmek için sık sık yanlarından ayrılır. Leun sayesinde Song-i kendini yalnız hissetmez. O sırada Tae Yang’ın babasını görür. Tam selam vermeye hazırlanırken o “Gelsene bir dakika.” der ve Song-i ona doğru yürür “O çocuğun ne işi var burda.” diyerek Leun’u gösterir. Song-i Leun’u bildiğini hatırlayarak “Arkadaşımız olarak geldi bir sakıncası mı var?” diye sorar. Adam sinirlenerek “Bu gece bir olay çıkarsa hepsinden sen sorumlusun.” diye tehdit savurup gider. Song-i “Adamaa bak savaş çıksa beni sorumlu tutacak.” diye söylenerek masaya döner. Leun merakla “Ne dedi?” diye sorar. Song-i omuz sallayarak “Hiç, sadece geç kaldığımızı söyledi.” Leun endişeli görünerek “Ondan korkuyorum biliyor musun? Bakışları çok garip. Genelde Büyükbaba’dan korkarlar ama ben ondan daha çok korkuyorum.” der. Song-i söyleyip söylememekte kararsız kalır ama sonra söylememeyi seçer. Eğer Tae Yang’ın babasının her şeyi bildiğini öğrenirlerse tüm huzurları kaçacaktır. “Boşver, beni de pek sevmiyorlar zaten.” diyip göz kırpar.

Jang onların masasına gelerek “Vay canına işte şimdi gerçek bir kar tanesi olmuşsun.” der ve oturur. Song-i  “Bu bir iltifat olmadı. Öyleyse teşekkür ederim.” der. Leun “Seni burada görmek şaşırtıcı, ailenle anlaşamadığını sanıyordum.” der. Jang “Asıl seni burada görmek şaşırtıcı.” deyip bir kahkaha atar ve “Ailemle aramı düzeltmeye çalışıyorum, hepsi bu.”  diyip menüyü alır. “Ee ne yiyoruz, bu davetlerin en sevdiğim yanı yemekten sonra hesap ödemiyoruz.” der. Song-i “Benim canım bir şey istemiyor. Siz söyleyebilirsiniz.” diyip etrafı seyretmeye başladığında tam karşıdan onların masasını izleyen Kim Sun’u görür. Göz göze gelince şaşırır tam bu anda Kim sun gözlerini ayırıp yanında ki kadınla konuşmaya başlar. Song-i dikkatli bakınca onun Topuklu Felaket Ba Lam olduğunu görür. “Yine mi bu kadın?” diye içinden söylediğini sanarken sesli söylemiştir. Leun onun baktığı yere bakarak “Ah hiç kaçırmaz bu geceyi. Her senenin banko misafiri.” der. Jang’da o tarafa bakarak “Ne alıp veremediğiniz var. Bence hoş kadın.” diye sırıtır. Sonradan  “Aha buldum. Tae Yang’da gözü var diye kıskanıyorsunuz değil mi?” sorar. Leun başını sallayarak “Valla benim için hiç sorun değil. O konuda rahatım ama başka birinde daha gözü var diye sinir oluyoruz.”  diyerek Song-i’ye bakar. Song-i Leun’a sinirli bir bakış atarak “Kıskandığımız falan yok. Sadece sevmiyoruz.” diyelim diyip sırıtır. Jang kendinden emin bir şekilde  “Bu işin içinde bir şey var ya yakında öğrenirim.”  der. Leun hemen “Hemen öğren hiç bir şeyi kaçırma, paparazi sanki.” der ama Jang hiç aldırmadan Karşı tarafı izleyip bir şeyler öğrenmeye çalışır. Yemekler geldiğin Leun, Song-i’ye bakarak “Tüm gün bir şey yemedin zaten. Neden yemiyorsun. Bak bunun tadı çok güzel.” diyerek tabağı ona uzatır. Song-i birazcık tadına bakarak “Güzelmiş. Ama canım bir şey yemek istemiyor.” der ve yine suya sarılır.

Song-i biraz hava almak ister. “Buranın bir bahçesi vardır değil mi?” diye sorar.  Jang “Yukarına teras var. Ama kimse çıkmaz oraya.” der. Song-i “Öyleyse daha iyi. Siz oturun ben biraz hava alıp geliyorum. Kalabalık ortamlardan pek hoşlanmıyorum.”  der ve kalkar. Jang arkasından bakarak “Bugün keyfi yok gibi değil mi?”  Leun “Birkaç gündür böyle ama nedenini anlayamadım.” der ve üzgün üzgün bakar. Jang aceleyle kalkarak “Ben bir bakayım.” der ve kızın arkasından gider. Çaktırmadan izlemeye devam eden Kim Sun Song-i’nin masadan kalktığını ve Jang’ın da peşinden gittiğini görür.

Song-i temiz havayı içine çeker ve manzarayı seyretmeye başlar. “Gece manzarasına bakınca insan garip bir huzur hissediyor değil mi?”  Song-i arkasını döndüğün de Jang’ı görür. Song-i  “Gece kişiye özeldir. İstediğimiz şeyleri sırf kendimiz için yaparız. Sanırım huzur oradan geliyor.” diyerek gülümser. Jang’da “Hımm demek istediğin şeyleri yapamıyorsun diye huzursuzsun.” diyip kızın yanına gelir. Parmaklıklara yaslanarak manzaraya bakmaya başlarlar. Jang “Şimdi ne yapmak istiyorsun? Söyle yapalım.”  Song-i “Ahaha aslında sadece yalnız kalmak istiyordum.” diyip yan gözle bakar. Jang “Aman tanrım açıkca kovuldum.”  der ve birlikte gülerler. Tam bu anda hızlı adımlarla Tae Yang gelir ve Song-i’nin kolundan tutup çeker. “Aşağı inmemiz lazım.”  Kız ne olduğunu anlamadan Jang Tae Yang’ın kolunu tutar ve “Biraz sakin olur musun?” der. Tae Yang kızı bırakmadan “Sakin mi olayım. Ben dedikodulardan kaçmak için evleniyorum. Siz de burada  başbaşa yeni dedikodulara davetiye çıkarıyorsunuz. Bir de Tae Yang’ın karısı kuzeniyle aldatıyor diyenler mi uğraşayım. Bunu mu istiyorsunuz?” diye sesini yükseltir. Tae Yang’la birlikte gelen Leun “Biraz sessiz olun.” diye uyarır. Song-i kolunu Tae Yang’dan kurtarıp parmaklıklardan destek alarak ayakta durmaya çalışır. Baş ağrısı böyle anlarda daha çok şiddetleniyordur. “Özür dilerim haklısın dikkat etmem gerekiyordu.” diyerek Tae Yang’dan özür diler.   Jang iyice sinirlenerek “Bir de özür mü diliyorsun? Bu ne bencillik. Adam sevgilisiyle rahatça yaşamak için senin tüm hayatını engelliyor. Bir de özür diliyorsun.”  diyerek Song-i’ye bağırır. Tae Yang “Bu seni hiç ilgilendirmez bu ikimizin arasında.” der. Jang dişlerini sıkarak “İlgilendirir. Song-i’yi bir eşya gibi kullanmana izin vermem.” diyerek Tae Yang’ın gözlerinin içine bakar. Biraz sonra yumruk yumruğa girecek gibi duruyorlardır. Leun ve song-i ne yapacaklarını bilmeden izlerler. Tae Yang “Onunla bir anlaşma yaptık ve buna uymalıyız. Bu kullanmak değil. Kesinlikle değil.” der.  Jang tam ağzını açacakken Song-i “Yeter artık iyice saçmaladınız. Burda söz konusu olan benim ve hiçbir şikayetim yok. Kesin artık. Ben aşağıya iniyorum.” der ve kapıya yönelir. Leun’da arkasından gider.

Song-i merdivenlerden inmek üzereyken başı döner ve korkuluklara tutunur. Leun hemen arkasından yetişip “İyi misin?” diye tutar. Song-i “İyiyim ben. Sen Tae Yang’la ilgilen ve o ikisini birbirinden uzaklaştır.” der ve korkuluklara tutunarak aşağı ner. Garsonlardan birine lavoboyu sorar. hızlı hızlı yürümeye çalışır ama bu pek mümkün değildir. Burnundan sıcak bir şey hissedince elini burnuna götürür ve kanadığını fark eder. Neyseki lavaboya ulaşmıştır. İçeri girip kimseye görünmeden tuvalete girer. Baş ağrısından ve mide bulantısından kurtulmanın en kısa yolu kusmaktır. Bu sıralarda Leun Tae Yang’ı sakinleştirip aşağıya indirmiştir. Jang’da hala terasta sakinleşme çalışırken bir yandan da Tae Yang’a söyleniyordur.

Aşağı indiğinde Tae Yang’ın konuklarıyla sohbet ettiğini görür. Masada Leun tek başına oturuyordur. “Song-i nerede?” diye sorar. Leun telaşla “Ben de sana soracaktım aşağı indiğimizden beri yok.” der. Jang etrafa bakınarak “Eve gitmiş olabilir mi?”  diye sorunca Leun iyice sinirlenir “İki dakika çeneni tutamadın değil mi?”  diyerek ona kızar. Jang “Sen de başlama sende en az onun kadar bencilsin.” der ve masadan ayrılır. Song-i’nin  lavaboda olabileceğini tahmin ettiği için oraya doğru ilerler. İçerden çıkan  kadınlardan birine “İçeride uzun beyaz elbiseli biri var mı?” diye sorar. Kadın “Ah evet, pek iyi görünmüyordu.” diye cevap verince Jang bir hışımla içeri dalar.  Song-i lavabonun önünde yüzünü su çarparken karşısında Jang’ı görünce “Se- sen ne arıyorsun burada?” diye sorar. Jang “Sana bakmaya geldim.” diye kızı gözlerken elbisesin önünde ki kan lekesini görür. “Ne oldu bir yerini mi kestin?” diye sorar. song-i umutsuzca elbisesine bakarak “Üff elbiseyi mahvettim. Bir şey yok sadece size sinirlenince burnum kanadı.” diye kızarak bakar. Jang’ın telaşı hala geçmemiştir “Hastaneye gidelim mi?” diye sorar. Song-i “Yok artık burnum kanadı diye hastaneye mi gideyim? Geçti bile bir şey olmaz. Ama olan elbiseye oldu.” der. Bu sırada lavaboya gelen kadınlar Jang’ı görünce şaşırarak geri çıkmaktadır. Song-i “Acele et çıkalım burdan.” diyerek onu uyarır. Jang “Pekala o zaman seni eve götüreyim.” der. İkisi birlikte lavabodan çıkıp garsonlardan birine arka kapıyı sorarlar. Mutfak girişinden otoparka ulaşıp arabaya binerler. Song-i Leun’u arayarak elbiseninkirlendiğini ve eve gittiğini haber verir.

Arabadayken Jang “Özür dilerim. Seni korumaya çalışıyordum.” diye özür dilemeye çalışır. Song-i “Beni korumana ihtiyacım yok. Çünkü ben şikayetçi değilim. Tae Yang’ın söylediği gibi bir anlaşmamız var ve ikimizde ona uymalıyız. Hatalı davranan bendim. Kızmakta haklıydı.” diyince Jang  “Hiçbir şey anlamıyorum.” diyerek Song-i’ye bakar. kız artık tükenmiş bir haldeyken “Boşver anlamaya çalışma sadece böyle olduğunu kabul et.” der ve koltuğuna yaslanır. Bir süre sessizce gittikten sonra Jang tam bir şey söylemek için yan tarafa baktığında kızın çoktan uyuduğunu farkeder ve ağzından şu sözcükler dökülür: “Neden bunu kendine yapıyorsun neden?”

Kim Sun kapının arkasında yere çökmüş vaziyette biraz önce duyduklarını sindirmeye çalışır. Çöktüğü yerden kalkar ve kapının dışına yani terasa çıkar. Kulaklarında o sözler tekrar tekrar dönmektedir:

“Onunla bir anlaşma yaptık ve buna uymalıyız.”

Not: Bu bölümde geçen Mercan karakteri çingum Ser-Min’in Finding The Heaven hikayesinin ana karakteridir. Okumak isteyenleri buraya alabilirim. 😉

9. Bölümün Sonu