Song-i dışardaki kiraz çiçeklerine bakar, yukardan bakınca kışın karlar altındaki ağaçlarla aynı görüntüde olduğunu fark eder ve bunu farketmenin sevince ile gülerek Jang’a döner. Jang’da gülümseyerek yüzünü kızınkine biraz daha yaklaştırır

“Üstelik burada bir kar tanesi daha var. Hiç erimeyen.”

Song-i yüzünü geri çekerek şaşırmış bir şekilde Jang’a bakar. Jang ise “İsmin Kar demek değil mi?” diye açıklamaya çalışır. Kız gülümseyerek “Evet, öyle.” der. Sonra ayağa kalkıp “Halletmem gereken işlerim var. sonra görüşürüz.” diyerek Jang’ın yanından ayrılır. Jang kızın arkasından bakerken “Bir sorunu var ama ne?” diye düşünür.

 

 

Song-i,  Tae Yang odasına girerek “Selam, nasılsın bakalım?” diye sorar. Tae Yang “Ben aynıyım asıl sen nasılsın,  dün mimarımızı epey telaşlandırmışsın.” diyince song-i anlamaz gözlerle bakar. Bunu gören Tae Yang “Nasıl olduğunu sormaya odama geldi. endişeli görünüyordu.” diye açıklama yapar. Song-i “İyiyim, sorun yok.” diyerek geçiştirir. “İşi bırakmaya karra verdim.”  diyerek pat diye konuyu açıp koltuklardan birine oturur. Tae Yang şaşkın gözlerle “İşi bırakmak mı? O kadar istedikten sonra hem de.” Diye sorar. Song-i umursamaz görünmeye çalışarak “Sanıırm beklediğim gibi değildi. Sıkıldım.” diyip gülümser. Tae Yang  kızım karşına geçip oturarak şüpheci bir tavırla “Bunun asıl nedeni Kim sun olmasın?” diye sorar. Song-i kafasını hayır anlamında sallayıp “Onunla ilgili değil. Tamamen benimle ilgili.” deyip göz kırpar. Tae Yang’da gülümseyerek “Pekala sen bilirsin. Şimdi ne yapmayı düşünüyorsun?” Song-i düşünüyormuş gibi yaparak “Hımm eve gidip bol bol uyumayı mesela.” diyerek gülümser. Tae Yang “Sana ceza o zaman, bundan sonra yemekleri sen yapıyorsun. Boş durmak yok.”  diyerek oturduğu yerden kalkar ve kzın saçlarını karıştırır. Song-i “Öyleyse ben gidiyorum. Evde görüşürüz” diyip çıkmak üzereyken Tae Yang “Seni eve bırakayım mı? ” diye sorar. Kız hayır anlamında başını sallayarak çıkar. Tae Yang  “Kim Sun yüzünden burada çalışmaya dayanamıyorsun. İkisi de birbirini seviyor görünüyor. Ama neden ayrılmışlar bunu öğrenmem gerek.”  diyerek sesli düşünür. Daha sonra şöförünü arayarak Song-i’yi eve bırakmasını ister.

Song-i dün dağınık bıraktığı masasına gidip eşyalarını toplarken tüm gözler onun üzerindedir. Toplama işi bittikten sonra tam çıkmak üzereyken dönüp yüksek sesle “Her şey için teşekkürler arkadaşlar. Umarım istediğiniz başarıları elde edersiniz.” diyerek selam verip odadan çıkar.

 Leun eve gelip buzdolabının altını üstüne getirmeye başlamışken Tae Yang içeri girer.  Mutfaktan gelen sesleri duyunca Song-i sanarak “Aferin yemek görevini yapıyorsun.” diye mutfağa dalınca Leun’la karşılaşır. Leun yaramazlık yaparken yakalanan çocuklar gibi hemen ayağa kalkarak “Şey yemekten önce atıştırıcak bir şeyler arıyordum.” diyerek güler. Tae Yang’da “Kedi gibi dolapları karıştırmaktan ne zaman vazgeçeceksin.” diye çocuğun yanaklarını iki yandan tutarak geçer. Sonra kafasının iki yanından tutup öperek “Song-i nerede?” diye sorar. Leun”Seninle değil mi?” diye sorar. Tae Yang “Bugün işi bıraktı. Eve gideceğini söylemişti.” der ve ikisine birbirine anlamaz gözlerle bakar. Leun “Ben bir saattir evdeyim kimseyi görmedim.” diye omuz silker. Tae Yang merdivenlere yönelerek “Odasına baktın mı?” diyince Leun kafasını hayır anlamında sallar. Odasına gittiklerinde Song-i’nin uyuduğu görüp rahatlarlar. Leun direk yatağa atlar  “Hınbıl seni hem işi bırakmış hem tembellik yapıyor.” diyerek kızı gıdıklamaya başlar. Song-i gözlerini açmaya çalışırken bir yandan da Leun’a engel olmaya çalışır.  “Ahaha yeter ama” diye bağırırken Tae Yang yardıma gelir ve Leun’un tshirtünün ensesinden yakalayarak “Dolap kedisi sen bir saattir evdesin hani yemek?” diyince Leun hemen savunmaya geçer “Ya ama ben pek yemek yapmayı bilmiyorum. Hem işten yorgun geliyorum bir de yemek mi yapayım canım. Burda tembel biri var.” diyip Song-i vurur. Song-i de yattığı yerden ayağıyla bir tekme atar. “Şişşt çocuk gibi kavga etmeyin. Sonra dondurma alacağım dediğim de kızıyorsunuz.” dese de Leun ve Song-i hala vurma, tekme atma, dil çıkarma gibi aktivitelerine devam ediyordur. ” Tae Yang gülerek “Ben sizinle ne yapıcağım. Haydi kalkın dışarda yiyelim.” diye kalkar ve beraberinde Leun’u da sürükler. Song-i yüzünde koca bir gülümsemeyle tekrar yatağa uzanarak burada  ne kadar mutlu olduğunu düşünür. “Gitmek için çok erken olduğunu.” düşünür.

Yemekte Song-i’yi her zamankinden sessiz gören Tae Yang sorar “İşten kendin ayrıldığına emin misin? Ne bu surat?” Song-i ise çubuklarıyla tabağındakileri çorba kıvamına gelene kadar karıştırıyordur. Toparlarak “Haha tabiki kendin ayrıldım. Sadece uyku sersemiyim hala.” diyerek gülümser. Kafasından geçenleri sormanın zamanı gelmiştir. “Tae Yang hani başta anlaştığımız her ay vereceğin parayı hesabıma yatırıyor musun?” diye sorar. Tae Yang evlendikleri günden bu yana Song-i’den ilk defa para meselelerini duyuyordur. Bir an şaşırdıktan sonra “Evet her ay düzenli olarak yatıyor.” diye cevap verir. Song-i “Peki kardeşimin okul işi.” diye devam eder. Tae Yang “Oda aklımda, merak etme.” diye cevaplar ama bir yandan da şüpheli şüpheli kızı inceliyordur. Bugün normalden farklı göründüğünü düşünür. Tam o anda Tae Yang’ın telefonu çalar. Telefonu açıp  “Yine mi sen? Rahat bırakmıyacak mısın bizi?” diye konuşmaya başlarken Song-i ve Leun anlaşılmaz gözlerle birbirlerine bakarlar. Leun sessizce “Kim o?” diye sorsada Tae Yang konuşmasına devam eder “Evde değiliz bugün gelme, hatta hiç bir zaman gelme.” diye telefonu kapatıp sırırtır. Leun “Telefonu suratına kapattığın için bu kadar mutlu olduğuna göre arayan Jang’dı.” der. Tae Yang “Bingo. Herif yapışkan gibi izin versem her gün bizim evde. Hadi siz de çabuk yiyin eve gidip ayaklarımı uzatmak istiyorum.” didiği anda Leun ve song-i birbirlerine sinsi sinsi gülerek yiyebilecekleri en yavaş şekilde yemeye devam ederler. Leun menüyü alarak “Bir de tatlı mı yesek acaba? Şöyle en zor hazırlanannından.” der demez Tae Yang menüyü çocuğun suratına kapatarak “Boşverin tatlıyı yolda alırız evde yersiniz.” der ve kalkmaya hazırlanır. Leun “Tamam tamam dur bari yemeğimizi bitirelim. Ev meraklısı oldu çıktı.” diye söylenmeye devam eder. Tae Yang “Ha bu arada 2 gün sonra şirketin yıldönümü partisi var. Ona göre hazırlanın.” der. Leun yemeği boğazında kalarak “Ne bende gelebilir miyim bu sefer? Geçen sene götürmemiştin.” diye surat asar. Tea Yang “Geçen sene götürmedim çünkü seninle gitseydim çıkacak haberleri biliyorsun.” diyerek elinde ki menüyle hafifçe kafasına vurur. “Ama bu sene Song-i ile birlikte gelirsiniz. Benim önceden gidip ailemle vakit geçirmem lazım. Bu fırsattan istifade arayı düzeltiriz belki.” der ve kıza göz kırpar. 

Ertesi gün Leun’un da tatil günü olunca o ve Song-i party için alışverişe çıkarlar. Song-i bir türlü elbise beğenmeyince Leun mızmızlanmaya başlar “Ah ayaklarım ağrıdı ama hadi bir tane seç gidelim artık. Tatil günümü magazalarda harcıyorum resmen.”  Song-i “Hiç yardımcı olmuyorsun. Zaten hiç anlamma bu işlerden.” diyince Leun daha çok sinirlenir “Hah ben çok anlıyorum sanki.Ayrıca ne giysen yakışıyor hiç kasma.” diyerek yanağından makas alır. Sonunda song-i bir elbise bulunca şirkete uğrayıp ordan eve geçmeye karar verirler. Tae Yang’ın odasının önünde Jang’ı görürler  “Selam,  Song-i işi bırakmışsın. Uzun moladan kastın buydu demek.” der. Song-i gülümseyerek “Evet, anca dinlenirim diye uzun bir mola verdim.” der. Tam bu sırada Tae Yang odasından çıkıp onların yanına gelir. “Haydi  dışarı çıkalım bugün erken bırakıyorum.”  ve Jang’ı görünce daha o ağzını açmadan “Hayır sen gelemezsin.”  der. Jang kahkaha atarak “Ahaha zaten senin suratı görmeye çok meraklı değilim. Nasıl olsa Song-i artık evde sen çalıştığın bir gün onu dışarı çıkarırım.” der ve meydan okur gibi bakar. Tae Yang sinirlenip parmakğını uzatarak “Bunu aklından bile geçirme.” der ve kızı kolundan tutuğu gibi yürür. Asansöre gelince kolunu kurtaran  Song-i “Hey neler oluyor size.” diye sinirlenir. Tae Yang “Eğer birgün birine aşık olursan o kesinlikle Jang olmayacak tamam mı?” diye biraz sesini yükseltir. Asansör geldiğinde üçüde biner. Ama yaklaşmakta olan Kim Sun’u farketmemişlerdir. Kim Sun olduğu yerde dona kalmıştır. “Birine aşık olursanla ne demek istiyor. Zaten onunla evli değil mi?” diye beyninde bir sürü soru dönmektedir.

Bu arada asansörde  Song-i “Merak etme kimseye aşık olacağım falan yok. Hem anlaşmamız da var zaten değil mi? İkimiz de bu şartları yerine getirmek zorundayız.” diyerek Tae Yang’a ters bir bakış atıp çıkar. Tae Yang ve Leun birbirlerine şaşırmış bir şekilde bakarak çıkarlar. Leun sessizce “Gördün mü sinirlendirdin kızı?” Tae Yang “İlk defa onu bu kadar sinirli görüyorum. Gerçekten kızdı sanırım.” diyerek Song-i’ye yetişmeye çalışır. Arabaya bindiklerin de Tae Yang “Kızdın mı? Bak aslında öyle demek istmedim yani sadece senin iyiliğin için. Onun gibi biriyle mutlu olamazsın diye.” açıklamaya çalışır. Song-i “Artık kapatabilir miyiz konuyu?” der ve pencereyi açıp dışarıyı seyretmeye koyulur.

Song-i birden “Dur dur, burada dursana.” diye heyecanlanınca Tae Yang arabayı kenera çekerek “Ne oldu?” diye telaşla sorar. Song-i “Ah eskiden sürekli gittiğimiz bir kafeyi gördüm. Gidip birer kahve içebilir miyiz? Lütfen.” diye yalvaran gözlerle bakar. Tea Yang yolun karşısına bakarak “Heaven Cafe mi? Dur düzgünce park edelim o zaman. Öyle bir telaşlandır ki birine çarpacağız falan sandım.” diye söylenerek arabayı park etmeye çalışır. Kafe’den içeri girdiklerinde Song-i etrafı incelemeye başlar. Hala eskisi gibi dinlendirici bir havası vardır. “Yukarı kata çıkalım. Terası harikadır.” diyerek merdivenlere yönelir. Arkasından Tae Yang ve Leun ağır adımlarla çıkarlar. Song-i Bir masa bulup oturduğunda “Hala Türk kahvesi yapıyorlar mı acaba?” diye sesli düşünür. Leun “O nasıl bir şey?” diye sorar. Tam bu anda Song-i karşıda çiçekleri sulayan kıza gözü takılır. Gülümseyerek “Birazdan göreceksin nasıl olduğunu.” diyip gülümser. Siparişler için gelen çocuğa Türk kahvesi istediğini söyleyince çocuk birazcık şaşırır. Daha sonra çiçekleri sulayan kızın yanına gider ve masayı işaret eder. Kız masaya baktığında Song-i “Sunbae!!!”  diye el sallar. Mercan, Song-i’nin üniversite zamanlarından arkadaşıdır. Türkiye’den Seul’e üniversite okumak için gelmiştir. Ondan yaşca büyük olsada çok iyi anlaşıyorlardır. Mercan ve sevgilisi Dae Han, Song-i ve Kim Sun beraber çok vakit geçirmiştir.

Mercan eliyle güneşi engeller “ Song-i? Nun Song-i?” Mercan da Song-i da çok şaşırmışlardır. Song-i ayağa kalkar “ İnanmıyorum gerçekten sensin.” Mercan hemen ciddileşir ve kızın kulağından çeker “ Nerelerdesin sen? İnsan sunbaesini hiç aramaz mı?” Song-i kulağının ağrısından yana doğru eğilmiştir “ Sunbae! Ben özür dilerim. Kulağımı bıraksan da hani affetsen. “ Bu sırada Leun Tae Yang’a “Görüyor musun Song-i’nin hakkından nasıl geliyor. İyi izle taktik falan al” der. Tae Yang’da  “Çok mantıklı. Kendi ayağıyla buraya gelmeside ayrı bir hoş hani” der ve gülümserler Song-i “Ya Leun bari sen yardım et. Sunbae gerçekten telefonumu değiştirmek zorunda kaldım öyle olunca telefonun yoktu sonra, dönmüşsündür diye düşündüm.” Leun “ Noona! Acıma acıma nasıl olur da insan sunbae’sinin numarasını kaybeder?” der ve kıza dil çıkarır. Biraz önce siparişleri almaya gelen çocuk şaşkın gözlerle “ İşte bu bir Mercan gazabı” der ve daha önce birkaç kez yaşamış olan Song-i kahkaha atar “Kesinlikle” der Mercan gülümser ve kızın kulağını bırakır ve kendine doğru çeker sıkı sıkı sarılırlar. Song-i “ Ben çok mutlu oldum. Anlatamam yani gerçekten çok mutlu oldum” der ve gözleri dolar Mercan “ Deli kız seni “ der ve yanaklarından tutar “ Bende özledim seni”

Tanışma faslını geçtikten sonra eğlenceli bir sohbete başlarlar. Ve söz dönüp dolaşıp Kim Sun’a gelir. Mercan “ Anlat bakalım neler yapıyorsun? Kim Sun nasıl? O niye gelmedi seninle?” Song-i biran donup kalır. Mercan bir pot kırdığını anlar. Song-i biranda gelen sessizlikle gerilen ortamı dağıtmak ve son hızla konuyu değiştirmek için  “Bu arada ben evlendim”  der Mercan şok olur “Ne? Nasıl yani ciddi misin? Kiminle?” Song-i Tae Yang’ın koluna girer “ İşte kocam” Mercan ne yapacağını, ne diyeceğini şaşırır “ Demek siz… Vay canına tebrik ederim Song-i ama bak yine beni kızdırdın” der ve kızın kulağını çeker “ Hani davetiye, hani düğün?” Tae Yang Song-i’nin üzerindeki yükü azaltmak için söze girer “ Ben pek sevmediğim için o tür şeyleri, kendi aramızda küçük bir tören yaptık” der. Song-i’de Dae Han’ı sorar ama Mercan’ın surat ifadesinden artık Dae Han’ın hayatında olmadığını anlar.

Aradan geçen zaman ikisinin de hayatını değiştirmiştir. Eskiden hep birlikte kurdukları hayalleri hatırlar. Şimdi onlardan ne kadar uzak ne kadar farklıdır hayatları. İçinden “Zaman hiçbir şeyin ilacı değil. Sadece her şeyi değiştirerek acılarımızı unutturuyor o kadar.” diye düşünür. Bu sırada Mercan’ın erkek arkadaşı Soon Cheol’da gelir ve sohbetlerine dahil olur. Mercan ve Song-i masada erkeleri bırakarak çiçeklerin olduğu tarafa geçerler. Song-i konuşuşurken Mercan’ın şimdiki hayatından mutlu olduğunu görür ve onun adına sevinir.

Tae Yang heyecanla sunbaesi ile konuşan Song-i’yi izler. Gülümsüyordur, yüzünde ki şok ifadeleri kendisinin de gülümsemesine neden oluyordur. Biran düşünür “Bir hayatı vardı. Sevdiği bir adam vardı, hayalleri vardı, arkadaşları…Hepsini elinden aldın” der kendi kendine “ Song-i’nin geleceğini kendi çıkarların için elinden aldın.” Bunları düşünürken Song-i ile göz göze gelirler kız kocaman gülümser ve el sallar Tae Yang’ta karşılık verir. İçinden “ Bir şekilde mutlu olmasını sağlamalısın” der.

Ayrılma vakti geldiğinde Song-i Mercan’a sıkı sıkı sarılır. “Belki’de onu son görüşüm.” diye aklına gelen düşünceden dolayı gözleri sulanmaya başlayınca hemen bu düşünceyi unutmaya çalışır. Birbirlerinin telefon numaralarını alırlar ve bundan sonra her zaman görüşmek için birbirlerine söz verirler. Song-i arabaya bindiğinde “Verdiğin sözleri tutmuyorsun, tutamıyorsun. O halde neden sürekli söz veriyorsun.” diye düşünür. Onu dalgın gören Tae Yang “Arkadaşınla görüştüğün için mutlu olman lazım ama üzügün görünüyorsun.” der. Leun’da “Aklıma gelmişken neden onca yıl onunla görüşmedin. Sanırım tam da okulu bırakmana denk geliyor. Biraz tuhaf her şeyi bırakmışsın gibi sanki.” diyerek şüpheli gözlerle Song-i’ye bakar. Song-i telaşlanarak “Ne alakası var canım. Sadece tesadüf. Telefonu kaybettim dedim ya.” der ve konuyu değiştirmek için “Hem siz ne konuşuyordunuz öyle. Leun’un her zaman ki hali de senin bu kadar konuşkan olmana şaşırdım.” diyerek Tae Yang’a bakar. Tae Yang umursamazca omuz silkerek “Ne var canım. Onlar senin arkadaşların değil mi? Arkadaşımın eski arkadaşlarıyla konuşurum tabiki.” der. Song-i gülümseyerek “Hım öyleyse Jang’da benim arkadaşım.” der ve sinsi sinsi bakar. Tae Yang “O sayılmaz hem onu senden önce tanıyorum.”  ve ekler “Açmayın şu adamın konusunu gıcık oluyorum.” der. Leun ve Song-i Tae Yang’ı kızdırarak eğlencelerine  devam ederler.

Ve parti günü gelmiştir. Tae Yang erkenden evden çıkınca Leun ve Song-i hazırlanmaya çalışıyordur. Daha doğrusu Leun çoktan hazırlanıp salonda Leo ile uğraşırken bir yandan da Song-i’ye bağırıyordur. “Hadi artık, bu takımla oturmak yeterince zor zaten.” diyerek kalkıp üstünü düzeltir. Song-i merdivenlerden inerken “İçimden bir ses beyaz giymekle hata ettiğimi söylüyor.” der. Leun merdivenlere bakınca “Vay canına harika görünüyorsun. Bir de saç ve makyaj için kuaföre gitseydin iyiydi ama bu halinle de süpersin.” diyip göz kırpar. Song-i “ah elbiseyle yeterince süslüyüm bence bir de saçlarımı yaptırsaydım bünyem kaldırmazdı.” der ve Leun’un koluna girer. “Ee taksi çağırdın mı bakalım?” diye sorar Leun cebinden çıkardığı araba anahtarlarını sallayarak “Hah Tae Yang bana anahtarlarını verdi.” diye sırıtır. Yolda kendi kendine gülmeye başlayan Leun’u görünce Song-i “Yine ne oldu?” diye sorar. Leun “Daha ne olsun sevgilimin karısıyla birlikte partiye gidiyorum. Bundan komik ne olabilir?” diyince Song-i’de kendini tutamayıp güler “Ama ben olmazsam hiç gidemeyecektin.  Biraz pencereyi açar mısın Leun?” der. Evden çıkmadan ilacını almasına rağmen yine midesi bulanmaya başlamıştır. Akşamın serin havası ona iyi gelsede bu gece zor geçeceğe benziyordur.

Leun’la birlikte salona girdiklerin de herkesin çoktan geldiğini görürler. Onları gören Tae Yang hemen yanlarına gelerek “Geç kaldınız. Haydi gidelim.” diyip song-i’nin koluna girer. Üçü birlikte Tae Yang’ın masasına giderler. Annesi ve Büyükbabasına selam veren Song-i soğuk bir şekilde karşılık alır. “En azından karşılık verdiler.” diye düşünüp kendini rahatlatır. Üçü birlikte başka bir masaya geçerler. Etraf çok kalabalıktır. Gazeteciler, iş adamları, ünlüler oradadır. Tae Yang misafirlerle ilgilenmek için sık sık yanlarından ayrılır. Leun sayesinde Song-i kendini yalnız hissetmez. O sırada Tae Yang’ın babasını görür. Tam selam vermeye hazırlanırken o “Gelsene bir dakika.” der ve Song-i ona doğru yürür “O çocuğun ne işi var burda.” diyerek Leun’u gösterir. Song-i Leun’u bildiğini hatırlayarak “Arkadaşımız olarak geldi bir sakıncası mı var?” diye sorar. Adam sinirlenerek “Bu gece bir olay çıkarsa hepsinden sen sorumlusun.” diye tehdit savurup gider. Song-i “Adamaa bak savaş çıksa beni sorumlu tutacak.” diye söylenerek masaya döner. Leun merakla “Ne dedi?” diye sorar. Song-i omuz sallayarak “Hiç, sadece geç kaldığımızı söyledi.” Leun endişeli görünerek “Ondan korkuyorum biliyor musun? Bakışları çok garip. Genelde Büyükbaba’dan korkarlar ama ben ondan daha çok korkuyorum.” der. Song-i söyleyip söylememekte kararsız kalır ama sonra söylememeyi seçer. Eğer Tae Yang’ın babasının her şeyi bildiğini öğrenirlerse tüm huzurları kaçacaktır. “Boşver, beni de pek sevmiyorlar zaten.” diyip göz kırpar.

Jang onların masasına gelerek “Vay canına işte şimdi gerçek bir kar tanesi olmuşsun.” der ve oturur. Song-i  “Bu bir iltifat olmadı. Öyleyse teşekkür ederim.” der. Leun “Seni burada görmek şaşırtıcı, ailenle anlaşamadığını sanıyordum.” der. Jang “Asıl seni burada görmek şaşırtıcı.” deyip bir kahkaha atar ve “Ailemle aramı düzeltmeye çalışıyorum, hepsi bu.”  diyip menüyü alır. “Ee ne yiyoruz, bu davetlerin en sevdiğim yanı yemekten sonra hesap ödemiyoruz.” der. Song-i “Benim canım bir şey istemiyor. Siz söyleyebilirsiniz.” diyip etrafı seyretmeye başladığında tam karşıdan onların masasını izleyen Kim Sun’u görür. Göz göze gelince şaşırır tam bu anda Kim sun gözlerini ayırıp yanında ki kadınla konuşmaya başlar. Song-i dikkatli bakınca onun Topuklu Felaket Ba Lam olduğunu görür. “Yine mi bu kadın?” diye içinden söylediğini sanarken sesli söylemiştir. Leun onun baktığı yere bakarak “Ah hiç kaçırmaz bu geceyi. Her senenin banko misafiri.” der. Jang’da o tarafa bakarak “Ne alıp veremediğiniz var. Bence hoş kadın.” diye sırıtır. Sonradan  “Aha buldum. Tae Yang’da gözü var diye kıskanıyorsunuz değil mi?” sorar. Leun başını sallayarak “Valla benim için hiç sorun değil. O konuda rahatım ama başka birinde daha gözü var diye sinir oluyoruz.”  diyerek Song-i’ye bakar. Song-i Leun’a sinirli bir bakış atarak “Kıskandığımız falan yok. Sadece sevmiyoruz.” diyelim diyip sırıtır. Jang kendinden emin bir şekilde  “Bu işin içinde bir şey var ya yakında öğrenirim.”  der. Leun hemen “Hemen öğren hiç bir şeyi kaçırma, paparazi sanki.” der ama Jang hiç aldırmadan Karşı tarafı izleyip bir şeyler öğrenmeye çalışır. Yemekler geldiğin Leun, Song-i’ye bakarak “Tüm gün bir şey yemedin zaten. Neden yemiyorsun. Bak bunun tadı çok güzel.” diyerek tabağı ona uzatır. Song-i birazcık tadına bakarak “Güzelmiş. Ama canım bir şey yemek istemiyor.” der ve yine suya sarılır.

Song-i biraz hava almak ister. “Buranın bir bahçesi vardır değil mi?” diye sorar.  Jang “Yukarına teras var. Ama kimse çıkmaz oraya.” der. Song-i “Öyleyse daha iyi. Siz oturun ben biraz hava alıp geliyorum. Kalabalık ortamlardan pek hoşlanmıyorum.”  der ve kalkar. Jang arkasından bakarak “Bugün keyfi yok gibi değil mi?”  Leun “Birkaç gündür böyle ama nedenini anlayamadım.” der ve üzgün üzgün bakar. Jang aceleyle kalkarak “Ben bir bakayım.” der ve kızın arkasından gider. Çaktırmadan izlemeye devam eden Kim Sun Song-i’nin masadan kalktığını ve Jang’ın da peşinden gittiğini görür.

Song-i temiz havayı içine çeker ve manzarayı seyretmeye başlar. “Gece manzarasına bakınca insan garip bir huzur hissediyor değil mi?”  Song-i arkasını döndüğün de Jang’ı görür. Song-i  “Gece kişiye özeldir. İstediğimiz şeyleri sırf kendimiz için yaparız. Sanırım huzur oradan geliyor.” diyerek gülümser. Jang’da “Hımm demek istediğin şeyleri yapamıyorsun diye huzursuzsun.” diyip kızın yanına gelir. Parmaklıklara yaslanarak manzaraya bakmaya başlarlar. Jang “Şimdi ne yapmak istiyorsun? Söyle yapalım.”  Song-i “Ahaha aslında sadece yalnız kalmak istiyordum.” diyip yan gözle bakar. Jang “Aman tanrım açıkca kovuldum.”  der ve birlikte gülerler. Tam bu anda hızlı adımlarla Tae Yang gelir ve Song-i’nin kolundan tutup çeker. “Aşağı inmemiz lazım.”  Kız ne olduğunu anlamadan Jang Tae Yang’ın kolunu tutar ve “Biraz sakin olur musun?” der. Tae Yang kızı bırakmadan “Sakin mi olayım. Ben dedikodulardan kaçmak için evleniyorum. Siz de burada  başbaşa yeni dedikodulara davetiye çıkarıyorsunuz. Bir de Tae Yang’ın karısı kuzeniyle aldatıyor diyenler mi uğraşayım. Bunu mu istiyorsunuz?” diye sesini yükseltir. Tae Yang’la birlikte gelen Leun “Biraz sessiz olun.” diye uyarır. Song-i kolunu Tae Yang’dan kurtarıp parmaklıklardan destek alarak ayakta durmaya çalışır. Baş ağrısı böyle anlarda daha çok şiddetleniyordur. “Özür dilerim haklısın dikkat etmem gerekiyordu.” diyerek Tae Yang’dan özür diler.   Jang iyice sinirlenerek “Bir de özür mü diliyorsun? Bu ne bencillik. Adam sevgilisiyle rahatça yaşamak için senin tüm hayatını engelliyor. Bir de özür diliyorsun.”  diyerek Song-i’ye bağırır. Tae Yang “Bu seni hiç ilgilendirmez bu ikimizin arasında.” der. Jang dişlerini sıkarak “İlgilendirir. Song-i’yi bir eşya gibi kullanmana izin vermem.” diyerek Tae Yang’ın gözlerinin içine bakar. Biraz sonra yumruk yumruğa girecek gibi duruyorlardır. Leun ve song-i ne yapacaklarını bilmeden izlerler. Tae Yang “Onunla bir anlaşma yaptık ve buna uymalıyız. Bu kullanmak değil. Kesinlikle değil.” der.  Jang tam ağzını açacakken Song-i “Yeter artık iyice saçmaladınız. Burda söz konusu olan benim ve hiçbir şikayetim yok. Kesin artık. Ben aşağıya iniyorum.” der ve kapıya yönelir. Leun’da arkasından gider.

Song-i merdivenlerden inmek üzereyken başı döner ve korkuluklara tutunur. Leun hemen arkasından yetişip “İyi misin?” diye tutar. Song-i “İyiyim ben. Sen Tae Yang’la ilgilen ve o ikisini birbirinden uzaklaştır.” der ve korkuluklara tutunarak aşağı ner. Garsonlardan birine lavoboyu sorar. hızlı hızlı yürümeye çalışır ama bu pek mümkün değildir. Burnundan sıcak bir şey hissedince elini burnuna götürür ve kanadığını fark eder. Neyseki lavaboya ulaşmıştır. İçeri girip kimseye görünmeden tuvalete girer. Baş ağrısından ve mide bulantısından kurtulmanın en kısa yolu kusmaktır. Bu sıralarda Leun Tae Yang’ı sakinleştirip aşağıya indirmiştir. Jang’da hala terasta sakinleşme çalışırken bir yandan da Tae Yang’a söyleniyordur.

Aşağı indiğinde Tae Yang’ın konuklarıyla sohbet ettiğini görür. Masada Leun tek başına oturuyordur. “Song-i nerede?” diye sorar. Leun telaşla “Ben de sana soracaktım aşağı indiğimizden beri yok.” der. Jang etrafa bakınarak “Eve gitmiş olabilir mi?”  diye sorunca Leun iyice sinirlenir “İki dakika çeneni tutamadın değil mi?”  diyerek ona kızar. Jang “Sen de başlama sende en az onun kadar bencilsin.” der ve masadan ayrılır. Song-i’nin  lavaboda olabileceğini tahmin ettiği için oraya doğru ilerler. İçerden çıkan  kadınlardan birine “İçeride uzun beyaz elbiseli biri var mı?” diye sorar. Kadın “Ah evet, pek iyi görünmüyordu.” diye cevap verince Jang bir hışımla içeri dalar.  Song-i lavabonun önünde yüzünü su çarparken karşısında Jang’ı görünce “Se- sen ne arıyorsun burada?” diye sorar. Jang “Sana bakmaya geldim.” diye kızı gözlerken elbisesin önünde ki kan lekesini görür. “Ne oldu bir yerini mi kestin?” diye sorar. song-i umutsuzca elbisesine bakarak “Üff elbiseyi mahvettim. Bir şey yok sadece size sinirlenince burnum kanadı.” diye kızarak bakar. Jang’ın telaşı hala geçmemiştir “Hastaneye gidelim mi?” diye sorar. Song-i “Yok artık burnum kanadı diye hastaneye mi gideyim? Geçti bile bir şey olmaz. Ama olan elbiseye oldu.” der. Bu sırada lavaboya gelen kadınlar Jang’ı görünce şaşırarak geri çıkmaktadır. Song-i “Acele et çıkalım burdan.” diyerek onu uyarır. Jang “Pekala o zaman seni eve götüreyim.” der. İkisi birlikte lavabodan çıkıp garsonlardan birine arka kapıyı sorarlar. Mutfak girişinden otoparka ulaşıp arabaya binerler. Song-i Leun’u arayarak elbiseninkirlendiğini ve eve gittiğini haber verir.

Arabadayken Jang “Özür dilerim. Seni korumaya çalışıyordum.” diye özür dilemeye çalışır. Song-i “Beni korumana ihtiyacım yok. Çünkü ben şikayetçi değilim. Tae Yang’ın söylediği gibi bir anlaşmamız var ve ikimizde ona uymalıyız. Hatalı davranan bendim. Kızmakta haklıydı.” diyince Jang  “Hiçbir şey anlamıyorum.” diyerek Song-i’ye bakar. kız artık tükenmiş bir haldeyken “Boşver anlamaya çalışma sadece böyle olduğunu kabul et.” der ve koltuğuna yaslanır. Bir süre sessizce gittikten sonra Jang tam bir şey söylemek için yan tarafa baktığında kızın çoktan uyuduğunu farkeder ve ağzından şu sözcükler dökülür: “Neden bunu kendine yapıyorsun neden?”

Kim Sun kapının arkasında yere çökmüş vaziyette biraz önce duyduklarını sindirmeye çalışır. Çöktüğü yerden kalkar ve kapının dışına yani terasa çıkar. Kulaklarında o sözler tekrar tekrar dönmektedir:

“Onunla bir anlaşma yaptık ve buna uymalıyız.”

Not: Bu bölümde geçen Mercan karakteri çingum Ser-Min’in Finding The Heaven hikayesinin ana karakteridir. Okumak isteyenleri buraya alabilirim. 😉

9. Bölümün Sonu

 

~Bir Kar Tanesi Ol  8. Bölüm~

Bahar yavaş yavaş yüzünü göstermeye başlarken, Song-i yine işyerindeki penceresinin önüne dışarıda yeni açan kiraz çiçeklerini seyrediyordur. “Bugün sandviç yok mu?”  diye soran birini duyduğun da sesi hemen tanımıştır. Arkasını döndüğün de Jang’ı görür. “Geç kaldın, karnımı doyurdum şimdi de ruhumu doyuruyorum.” diyip arkasını döner. Jang kızın nereye baktığını görmek için pencereye yaklaştığında kiraz çiceklerinin açmış olduğunu görür. “Bunların zamanı gelmiş miydi? Hiç görmedim.” diyince Song-i şaşırır, “Görmedin değil sadece bakmadın.” diyip çocuğun karnına hafifçe vurarak “Hep karnını doyuruyosun biraz da ruhunu doyur.” der ve gülümser. Jang’da ilk defa Song-i’ye gülümsemiştir. Song-i “Öğle arası bitmiştir. Ben işime dönüyorum.” diyip hızlı adımlarla uzaklaşır. Jang’da akşamdan beri düşünündüğü şeyi yapmak için daha kararlı adımlarla Genel Müdür’ün odasına doğru ilerler.

Akşam yemeğinde üçünün de keyfi her zaman ki gibi yerindedir. Tae Yang ve Leun didişirken Song-i’de tam karşıların da gülerek onları izliyordur. Leun “Nasıl gidemem. Kesinlikle olmaz söz verdim gitmem lazım.” diye kaşığını masaya vurur. Tae Yang yan tarafına sinirli bir bakış atarak “Kim dedi sana söz ver. Hem iki günlük gezi mi olurmuş. Ben seni götütürürüm sonra oraya.”  diye çocuk kandırmaya çalışınca Leun hemen cevabını verir  “Tamam anne, bana dondurma da alıcak mısın?” Song-i onları gülerek dinlerken bir yandan da yemeğini yemeye çalışıyordur. Sorun Leun’un iş yerinden arkadaşlarıyla 2 günlük bir tatile çıkmak istemesidir. Tae Yang başka bahane bulamayınca “Hem Song-i’yi de götütürüz. O da görmüş olur.” diye topu kıza atar. Song-i direk sıvışmaya çalışarak “Beni karıştırmayın da ne yaparsanız yapın.” der demez Tae Yang’ın korkutucu bakışlarına maruz kalır. Leun “Noona’yı rahat bırak. Onun da bir hayatı var. Belki hoşlandığı biri vardır. Onunla dışarı çıkmak istiyordur.” diye hazır söz açılmışken Song-i’nin ağzından laf almaya çalışır. Tae Yang hemen kıza dönerek “Ne? Var mı yoksa? Sakın bana Jang olduğunu söyleme, bugün sizi konuşurken gördüm.” der demez Leun söze karışır “Ne? Şirket dedikodularını bana söylemiyorsunuz demek. Haksızlık ama ben de şirkette çalışmak istiyorum.” Tae Yang “Pekala ne işi yapmak istersin. Mesela seni şirketin dedikodu müdürü olarak işe alayım ne dersin?” diyince, Leun  omuz silkip Song-i’ye “Anlat bakalım ne konuşuyordunuz? Gerçekten hoşlanıyor musun? Bizim yakışıklı mimara noldu?” diyince Tea Yang karnına  bir dirsek geçirir. Leun  “Ahh tamam tamam yakışıklı olmayan mimar hatta bildiğin çirkin o.” diyip karnını tutar. Song-i “Daha ne kadar saçmalayacaksınız acaba diye bekliyorum.” diyince Leun “Yani Jang’dan hoşlanmıyorsun. Peki çirkin mimar?” diyip yan gözle Tae Yang’a bakar. O da “Senin mimara Ba Lam kancayı atmış gibi.” diyerek  ucundan konuşmaya katılır. Leun “Hii bizim Topuklu Felaket Ba Lam yakışıklı bir erkek görmesin hemen atlar.” diyerek bir yandan karnına alacağı darbeden kaçar ama bu sefere Tae Yang  yakışıklı kelimesini duymamış görünüyordur. Song-i’den laf alamayacağını anlayan Leun Tae Yang’ı sorgular. Tae Yang’da ona uyarak anlatmaya başlar. Song-i onların bu halini görünce kahkalarını tutamaz “Şimdi neden bu kadar iyi anlaştığınızı daha iyi anlıyorum.” desede onlar hiç duymamış gibi devam ederler. Tae Yang’ın o ciddi duruşundan evde eser yoktur. Leun’la bir araya gelince o da ona uyarak tam bir çift oluyorlardır. Bir anda kıza dönüp aynı anda “Sahi siz neden ayrılmıştınız ki?” diye sorunca Song-i ne diyeceğini bilemez. Leun nedenler bulmaya başlar “Filmlerde ki, ölümcül bir hastalığın var ve onu üzmemek için mi?” Tae Yang lafa girerek “Ya da çocuğu olmuyordur.” Leun gülerek “Ya da biz ayrı dünyaların insanıyız demiştir.” diyip kahkahayı basarken Tae Yang ciddi bir tavır takınarak “Matematiksel olarak  baktığımız da pek ayrı dünyalar olmuyorlar aslında. Kim Sun’da zengin sayılmaz. Ayrı ama birbirine yakın dünyaların diyebiliriz belki” diye bir açıklama getirince ikisine korkmuş gözlerle ona bakar. Leun “Offf ben seninle ne yapacağım.” diye masaya kapanır. Tae Yang “Hadi ama doğru değil mi yani?” dedikçe Leun yattığı yerden ofluyordur.  Tae Yang Song-i’ye sus işareti yaparak Leun’a doğru eğilir ve kulağını ısırır. Birden irkilen Leun “Ahh” diye bağırarak sandalyesinden düşeceği anda masaya tutunup dengeyi sağlar. Tae Yang, kıza dönüp “En sevmediği şeydir.” diye açıklama yapıp gülmeye devam eder. Leun kulağını ovalarken Tae Yang “Acıdı mı? Dur bakayım.” diye elini atmışken Leun  ” Acıdı tabi.” diyip kalkar.  “Ayrıca o geziye de gideceğim.” diyerek hızla merdivenlere kaçar. Tae Yang kalkıp “Hey sen gel buraya.” diye peşinden gitmek üzereyken kapı çalar. Tae Yang kapıya doğru giderken Song-i biraz önce ki ayrılık tahminlerinden birini düşünüyordur.

(Tea Yang & Leun )

Tae Yang “Umarım tahmin ettiğim kişi değildir.”  diye düşünerek kapıyı açtığında hayat ona bir nanik yapmıştır ve kapıda ki Jang’dır. Tae Yang hiçbir şey demeden kapıyı açıp arkasını dönüp gider. Jang içeri girerken “Neyse en azından kapıdan kovmadın.” der ve Tae Yang’ın peşinden salona doğru yürür. Song-i salona girerek “Kim gelmiş?” demesiyle koltukta el sallayan Jang’ı görür. Leo koşarak gelip Jang’ın ayaklarının önüne yatar. Jang köpeğin başını okşayarak “Size iyi haberler vermeye geldim. Gerçi sizin için ne kadar iyi olur bilemem.” der. Ona doğru çevrilen gözleri görünce “Yarından itibaren bende şirkette çalışmaya başlıyorum.” diye ortaya bir bomba atar. Tae Yang “Ne saçmalıyorsun sen? Sen kim çalışmak kim?” diye sesini yükseltir. Biraz önceki neşeli halinden eser yoktur. Jang hiç uslubunu bozmadan gayet soğuk kanlı bir şekilde “İstemediğim için çalışmıyordum. Ama artık istiyorum.”  diyince Tae Yang’ın sinir kat sayılarında bir yükselme gözlenir. “Neden istiyorsun acaba?” diye merakla sorar. Jang göz ucuyla Song-i’ye bakarak “Artık faydalı şeyler yapmaya karar verdim diyelim.” der. Song-i gülümseyerek mutfağa geçerken  Tae Yang “Yine ne saçmalıklar peşindesin çok merak ediyorum.” diyip kumandayı alarak sinirini ondan çıkarmaya karar verir.

Song-i ellerinde kahvelerle geri döner. Jang kahvesinden bir yudum alarak “Sandviçi olduğu kadar kahveyide güzel yapıyormuşsun.” diyince Tae Yang “Ne sandaviçi?” diye sorduğu anda Leun merdivenlerden hızla inerek “Biraz önce kapı mı çaldı?” diye sorar. Jang “Ovv meşhur Leun’u da görmüş oldum. Demek ki sen de bu evde kalıyorsun. Tae Yang evi toplama kampına çevirmişsin.” diye her zaman ki kırıcı konuşmalarından yapar. Leun anlamaz gözlerle ona bakarken, Song-i “Aldırma, ilk tanıştığı insanları ezmek gibi bir hobisi var. Ama takmayınca susuyor.” der. Jang bir kahkaha patlatarak “Bravo beni 28 yıllık kuzenimden iyi tanımışsın.” diyip Tae Yang’a bakınca o da “Hah sanki iyi bir marifetiymiş gibi bilmemizi istiyor.”  diyip kahvesine gömülür. Leun ortama giren yeni birini tanıma fırsatı varken hemen koltuğa oturup, Song-i’nin kahvesini alır. Song-i “Hey o benimdi ama.” diyince “Noona,bana yapmadın mı?” diye çizmeli kedi gözleriyle bakınca Song-i “Uff tamam senin olsun ben bir tane daha yaparım.” der. Onları izleyen Jang “Vay canına sizin birbirinizi kıskanmanız, kavga etmeniz falan gerek miyor mu?” diye sorar. Biraz önce cevap yapıştıramamanın gazıyla Leun “Senin de istenmediğini bildiğin halde burada durmaman gerekiyor ama işte herkes yapması gerekenleri yapmıyor.” diyip suratını çevirir. Jang gülerek “Tam birbirinizi bulmuşsunuz.” deyip Tae Yang’a bakar. 

Kahveleri bitene kadar televizyon kanalları arasında gezerek güncel konulardan bahsederler. Bir ara Song-i ve Leun Tae Yang’ın zapping hobisinden bıkınca kumandayı ondan kurtarmaya çalışırlar.  Jang bir anda Tae Yang’ın güldüğünü olduğunu görür, onu ilk defa bu kadar rahat ve mutlu görüyordur. Ne kadar anlaşmasalar da çocukluklarından beri bir aradadırlar ve Tae Yang her zaman insanlara karşı mesafeli olmuştur. Aileden olmayan insanlarla konuşma gereği bile duymayan insan şimdi iki yabancıyla gayet mutlu görünmektedir. Jang hem şaşırır hem de içten içe onun için sevinir. Devamlı kavga etselerdi Tae Yang’ı her zaman abisi olarak görmüş ve sevmiştir. Onun sırrını lise yıllarında öğrenmesine rağmen kimseye tek kelime etmemiştir. Tae Yang’ın aslında onu sevdiğini biliyordur. Çünkü o sevmediği insanlara bir dakika bile katlanamaz. Oysa onların kavgaları artık tatlı sataşmalar haline gelmiştir. Son bir kaç yıldır onu ailesine açıklaması konusunda  cesaretlendirmek için üstüne çok gitmiştir ama aslında bunu onun iyiliği için yapıyordur. Onun da herkes gibi rahatça sevdiği insanla birlikte olmasını istemiştir. Ama şimdi ki manzarayı gördüğün de buna gerek kalmadığını bu sahte evlilik sayesin de Tae Yang ve Leun’un rahat ettiğini üstüne üstük Song-i gibi biriyle dost olduklarını görünce içi rahatlamıştır. Jang insanlarla çabuk iletişim kuran biri görünse de aslında asla gerçek yüzünü göstermiyordur. Bu yüzden gerçekten mutlu olduğunu hiç hissetmemiştir.  “Sanırım artık benim de duvarları mı yıkma zamanım geldi. Ama bunun için bana yardım edecek birini bulabilecek miyim?” diye düşünerek  Song-i’ye bakar. Birden ayağa kalkarak “Biliyorum çok üzüleceksiniz ama gidiyorum.” diyip sinsi sinsi güler. Leun “Ah sanırım gidip yatağıma kapanıp ağlıyacağım.” der ama sonra gülerek “Görüşürüz.” der. Tae Yang’da karizmasından ödün vermeyerek iki parmağını havaya kaldırarak “Güle güle” demeye benzer bir hareket yapar. Song-i onu kapıya kadar geçirirken, Jang “Yarın öğle yemeği için iki sandviç yap.” diyerek göz kırpıp çıkar.

Ertesi gün Song-i masasında çizimlerle uğraşıyordur. Öğle yemeğinden önce yetiştirmesi gerekenler biriktiği için hızla bitirmeye çalışırken bir yandan da sabah yatağından kalktığı andan itibaren başlayan baş ağrısıyla mücadele eder.Çizimleri yetiştirip sekretere teslim ettikten sonra tekrar masasına döner ve dinlenmek için başını masaya koymasıyla uyuya kalır. Jang, kızı her zaman ki yerinde bulabilmek için pencerenin önüne geldiğin de kimsenin olmadığını görür. “Herhalde Tae Yang ile yemeğe çıktı.” diye düşünüp suratını asarak asansöre biner. Song-i gözlerini açtığında herkesin öğle yemeğinden döndüğünü görüp. Sandalyede yatmaktan ağrıyan belini tutarak doğrulduğun da diğer çalışanların ona tuhaf tuhaf baktığını görür ama artık buna o kadar alışmıştır ki görmezden gelip toparlanmaya çalışır.  Tam o anda Kim Sun bir hışımla içeri dalarak  “Won Seul nerdesin?” diye bağırır. Arkalardan uzun saçlı çok zayıf bir kız “Benim efendim. Yanlış bir şey mi yaptım?” diye Sun’un yanına gelince oda elindeki planı göstererek “Sen mimar olduğuna emin misin? Bu kirişin burada ne işi var.” diye gösterir. Kız onun gösterdiği yere bakarak “Be- ben böyle bir şey çizmedim.” diyip Song-i’ye bakar. Song-i uyku sersemi olanlara anlam vermeye çalışarak bir yandan da masasında çizimin orjinalini bulmaya çalışır. Kim Sun masaya gelerek çizimleri karşılaştırır ve hata yapanın temize geçiren  Song-i olduğu anlaşılır. Kim Sun iyice sinirlenmiştir. “Sen nasıl böyle bir hata yaparsın? Bunu birinci sınıftayken öğretiyorlar.” diye bağırır. Song-i ayağa kalkmaya çalışarak “Çok özür dilerim, acele ettim sanırım o yüzden oldu.” diye açıklamaya çalışır. Kim Sun “Özrün kabahatinden de büyük. Bina yıkıldığında aceleye geldi diye bir basın açıklaması yaparsın o zaman.  Senin bu projeye katılma işini yeniden düşünmem lazım.” diye konuşurken Song-i hiçbir şey duymuyordur. Kulakları uğulduyordur ve baş ağrısı dayanılmaz şekilde artmıştır, düşmemek için masaya tutunur. Birden midesinin çok bulandığı hisseder ve kusmamak için eliyle ağzını kapatır. Bu hareketi gören Kim Sun onun iyi olmadığını anlar ve üzerine gittiğini için anında pişman olur. “İyi misin?” diye telaşla sorar. Song-i kafa sallayarak eli ağzında lavaboya doğru koşar. Kendini tuvalete zor atmıştır, klozetin kapağını kaldırır ve kusar. Bir eliyle tuvalet kağıdından bir tomar alarak ağzını sildikten sonra kapağı kapatıp sifonu çeker ve kapağın üzerine oturur. Uzun zamandır böyle kötü olmamıştır. Arada sabahları midesi bulansa da gün için de idare etmektedir. Kusunca baş ağrısının geçtiğini hisseder. Çıkıp yüzünü yıkarken aynaya bakıp “Doktora uğrama zamanım gelmiş anlaşılan.” der ve bir avuç suyu yüzüne çarpar. 

Bu arada tuvaletin kapısında volta atıp duran Kim Sun iyice telaşlanmıştır. Song-i’yi azarladığı için kendini suçlu hisseder. Kız geç kalınca iyice meraklanır ve tam içeri girmek üzereyken Song-i çıkar. Kapıda Kim Sun’la burun buruna gelen Song-i şaşırır. Kim Sun kızın bembeyaz olmuş yüzüne, sudan ıslanmış ve dağılmış saşlarına bakınca içi sızlar ve “İyimisin diye bakmaya gelmiştim.” der. Song-i başını eğip elleriyle saçlarını düzeltir. “İyiyim.” der büyük bir kararlılıkla sanki böyle söyleyince gerçekten iyileşecek gibi… Sonra biraz önceki konuşmaları hatırlayıp “Çok üzgünüm bugün biraz dalgınım. Bir daha böyle bir hata yapmayacağım söz veriyorum.” diyip Kim Sun’un gözlerinin içine bakar. Biraz önceki projeden alınma sözünü hayal meyal hatırlıyordur. Kim Sun “Bilmiyorum Song-i, ben evet desem bile diğerleri tepki gösterecektir.  Bugünlük eve gidip dinlen iyi görünmüyorsun. Bunları sonra konuşuruz.” diyip giderken aklı kızdadır. “Acaba gerçekten iyi mi? Hayır arkana dönme.” diye kendi kendine söylenir. Song-i Kim Sun’un arkasından bakarken “Artık arkana bakmıyorsun demek ki. Bu iyi.” diye gülümser. Sonra duvara dayanak “Off şimdi kovuldum mu kovulmadım mı?” diye düşünürken bugünü hastaneye gitmek için değerlendirmeye karar verir.

Song-i her zaman ki gibi yine bir sürü test yaptıktan sonra Doktor Kang’ın odasında bekler. Doktor içeri girdiğin de “Artık kesin bir karar vermelisin Song-i, ameliyat şansı için kritik zamanlar. Sonrası çok geç olabilir.” diyerek direk konuya girer. Song-i gülümseyerek “Bu kararı önceden vermiştim. Ameliyat olmayacağım.” der. Doktor hem sinirlenerek hem de üzülerek “Yaşama şansın var neden bunu değerlendir miyorsun?” diye sorunca Song-i sesini yükselterek “Yaşama şansı mı, yüzde on mu? Hem de  tamamen iyileşeceğim bile kesin değilken.”

~ * ~

(Song-i & Kim Sun)

Bi Rain – Love Song

Song-i ders arası çimlere oturmuş havanın tadını çıkarırken arkasından gelen Kim Sun aniden sarılınca korkar. Kim sun kızı kollarına almış bırakmaya hiç niyeti yoktur. Song-i “Ahh kitabımın sayfasını kaybediyorum ama.” diyince Kim Sun kızı bırakarak “Şuna da bak demek kitabının sayfası benim sarılmamdan daha değerli ha? Küstüm işte.” diyerek kıza sırtını dönüp oturur. Song-i sırtını onun sırtına dayayıp ayaklarını uzatır. “Oh koltuğumda ne rahatmış. Kitabımı da  rahat rahat okurum böylece.” diyip gülümser.Kim Sun birden çekilince  Song-i sırt üstü çimlere düşer. “Ahh acıdı ama çok kötüsün.” diye söylenirken bir yandan elindeki kitapla Kim Sun’a vurmaya çalışır. Çocuk kızın elindeki kitabı alıp arkaya fırlatarak dudağına bir öpücük kondurur. Song-i “Ama kitabım.” diye kalmaya çalıştığında öpücükle geri yatarır. Song-i en sonunda pes eder, Kim Sun’da çimlere uzanarak Song-i ile yüz yüze gelecek şekilde durur. “İşte böyle, burda ben dururken kitaba bakmak olur mu hiç?”  Kız gülümseyerek ellerini Kim Sun’un iki yanağına koyar ve “O zaman seni okurum. Hımm başlıyorum. Kim sun’un yüzü her zaman gülerdi. İnsanlar bunun o güzel dişlerini göstermek için doğal bir tepki olduğunu düşünebilirdi. Gülümsediğin de ise yanaklarında oluşan belli belirsiz gamzeler onun alçakgönüllüğünü simgeler gibiydi. Ne çok belli ne belirsiz iki küçük alçakgönüllü gamze… Gözleri ise daima parlardı, en kötü en karanlık durumlarda bile onun gözlerinde ki umut ışığı ile kendinizi güçlü hissedebilirsiniz. Çenesinde ki o küçük minnacık ben ise karakterini temsil ediyordu. Güzel bir yüze sahip olduğu kadar güzel bir karaktere de sahipti işte yüzündeki bu küçüçük ben gibiydi karakterinde ki kötü özellikler. İyiliklerinin yanında küçücük kalıyordu. Dudakları ise hımm sanırım onu anlatsam bile anlayamayacaksınız. Yaşamak gerek.” diyerek kafasını yerden birazcık kaldırarak  Kim Sun’u öper. Çocuk biraz önceki sözlerin şaşkınlığı ile ağzını açamaz. Song-i “Ne oldu, kitabımı beğenmedin mi?” diye güler. Kim Sun nihayet kendine gelerek “Çok etkileyici bir kitapmış. Bırak o kalın sayfalı kitapları bundan sonra hep bu kitabı oku.” diye gülümser. Song-i doğrulup çimlere oturur. Birden kalkınca başı dönmüştür. Bir de iki gündür devam eden baş ağrısı eklenince elleriyle başını tuutp eğilir. Kim Sun telaşla kalkarak  “Düşünce çok mu acıdı.” diye sorar. Song-i kafa sallayarak “Yok o geçti. Bu bir türlü geçmek bilmeyen baş ağrım.” diyince Kim Sun kızın saçlarından öperek “Şimdi geçti mi?” der. Song-i gülerek “Malesef sizin ilacınız bugün işe yaramıyor,  Doktor Dudak.”  diyince kim sun ellerini çenesine koyup ciddi bir şekilde “Hım öyleyse durum ciddi olmalı, şimdiye kadar ilacımın iyileştiremediği hasta olmamıştı.” der. Song-i “Hii kaç hastan oldu söyle çabuk.” diye çıkışınca Kim Sun kafa sallar “Hasta hakları gereği bilgilerini gizli tutmalıyım.” diyince kız kalkarak çantasını ve kitabını alıp  “Gizli hastalarınla sana mutluluklar.” diyip gider. Kim Sun kızın arkasından koşup yetişir ellerini omzuna atıp kulağına eğilerek “Aslında daha farklı tedavi yöntemlerim de var. Sana göstermemi ister misin?” diyince karnına dirseği yer. Song-i “Çok şımardın sen, bir daha hikaye okumak yok.”  diyince gülerek kızın yanağından kocaman öper. Ciddileşerek “Baş ağrın için doktora git mutlaka, kaç gündür geçmiyorsa ciddi bir şey olabilir.” der. Song-i “Önemli bir şey değil, ilaç alırsam geçer.” diye geçiştirmeye çalışsa da Kim sun “Nerden biliyorsun, kesinlikle gidiyorsun doktora. Hatta yarın birlikte gidelim.” diye ısrar eder. Song-i “Tamam tamam yarın gideceğim söz, hem senin arkadaşlarına sözün vardı. Ben giderim sabah erkenden.” diye pes eder. Kim Sun “Söz mü ama?” diye kızın gözlerinin içine bakar. Song-i ” Tamam söz söz.” diye gülümser. Yürüyerek kızın evine yaklaşırlar. Song-i “Dön artık, her gün bir sürü yolu geliyorsun benim için.”  diyince Kim Sun “Hah senin için mi? Hiç de bile ben kendim için geliyorum.” der. Song-i anlamaz gözlerle bakınca “Seninle biraz daha vakit geçirmiş oluyorum fena mı?” der. Song-i durur ve parmak uçlarında yükselerek Kim Sun’u öper ve “Hadi artık dön, söz yarın bir saat fazla kalıcam.” diyince “Hımm bu anlaşmayı sevdim.” diyince ertesi gün buluşmak üzere vedalaşırlar ve arkalarını dönerek yürümeye başlarlar. Song-i arkasını döndüğünde Kim Sun’un da döneceğinden emindir. Gülerek arkasına bakar ve aynı anda Kim Sun’da dönünce el sallayarak yürümeye devam eder.

 Ertesi sabah yatağından zorla kalkarak erkenden doktora gider. Doktora şikayetlerinden bahsedince, bazı testleri yaptırması istenir. Song-i doktorun birkaç ilaç yazıp onu göndereceğini düşünmüştür ama iş ciddi görünmektedir. Kim sun’la olan buluşmasına geç kalacağı için arayıp haber vermek ister. Ama tam o anda telefonu çalar, arayan Kim Sun’dur . İşleri uzadığı için akşam buluşmayı teklif eder, Song-i’de memnuniyetle kabul eder. Bütün testleri yaptırıp sonuçlar için öğleden sonrayı bekler. Doktorun odasına girdiğinde çok ciddi bir şekilde önündeki işlerle ilgilendiğini görür. Song-i’yi farkettiğinde “Ah, geldin mi? Sana soracaklarım var lütfen otur.” diyerek önünde ki koltuğu gösterir. Kız oturduğun da “Baş ağrıların ne zamandan beri devam ediyor demiştin?” diye sorar. Song-i “Şey aslında ara ara oluyordu ama son günlerde şiddeti arttı.” diye cevaplar. Doktor “Emin olmak için tekrar emar çekmeliyiz.” diyerek hemşireyi çağırır. Song-i yine o karanlık, soğuk ve  daha önce hiç duymadığı rahatsız edici sesler çıkaran tünele gireceği için huzursuz olmuştur. Bir de doktorun ciddi davranışları morelinin  bozulmasına yol açar.  Bir saat sonra tekrar doktorun odasında beklerken sürekli saate bakar. Sonunda doktor gelir ve tam karşısında oturur. “Bayan Nun sizinle açık konuşacağım. Bunu söylemek çok zor ama durumunuz ciddi görünüyor. Sonuçları ilk gördüğüm de bir yanlışlık olduğunu düşündüm ve tekrar istedim. Malesef sonuçlar aynı çıktı.” diye konuşurken Song-i söze girerek “Lütfen direk söyleyin.” der. Sabahtan beri bir sürü test uygulayıp beklemek sinirlerini yıpratmıştır. Doktor anlayışla karşılayarak “Haklısınız bugün zor birgün geçirdiniz ama bundan sonra daha zor günler sizi bekliyor. Büyük bir tedavi sürecine gireceğiz ve bunu atlatacaksınız.” Song-i son bir sabır kırıntısıyla “Neyi atlatacağım?” diye sorar. Doktor sandalyesine yaslanarak “Beyninizde bir tümör var.” der. Song-i bundan sonra ki konuşmaları hayal meyal hatırlamaktadır. O andan itibaren kulaklarında ki uğultu nedeniyle doktorun söylediklerinden bir şey anlayamaz. İçinden sürekli “Hayır bu olamaz. Bu bana olamaz. Olmamalı.” diye tekrar eder.  Doktor bir süre onun durumu kabullenmesi için bekler. Kız kendine gelince sözlerine devam eder. “Şu andan itibaren her gününüz önemli. Belirtilerin geç başlaması tümörün yavaş yavaş büyüdüğünü gösteriyor. Öncelikle ilk hedefimiz büyümesini engellemek olacak. Daha sonra ameliyatı düşüneceğiz.” diye sıralarken Song-i artık mecali kalmayan elini kaldırarak “Bir dakika yavaş yavaş söyleyin. Ya da boş verin, direk kurtulma şansım var mı onu söyleyin.” diye umutsuzca sorar.  Doktor biraz duraksayarak “Şuan için bir şey söylemek doğru olmaz. Gidişatı takip etmemiz lazım. Ama bu halde bile ameliyatın tehlikesi yüksek. Bunu bilmenizi istiyorum.” Diyince Song-i boğazına bir şeyin oturduğunu hisseder ve zorlukla ağzını açarak “Yani ameliyattan çıkamayabilirim.” diye yavaş yavaş söyler. Doktor üzgün gözlerle başıyla onaylar. Song-i hastaneden çıktığında dayak yemiş gibi hisseder. Etrafından geçip giden kalabalığa bakar, bir an için gözlerini kapatır ve kalabalığın gürültüsünü dinler. Daha sonra yüzüne çarpan rüzgarı, yeni açan çiçeklerin kokusunu hisseder. Sanki şimdi yaşamaya başlıyor gibi, hayata yeni gelmiş gibi, üç günlük ömrü olan kelebek gibi tüm yaşantısını kısa bir zamana sığdırmak…

~ * ~

FT Island- Missing You

İlk öğrendiği günü acıyla hatırlar. Yine aynı doktorun odasın da yine kötü haberler almaktadır. Uzun süredir doktora uğramadığı için önce bir azar işitir. Ama ameliyat fikrinden çok önceden vazgeçtiği için sadece belirtileri azaltacak ilaçlarına devam etmektedir. En son Tae Yang’la tanıştığı gün doktora gelmiş ve o zaman kurtulma şansının yüzde on olduğunu öğrenmiştir. Üstelik bu evreye gelebilmek için aylarca ilaç kullanmış ve tümörün büyümesi engellenmiştir. Zaten umudu olmayan Song-i kalan umut kırıntılarını o gün tamamen kaybetmiştir. Üstelik bu ameliyattan tamamen sağlıklı çıkma ihtimali bile yoktur. İlk öğrendiği günden itibaren ameliyat fikrine karşı çıkmıştır ve şimdi o günden tam iki buçuk yıl sonra acı çekmiş olmasına rağmen yaşamıştır. Song-i doktorun yükselen sesiyle kendine gelir. “Artık beklemeye zamanın yok Song-i, bundan sonra belirtiler artacak. Baş dönmesi, mide bulantısı,  görme bozuklukları, hatta son evrede halisülasyonlar. Artık ilaçlarla da önüne geçemiyoruz. En geç bir ay için de bana fikrini söylemelisin. Avusturya’dan daha önce böyle bir ameliyat yapmış bir doktor ülkemize geliyor. Eğer ameliyata karar verirsen, senin için onunla görüşeceğim. Lütfen kendine bir şans tanı.” diye adeta kıza yalvarır. Song-i “Zaten kendime bir şans verdim ve iki buçuk yıl fazladan yaşadım.” diye gülümser. Doktor kızın bu karşı gelmelerine alıştığı için son olarak “Sana açık açık söylüyorum artık çok az zamanın kaldı, biraz daha fazla yaşamaktansa bir ömür boyu yaşama şansın var. Az da olsa bunu değerlendir Song-i, lütfen çok iyi düşün önünde düşünmek için bir ayın var. Doktor bir ay sonra Seul’e gelecek.”

Song-i hastaneden çıktığında aklında hiç bir zaman sıcak bakmadığı ameliyat fikri vardır. “Off zaten o parayı bulamam.” diye bu fikri kafasından atmaya çalışır. Çünkü yıllar önce  hiç bir umut ışığı bırakmadan kendine bir yol çizmiştir. Tüm hayatını değiştirmiştir. İlk başta Kim Sun’dan ayrılmış. Daha sonra okulu ve arkadaşlarını bırakmış, yeni bir eve taşınmışlardır. Annesinin ise tek bildiği kızının sevdiği adam tarafından terk edildiği ve buna katlanamadığıdır. Sevdiği insanları üzmemek adına ortalandan kaybolmayı seçmiştir. Ama bunca kaçışın ardından karşılaşmak istediği en son kişiyle Kim Sun ile karşılaşmıştır. Şuan için aklında bir sürü soru vardır. Vermesi gereken bir karar ve sonuçları… Tea Yang’a bir söz vermiştir ve daha dört ay bile olmadan bu sözden geri mi dönecektir? Üstelik  ona nedenini söylemeden nasıl ayrılacaktır? Annesine nasıl söyleyecektir? Tüm bu sorulardan kurtulmak için hastaneden çıktığı ilk gün gibi gözlerini kapatır ve esen bahar rüzgarının yüzüne vuruşunu hisseder. Ama bu sefer işe yaramamıştır, bu sefer her şey o kadar karışmıştır ki bunları yok sayıp hayatına devam edemez. Sabahtan beri yaşadıklarının üzerine doktorun söyledikleri de eklenince bu yükün altında ezileceğini hisseder. Bu durumda ona en iyi gelen şeylerden birini yapar ve annesini arayıp bu gece evde kalacağını haber verir.  Ancak önce gidecek bir yeri vardır.

Her hastane ziyaretinden sonra ayakları onu bir şekilde Kim Sun ile ayrıldığı yere getiriyordur.   Song-i göle iyice yaklaşarak çimlere otutur. Ve tüm gün kendini sıkmanın verdiği şiddetle ağlamaya başlar. Etrafındaki insanların ona bakmasına aldırmadan, geleceğine, geçmişine, sevdiklerine, yaşayamadığı hayallerine ağlar. Sonra çimlerin üzerine yatarak “Karların erime mevsimi geldi de geçiyor Song-i, sanırım fazla bile kaldın.” diyerek gözlerini kapatır. Bir süre böyle kaldıktan sonra gitme vakti gelmiştir.

Bu sıralarda Kim Sun odasında yerinde duramıyordur. Aklına gelen düşüncenin ağırlığından olsa gerek, odanın içinde volta atıp durur. En sonunda dayanamaz ve hızlıca kapıyı açar. Bir solukta kendini Tae Yang’ın odasının önünde bulur. Kararını değiştirmeden sekretere söyler. Sekreter içeri girebileceğini söylediğinde derin bir nefes alarak girer. “Şey rahatsız ettim ama Song-i’nin durumunu soracaktım.” diye söze girdiğinde Tae Yang anlamaz gözlerle bakar. “Durumu derken? Song-i iş yerinde değil mi?” diye sorunca Kim Sun çok şaşırır. “Bugün biraz  kötüydü de eve gitmesini söylemiştim. Siz biliyorsunuz diye sorayım dedim.” diye söylediği anda Tae Yang telaşlanır “Nasıl kötüydü, bir şey mi oldu?”  diye sorar. Kim Sun’da en az Tae Yang kadar şaşkındı ama nedeni onun karısının nerede olduğunu bile bilmemesiydi. “Başı dönüyordu ve midesi bulanıyordu.” diye cevaplamaya çalışır. Tae Yang aceleyle telefonu alıp kızı arar “Neredesin?” diye telaşla sorar. Bu sırada Kim Sun odadadır ve Tae Yang’ın konuşmalarını dinler. Tea Yang “Seokchon Gölü mü?” der demez bir anda dikkat kesilir.  Tae Yang elinde telefon masaya oturarak devam eder, “İyi misin? Doktora gittin mi? , Duyarım ben.”,  “Pekala annene selam söyle. Yarın görüşürüz.” diyerek telefonu kapatıp Kim Sun’a dönüp  “Doktora gitmiş ve midesini üşüttüğünü söylemiş. İyiymiş. Sorduğun için teşekkürler.” der. Kim Sun eğilerek selam verip çıkar. Bu odaya gelirken aklında olan tek şey Song-i’nin iyi olup olmadığıdır. Çıkarken ise soru yağmuruna tutulmuş gibidir. Song-i neden eşine haber vermemiştir? Seokchon Gölüne neden gitmiştir? Bu kovulma olayını Tae Yang’a nasıl söyleyecektir? Üstelik Song-i ona bahsetmediyse hala burada çalışabileceğini düşünüyor demektir.

 

Ertesi sabah Song-i ayaklarını sürüye sürüye iş yerine gelir. Tüm akşamı annesi ve kardeşiyle geçirmek ona iyi gelmiştir. Hep birlikte eski anılarından, küçüklüklerinden bahsetmişlerdir. Sonra Song-i küçükken olduğu gibi annesinin yanında uykuya dalmiştir.  Dün gece düşünmeye ara verdiği tüm konular şimdi beynine üşüşmüştür ve kız bunların ağırlığıyla omuzları düşmüş bir şekilde ağır ağır yürür. Asansöre bindiği anda dün işten kovulduğu aklına gelir. “Kovuldum mu kovulmadım mı düzgünce söylemedi ki” diye düşünüp ilk olarak Kim Sun’un odasına uğramaya karar verir. Kim Sun ‘un pencereden dışarıya bakıp dün olanları düşünürken kız içeri girer ve “Günaydın.” der. Sun ona bakınca çok yorgun göründüğünü farkeder “İyi misin?” diye sorar. Song-i “İyiyim. sorduğun için teşekkür ederim.” diyip duraklayarak onun bir şeyler söylemesini bekler. Söylemeyince “Yarın konuşuruz demiştin. İşle ilgili..” diye söze başlar. Kim Sun masasına geçip oturarak kıza da oturmasını işaret eder. “Bak biliyorum seni işe Tae Yang aldı ama bizim departmanda daha fazla çalışacağını düşünmüyorum. Yani sende biliyorsun, devam edersen diğerleri tepki gösterecektir. O yüzden bu kararı sana ve eşine bırakıyorum.” dedikten sonra boğazına düğümlenen sözü sesli olarak söyleyebilmenin acısıyla “eşine” diye içinden  tekrar eder. Song-i kafa sallayarak “Haklısın en başından  burada çalışmak kötü fikirdi. Saçma bir inat yaptım. Üzgünüm, seni de zor durumda bıraktım.” derken içinden “Her zaman ki gibi” der.  Kim sun “Zor durumda bırakmadın. Böyle düşünme. Umarım mesleğine devam edersin. Burada olmasa bile en başından başlayabilirsin.”  der. Song-i sadece gülümsemekle yetinir. İçinden “En başından? Bunu bile sonlandırmaya cesaretim yokken, en başından başlamak?” diye düşünür. Her şey için teşekkür ederek odadan çıkar. Gidip masada ki eşyalarını toplamadan önce penceresinin önüne geçip oturur.

İşlerin içinden çıkamayan Jang “Acaba işe başlamakla kötü bir karar mı verdim?” diye düşünerek elinde dosyalarla yürürken, Song-i’yi her zaman ki yerinde görünce şaşırır. Kızın yanına giderek “Bugün erken mi mola verdin?” diye sorar. Song-i onu gördüğünde  “Evet. Hem de büyük bir mola verdim.” diye güler. Jang bir şey anlamadan kızın yanına oturur. Song-i onu gördüğünde bir kaç gün önceki sohbetleri aklına gelir “Biliyor musun Jang? Sanırım baharın geldiği farketmeyen bir tek sen değilsin. Ben de farkedemedim. Karların erime zamanı geldiğini farkedemedim.” diye pencereden bakarden çok uzaklara dalmış görünmektedir. Jang bir süre kızı seyrettikten sonra “Farkedemezsin tabi çünkü karlar erimedi ki” diyince Song-i birden dönüp çocuğa bakar. Jang gözleriyle aşağıda ki ağaçları işaret ederek “Şunlara baksana her yer hala bembeyaz. Karlar yerinde duruyor hem de en güzel en sıcak haliyle.” Song-i dışardaki kiraz çiçeklerine bakar, yukardan bakınca kışın karlar altındaki ağaçlarla aynı görüntüde olduğunu fark eder ve bunu farketmenin sevince ile gülerek Jang’a döner. Jang’da gülümseyerek yüzünü kızınkine biraz daha yaklaştırır

“Üstelik burada bir kar tanesi daha var. Hiç erimeyen.”

8. Bölümün Sonu

Notlar: *Resimler için Ser-Min çinguma teşekkürü borç bilirim;) *Ba Lam’a “Topuklu Felaket” lakabını bulan Lee’ye de teşekkürler.

“Belki o kadar üzülmemiştir? Belki beni çoktan unutmuştur? ”

Song-i’nin aklından bu sorular geçerken, Tae Yang kızın kolundan tutarak “Hadi bir saatimiz var.” diyip yürümeye başlar. Asansörün önüne  geldiklerinde Ba Lam ve Kim Sun yeni proje hakkında sohbet etmektedir. Yanlarına gelince birbirlerine başlarıyla selam verirler. Bu sırada asansör gelmiştir ve hepsi binerler. Lam, Song-i’yi süzerek “Burada çalışmaya başladığını duydum. Bildiğim kadarıyla yılın belli dönemlerinde elemelerle mimar alıyordunuz ama…” diye konuşmasına sürdürürken bir yandan da göz ucuyla Tae Yang’a bakıyordur. Tae Yang sözlerini bitirmesine fırsat vermeden “Song-i oldukça yetenekli, elemelere girseydi de geçecekti zaten sadece elemelere kadar beklesin istemedim. Hem şuan daha mimar kadrosunda değil.” diyip Kim Sun’a doğru döner. Kim Sun’da başıyla onaylayıp “Evet.” der. Ba Lam umursamaz şekilde “Her neyse, alışveriş merkezi için ekibinizden güzel fikirler bekliyorum.” diyerek Sun’a gülümser. Song-i ise kendini pek iyi hissetmiyordur, sessiz kalmayı tercih eder. Bu sırada asansör otopark katına gelmiştir ve hepsi iner. Ba Lam iner inmez Tae Yang’a  “Öğle yemeğine gidiyordunuz değil mi? Beraber yiyelim mi? Hem projeyi de konuşuruz.”  der. Tae Yang ne diyeceğini bilemez, sonuçta yemeğe gidiyorlardır ve bahane bulamaz. Ba Lam, Tae Yang’ın sessizliğinden yaralanıp “Birlikte yiyoruz o zaman. bildiğim harika bir yer var. Beni takip edin.” diyip arabasına doğru yönelir. Tae Yang ve Song-i de kendi arabalarına binerler. Song-i suratını asıp “Hayır desen olmazdı değil mi?” diyip arabaya biner. Tae Yang’da binerek “Ben de çok meraklı değilim ama bahanemiz olmadan reddedersek hoş olmayacaktı.” der. Ba Lam’ın arabasına Kim Sun’da binmiştir ve Tae Yang onları takip etmeye başlar.

Song-i başını ellerinin arasına alıp eğilir. Tae Yang  “Bir şey mi oldu? İyi misin?” diye sorunca kafasını kaldırır ve “Başım ağrıyor birazcık, iyiyim.” der. Tae Yang “İstersen eczaneye uğrayıp ilaç alabiliriz.” diyerek kıza bakar. Song-i “Yok yok önemli bir şey değil, geçer birazdan.” der. Tae Yang “Bence sevgili değiller.” diyince Song-i şaşırarak  “Nerden çıktı şimdi bu.” der. Tae Yang gülerek “Hani o yüzden başına ağrılar girdiyse diye söyledim.” diyip kıza bakar. Song-i sinirlenir “Ne alakası var şimdi, hem sevgilisiyse de bana ne. Tabi ki sevgilisi olacak şimdiye kadar olmadığı hata.” der ve camını açarak soğuk rüzgarın yüzüne vurmasıyla bu rüzgarla beraber tüm anılarının ucup gitmesini diler. O güzel günleri bir daha özlemle hatırlamamayı ister ama ne soğuk şubat rüzgarı ne de geçen yılların bu anılar üzerinde hiçbir faydası yoktur. Tae Yang pencereyi kapatarak “Hasta olacaksın çok soğuk.” der. Sonunda  Ba Lam bir restaurantta durur. Burası oldukça lüks görünen bir yerdir. Song-i arabadan inerken “Aa az kalsın unutuyordum. Teşekkür ederim.” diyince Tae Yang şaşırır “Ne için?” kız gülerek “Benim yetenekli olduğumu söyledin ama daha çizdiğim hiç bir şeyi görmemiştin, benim için yalan söyledin.” der. Tae Yang “Görmesem bile bu işi bu kadar istediğine göre yeteneklerine güveniyorsun demektir. Hem bak bu projede yer almayı başardın.” diyip göz kırpar.  Gülerek içeri girerlerken Kim Sun’un gözleri onların üzerindedir.

 Song-i içeri girdiğinde ağzı açık kalır , burası öyle bir dekore edilmiştir ki sanki İngiliz Kraliyet Sarayında yemeğe davet edilmişlerdir. Masalarına otururlar. Song-i sandalyede huzursuzca kıvranmaya başlar. Oldu olası böyle lüks yerlerde rahat edememiştir ve bu hiç değişmeyecektir. Ba Lam söze başlayarak “Buranın yemeklerini çok seviyorum. İzin verirseniz sizin için de söyleyeceğin.” diyerek hemen önüne gelen menüye dalar. Song-i kıza ters ters bakarak içinden “Aman onu da sen yap hatta bizim yerimize de ye her şeyi sen yap.” diye söylenir. Ama önüne gelen menüye baktığında yemeklerinde ortam gibi yabancı olduğunu görür. Bu duurmda Ba Lam’ın seçmesi isabet olmuştur. Ba Lam menüyü inceledikten sonra “Hepinizin seveceğini tahmin ettiğim bir yemek.” diyip gülerek bir Fransız yemeği söyler. Tam o anda Kim Sun “Onda peynir var. Song-i peynir yemez.”  diye bir çıkışta bulununca tüm gözler ona çevrilir. Ba Lam şaşkınlıkla “Kısa zamanda nasıl öğrendin. Önceden tanışıyor muydunuz?” der. Kim Sun biraz önce söylediğine pişman olarak durumu açıklamaya çalışır. Song-i’ye bakarak “Şey üniversitedeyken aynı sınıftaydık.” diyip Tae Yang’a bakar ve şaşırmadığını görür demek ki song-i ona söylemiştir. Tae Yang “Her neyse o zaman izin veririsen Bayan Lam herkes kendi yemeğini seçsin.” diyerek garsondan müsade ister. Ba Lam biraz bozulsada çaktırmamak için elinden geleni yapar. Song-i Tae Yang’ın yardımıyla yemeğini seçer. Yemek boyunca iş hakkında konuşurlar. Restauranttan çıktıklarında Ba Lam kendi şirketine gideğinden Tae Yang, Kim Sun’uda şirkete bırakmayı teklif eder. Böylece önce Tae Yang ve Song-i arkada Kim Sun yola çıkarlar. Song-i bu gergin ortamın bitmesini sabırsızlıkla bekliyordu.

Tae Yang telefonunu Song-i’ye uzatarak “Leun’u ara akşama bize yer ayırtsın.”  diyince kız anlamaz gözlerle bakar. Tae Yang gülerek “Kutlama yapıcaktık, bu sayılmaz.” diyip göz kırpar. Song-i gülümseyip telefonu alır ve Leun’la konuştuktan sonra gülerek telefonu kapatınca Tae Yang sorar “Ne diyor?” “Ahaha hep benim için kutlama yapıyormuşuz ayarlamıyormuş restaurantı arayıp kendiniz rezarvasyon yaptırın diyor.” diyince Tae Yang “Demek öyle akşam gittiğin de hatırlat patronuna şikayet edelim.”

Çemberimde Gül Oya OST – Hep Bana

Bu sırada camdan dışarı izliyormuş gibi yapan Kim Sun kulakları onların üzerindedir. Yemeğin başından beri gülmeyen yüzü daha da asılmaktadır. Song-i’nin başka biriyle evli olması yetmiyor gibi onunla gayet mutlu görünmektedir. Onları her gördüğünde kalbinin bu acıya dayanamayacağını hissediyordur. Yolların çabuk bitmesini ve şirkete varmayı diler. Bir an önce varmalıdır ki bu manzarayı görmeye daha fazla dayanamıyordur.

Otoparka girdikleri anda Kim Sun hemen iner “Bıraktığınız için çok teşekkürler, acelem var hemen gitmeliyim.” diyerek asansöre yönelir. Song-i onun arkasından bakarken hayattan çaldığı yılları, ondan ve kendinden çaldığı mutluğu, düşünmektedir. İşte zamanda onun gibi hızla geçip gitmektedir ve Song-i’nin tek yaptığı şey gidenlerin arkasından bakakalmakdır. En kötüsü de elinden gelen hiçbir şey yoktur. Song-i dalmışken Tae Yang omzuna dokunarak onu kendine getirir ve sorar:

“Bu kadar seviyorken neden ayrıldın?”

Song-i şaşırır “Nerden çıktı şimdi bu?” diyerek yürümeye başlar. Tae Yang arkasından yürür “Ne kadar inkar edersen et. Ağzından çıkanların önemi yok ben gördüğüme inanırım.” Song-i asansörü çağırarak “Yanlış görmüşsün o zaman.”  Tae Yang kıza bakarak “Umarım bir gün bunun nedenini de anlatacağın kadar yakın görürsün beni.” diyince Song-i ona dönerek “Yakın gördüğüm için anlatmıyorum zaten.” diyip gülümseyerek  gelen asansöre biner. Bu sıralar da Kim sun kendini odasına zor atmıştır. Kapıyı kapatır kapatmaz yere çöker. Daha ne kadar dayanabilecektir bu boşluk hissene? Bir yanının olmaması gibi, hep eksikmiş gibi yaşamaya?

Song-i günün geri kalan kısmını çizim için fikir düşünmekle geçirir bir yandan da her zaman ki işine devam etmektedir. Akşam olunca Tae Yang’la birlikte Leun’un çalıştığı yere gidip yemek yerler ve işini kutlarlar. Eve geldiklerin de Leun sorar “Noona yemek boyunca mutsuz gibiydin. Bir şey mi oldu?” Song-i “Bugün  beni sorguya çekme konuusnda sözleştiniz galiba.” Leun anlamaz gözlerle bakınca “Bir şeyim yok diyorum, gayet iyiyim, mutluyum yanımda siz varken nasıl mutsuz olabilirim değil mi?” diyip göz kırpar ve Leun’a sarılır. “Benim için endişelendiğiniz için çok teşekkür ederim ama çok endişelenmeyin olur mu?” der. Yukardan inen Tae Yang, Leun’u kolundan çekip Song-i’nin elinden kurtararak “Hey o benim sevgilim. Git kendine sarılacak başka birini bul.” diyip dil çıkarır ve Leun’a sıkı sıkı sarılır. Leun boğulmak üzereyken “Hey durun durun, biliyorum karşı konulmaz bir cazibem var ama şimdi boğucaksınız beni.” diye konuşmaya çalışır. “Bugün ikinizde de bir tuhaflık var ama neyse.” derken Tae Yang’ın kollarından kurtulur. Tae Yang “Her şeyi bilmek zorunda mısın çoçuk? Biraz merak et.” diyince Leun hemen atlar “Ahh bir şey olmuş demek ki, ne oldu ne oldu çabuk söyleyin.” Tae Yang kaşlarını kaldırarak hayır işareti yapar “Kimmiş bize yer ayırtmayan cezanı çekeceksin, meraktan çatla bakalım.” diyip yukarı çıkar. Leun’da onun arkasından giderek ikna çalışmalarına başlar.

Bir hafta geçmiştir ve Song-i planının kaba taslak halini çizmeyi başarmıştır. Bugün tatil günü olduğu için hepsi evdedir ancak Tae Yang ve Leun dışarı çıkmıştır. Song-i’de hazır evde kimse yokken planını alarak salondaki masa da çalışır, evdeki en büyük masa olduğu için bir yanda kalemleri bir yanda kahvesi rahat rahat yayılmıştır. Bu sırada kapı çalınır. eve misafir gelmediği için çok şaşırır. Kapıyı açtığında şaşkınlığı iki katına çıkar. Gelen Ba Lam’dır “Merhaba Tae Yang’la konuşmam gereken bir şey vardı, girebilir miyim?” Song-i’nin onu çekmeye hiç hali yoktur bu yüzden “Şimdi evde değil. Telefonunda ulaşabilirsin.” diyip gülümseyerek (zorla da olsa) kapıyı kapatmak için hamle yapmıştır ki Ba Lam “Telefonu kapalıydı. İçerde bekleyebilirim.” diyip girer. song-i arkasından şaşkınlıkla bakarak kapıyı kapatır. Lam salona geçerek “Ahh demek çalışıyordun. Seninde bizim proje için çizim yaptığını duydum ama projenin seçilmesi bir mucize olurdu heralde. Çünkü bizim şirketimiz mimarının itibarına çok önem verir.” diyip sinsi sinsi güler.  Song-i içinden “Zaten planıda itibar çiziyor.” desede sadece gülümsemekle yetinir. Ba Lam içecek bir şeyler isteyin mutfağa giderken suratını direk değiştirir “Off gülüyormuş gibi yapmak ne kadar zormuş, ağzım ağrıdı resmen.” diye söylenir. Ba Lam’a da bir kahve getirip oturur. “Aslında Tae Yang geçikebilir. Yani not falan bırakabilirsin, boşuna bekleme diye söylüyorum.” der. Ba Lam aldırmıyormuş gibi yaparak “Sorun değil hem seninle de konuşmuş oluruz. Mesela Tae Yang’la nasıl tanıştınız? Ne zaman evlilik kararı aldınız? Tae Yang bu güne kadar hiç evlenmeyi düşünmemişti, böyle aniden  hem de hiç tarzı olmayan biriyle evlenmesi bana tuhaf geldi doğrusu.” diyip bir yandan da Song-i’yi süzmektedir. Song-i sinirlensede belli etmemeye çalışarak “Demek ki bu güne kadar aşık olmamış. Aşık oldu ve evlendi.” diyip güler. İki kadını uzaktan seyredenler normal bir konu hakkından güzel güzel konuştuklarını düşünebilirler. ama ortamda ki gerilim hissedilmeyecek gibi değildir.

Ba Lam bu sözden sonra sinirini çıkarmak için masada duran kahvesini yanlışlıkla çarpmış gibi yaparak döker ve planı sırılsıklam yapan kahve her yere sıçrar. Song-i biranda kalkarak planı çekmeye çalışsada artık çok geçtir. Tam bu sırada Tae Yang ve Leun içeri girerler. Manzarayı görünce ikisi de çok şaşırır. Ba Lam hemen açıklamaya çalışır “Çok üzgünüm, kazayla oldu.” diye bir kaç şey geveler. Song-i’nin suratını görünce durum hiç kazaya benzemiyordur. Ba Lam yüzsüzlüğü son sınırına dayandırarak “Ahh görüyormusnuz en sevdiğim elbiseyede kahve sıçramış. Kahretsin ne yapacağım ben şimdi.” diye söyleninnce Leun2un tepesi atar. Mutfağa koşup bir elbezi ile dönerek “Hemen temizleyelim Noona yoksa beyaz renkte hiç geçmez.” der ve Ba Lam’ın çekilmesine fırsat vermeden elbezini eteğine sürmeye başlar. Bembeyaz eteğin üzerinde koca bir siyah leke oluşunca Ba Lam çığlık atar. Leun elinde ki beze bakarak “Tüh yanlışlıkla kirli bezi getirmişim.” der ve Song-i’ye dönüp göz kırpar. Ba Lam sızlanarak “Kahretsin hemen çıkmalıyım.” diyip kapıya yönelir. Leun da arkasından el sallayarak “Kusura bakma Noona inan kazayla oldu. Bugünlerde insanlar kazayla ne kadar çok şey yapıyor.” der. Ba Lam çıktıktan sonra Tae Yang Leun’u kolunun altına lıp sıkıştırarak saçlarını dağıtır. “Bu kafan bazen çok iyi çalışıyor.” diyince Leun bozulur “Bazen mi? Benim kafam her zaman çalışır” der. Tae Yang çocuğa sarılarak “Ahaha aferin aferin hep böyle ol.” der. Leun Song-i’ye elleriyle gel şaret yapar. Song-i’de gelir ve sarılma işine katılır. Tae Yang ikisini de bırakarak “Haydi yeter bu kadar sevgi böceği halleri. Ortalığı temizleyelim.”  Song-i’ye döner “Plan kurtarılacak gibi değil mi? ” der. Song-i kafasını sallayarak “Neyse zaten çok ilerlememiştim.” der. Ve planı daha kuru bir yere koyar.

Şirkette diğer tüm mimarlar kendi işlerine gömüldüğü için Song-i’ye kötü bakışlar atmalarına bile vakitleri yoktur. Çizimlerini bitirenler Song-i’ye temize çekmesi için projelerini bırakıyordur ve Kim Sun’a giden hiçbir çizim henüz onayından geçmemiştir. Song-i Kim Sun’un mükemmelliyetçiliğini bildiği için çizimini tamamen bitirmeden ona göstermeyi düşünmüyordur.

Tae Yang televizyon kanalları arasında zapping yaparak parmak kaslarını geliştirirken Song-i yukardan gelip “Biraz daha hızlı çevirirsen hiç bir şey göremiyeceksin.” der. Tae Yang dönüp ona baktığında “Yavaş yavaş çevirsene kanalları ne olduğunu bile bakmadan değiştiriyorsun.”  diyince o da “İzlemek için çevirmiyorum ki bu benim hobim.” diyip kumandayla oynamaya devam eder. Song-i yanına gelip oturur “Ne o, Leun evde olmayınca yalnızları oynuyorsun.” diyip zavallı kumandayı ellerinden kurtarır. Tae Yang “Kaçta gelicekmiş o söyledi mi? Bu mesai işi de nerden çıktıysa.” diye söylenince Song-i “Ovv ovv durum tahmin ettiğimden daha ciddi.” diyip kahkaha atar ama Tae Yang2ın sinirli bakışlarını görünce “Tamam kızma, sadece arkadaşının yerine bu gecelik çalışması gerekiyormuş, birazdan gelir.” der demez zil çalınca “Leun geldi diyeceğim  ama o kapıyı çalmaz.” Tae Yang “Ben bakarım.” diyip kapıya yönelir.

Kim Jang (Noh Min Wu) Tae Yang’un kuzeni, biraz kafasına buyruk, istediğini yapan, kimseleri önemsemeyen bir gençtir. Şu anda ailesinden uzakta yaşamayı seçmiştir. Amerika’dan gelip hikayemize dahil olur.

Gelen Jang’dir. Onu görünce Tae Yang’ın suratı şaşkınlıkla kızgınlık arası bir hal alır. Jang geçen sene tüm aileyi karıştırarak Amerika’ya taşınmıştır. Liseden beri basının ilgi odağı olan Jang, çapkınlıklarıyla Kim ailesinin başını hayli ağrıtmıştır.

Jang kuzanine bakarak “Ee beni tüm gece kapıda mı dikeceksin?” diye sorar. Tae Yang istemeyerekte olsa “Gir tabi.” der. Jang “Evlendiğini duydum da seni tebrik edeyim.” diyerek bir kahkaha patlatır. Tam o andan Song-i görür “Şanslı bayan sen olmalısın.” diye selam verirken sözlerine devam eder. “Eee kaç para alıyorsun bakalım bu evlilik için.” dediği anda Song-i şaşırarak Tae Yang’a bakar. Oda kafasını sallayarak bunu onaylar. Kızın şaşırdığını görenm Jang  gülerek “Evet biliyorum. Tae Yang birden bire kadınlardan hoşlanmaya karar vermeyeceğine göre sahte bir evlilik yapmış olmalısınız. Sakın bana para almadığını söyleme.” diye bir cevap bekler ama Song-i şaşkınlıktan dilini yuttuğu için sessiz kalmayı tercih eder. Jang sözlerine devam ederken kendi eviymişçesine koltuğa yayılarak “Tabi sen de haklısın böyle lüks bir evde yaşamak bile senin gibi biri için ödül olmalı. Yiyip içmek kıyafetler falan.” diye kırıcı sözler etmeye başlayınca song-i tam ağzını açacakken Tae Yang “Zırvalamayı kes, bunlar seni hiç ilgilendirmez.” diyerek konuyu kapatır. “Neden döndün, hani bir daha asla bu aileyi görmek istemiyordun.” diye sorunca Jang dudağının kenarıyla glerek “Haha, ben özgürlüğü seçtim diye bana kızıyorsun değil mi? Çünkü sen bu hapise hayatında kaldın ve ben özgürüm. Sen korkakça kendi hislerini bile ailene söyleyemezken ben istediğimi yapıyorum. Öyle değil mi, Tae Yang?” diye sesini yükselterek konuşur. Tae Yang daha fazla dayanamaz ve oda bağırmaya başlar “Bunun korkaklıkla bir alakası yok. Ben ailemi seviyorum ve üzmek istemiyorum. Senin gibi düşüncesiz değilim. Sen hep ailemizin kötü reklamı oldun. Şu hayatta her gece sarhoş olup saçmalamaktan başka ne yaptın.”

Jang hiç etkilenmemiş gibi görünerek “İstediğim gibi özgürce yaşadım. Ama sen anlamazsın çünkü sen bu ailenin o yüzyıllardan önce kalma kurallarına körü körüne bağlısın. Ailenden hala gay olduğunu saklıyosun ve bu yüzden saçma sapan insanları hayatına dahil ediyorsun.”  Tae Yang sinirlerine hakim olmaya çalışarak “Burda saçma sapan bir insan varsa oda sensin. Evimden gider misin?” der ve kapıyı gösterir. Jang “Her zaman ki sorunlarından kaçıyorsun. Kaçmaya devam et bakalım.” diyerek kalkar ve çıkar.

Song-i şu 10 dakika içinde olanları sindirmek ister gibi tek kelime etmeden ortada dikiliyordur. Tae Yang başını ellerinin arasına almıştır ve hiç ses çıkarmadan öylece duruyordur. Kız ona biraz yaklaşınca yere damlayan göz yaşlarını görür ve şu ana kadar olanlar içinde en çok şaşırdığı şey bu olur. Tae Yang2ı ilk defa ağlarken gördüğü için ne yapacağını bilemez, keşke Leun olsaydı diye düşünür. Sessizce Tae Yang2ın yanına gelip otururnca, çocuk başını kaldırır. Song-i onun gibi güçlü duran birini bu halde görünce o da kendini çaresiz hisseder. Tae Yang gözlerini elinin tersiyle silerek konuşmaya başlar “İnan korkmuyorum, belki beni evlatlıktan bile reddederler. Ne tepki vereceklerini bile tahmin edemiyorum. Ama tek düşündüğüm büyükbabam, o bunu kaldıramaz. Üç yıldır kalp tedavisi görüyor. Sırf kendimi düşünseydim yıllar önce söylemiştim, ama sırf kendimi düşünemem benim ailem var, sevdiğim insanlar, beni sevem insanlar var. Binlerce kişinin çalıştığı ve bana emanet edilen bir şirket. Bu durumda nasıl sırf kendimi düşünebilirim?” diye bir solukta içini dökmüştür. Song-i gülümseyerek “Başkalarını üzmemek adına bir şeyi saklarsan kendi üzüntüne birde onlarınkini eklersin, onlar yerine de sen üzülürsün. Söylememenin daha doğrusu söyleyememenin verdiği o pişmanlık hissi. Sana git söyle veya sakın söyleme gibi bir şey diyemem buna karar verecek olan sensin. Ancak unutma onlar senin ailen ve bu durum da saklanılacak utanılacak hiç bir şey yok. Bu senin gerçeğin ve onlar da anlayacaktır. Belki biraz zaman gerekecek ama sonunda anlayacaklardır. Sadece bunları bil ve zamanı geldiğinde içinden ne geliyorsa öyle yap.” diyerek Tae Yang’ın omzuna destek amacıyla dokunarak odasına çıkmak için merdivenlere yönelir.

Aklından geçenler ise “Hepimiz başkaları üzülmesin diye bir şeyler saklıyoruz. Belki de onlara sorsak sakladığımız için daha fazla üzüldüklerini söyleyecekler. Ama bu riski alamazsın değil mi Song-i? Yıllar sonra çıkıp sana yalan söyledim diyemezsin.”

Song-i odasına girer girmez Leun’u arar ve eve çabuk gelmesini ister. Tae Yang’ın şuan için ihtiyacı olduğu tek şey Leun’dur. Leun’un yolda olduğunu öğrenince rahatlar.

 

Sabah herzaman ki gibi Leun Song-i’nin kapısını kırarcasına vurarak onu uyandırır. “Noona hadi kalk kahvaltı hazırla.” diye dışarda yaygara yapmaktadır. Song-i yataktan kalkıp eline yastığı alarak kapıyı açar açmaz yastığı fırlatır ama yastık hedefi tutturamamış üstelik ordan geçmekte olan Tae Yang’a gelmiştir. Tae Yang ne olduğunu anlamaya çalışırken Leun kapının kenarına pısmış kahkalar atmaktadır. “Her gün seni uyandırdıktan sonra buraya saklanıyordum. Bakalım ne zaman sinirlenip beni döveceksin diye bekliyordum ama şansa bak.” diye gülme krizlerine kaldığı yerden devam ederken suratına yediği yastıkla şok olur. Tae Yang “Al şimdi mutlu oldun mu?” diye elinde yastık suratında ise her zaman ki ifadesiz tavrıyla olayı daha da komik hala getiriyordur. Kısa bir sessizlikten sonra üçü de gülmeye başlarlar. Song-i o gergin ortamdan eser kalmadığını görünce rahatlar. Kahvaltıya inerken Leun’u sıkıştırıp sorar “Ne yaptın bakalım. Tae Yang iyi görünüyor.” Leun bilmiş bilmiş “Hııh bir şey yapmama gerek yok ki, benim varlığım bile başlı başına mutluluk kaynağı. Hem..” diye sözünü bitirmeden Song-i çoçuğun saçlarını bozmaya başlar “Bu ne kendini beğenmişlik ha? Azıcık alçakgönüllü ol.” diye söylenirken Leun koşarak ondan kaçar ve ikisi merdivenlerde hayli gürültü çıkarınca Tae Yang aşağıdan seslenir “Birgün de yetişkin numarsı falan yapsanız. Yetişkin olun demiyorum, rol yapsanız da yeter.” derken bir yandan da halinden gayet memnun bir halde gülümsüyordur.

Öğle yemeği arasında Song-i genelde diğerleriyle birlikte yemek salonun da yemek yemez ya Tae Yangla birlikte dışarı çıkar ya da sandaviç gibi şeylerle günü geçiştirir. Bugün de her zaman ki gibi binanın ormana bakan pencerilerinin birinin önünde oturup manzara eşliğinde sandaviçini yemeğe hazırlanırken oradan geçen Jang onu farkeder. Gelip dünkü laf sokmalarına devam eder. “Ne o, Tae Yang sana çok para vermiyor anlaşılan. Yemeğe çıkacak paran yok mu?” der. Song-i manzaya dalmıştır kimin konuştuğunu anlamak için arkasını döndüğünde tahmin ettiği isimle karşılaşır. Hiç duymamış gibi “Yemek yedin mi?” diye sorar. Jang şaşırarak “Hayır yemedim, ne alakası var sana yemek ısmarlamamı mı istiyorsun?” diye kahkaha atar. Song-i sandaviçinin yarısını bölerek “Al bakalım. Ben yaptım diye söylemiyorum ama lezzetlidir.” diyince Jang şaşırır, kız ısrar eder “Al hadi, merak etme zehir yok,  bak bende yiyorum.” diyerek kocaman ısırır ve yanında ki boşluğu işaret eder. Jang şaşkınlığını üzerinden atmadan sandviçi alır ve kızın yanına oturur.

“Benden nefret etmen gerekmiyor mu?” diye sorar. Song-i gülerek “Bunu özellikle yapıyorsun.” diyince çocuk “Neyi?” diye sorar. “İnsanların senden nefret etmesini istiyorsun. Çünkü sende kendini sevmiyorsun.” diyince Jang bir kahkaha atarak “Şuana kadar duyduğum en saçma şeydi” der. Song-i gülümseyerek devam eder “Öyle olsun bakalım. Sadece şunu bilmeni istiyorum. Bu evliliği teknik olarak para için yaptığım söylenebilir. Yani Tae Yang’a bir borcum vardı ve ödeyecek param yoktu. Ama düşündüm de hiç borcum olmadan gelip bana durumu anlatsaydı da ona yardım ederdim.” diye devam eder. Jang alaycı alaycı gülerek “Saçma hem de çok saçma. Emin ol yapmazdın, hem neden başkaları için kendi hayatından vaz geçesin ki, çok saçma.” der. Song-i düşünüyormuş gibi yaparak “Hıım neden olabilir düşünelim bakalım. Buldum. Çünkü onun durumunu anlardım ve ona yardım etmek isterdim. Bu hayatta birilerine faydam dokunsun isterdim. Kendime faydam yok bari başkalarına olsun derdim sanırım. Tıpkı seninle sandviçimi paylaştığım gibi onunla  sorunlarını paylaşırdım.” diyip kalkar. Jang onun arkasından bakarken tahmin ettiği gibi biri olmadığını hatta şu ana kadar tanıdığı kimseye benzemediğini düşünür.

7. Bölümün Sonu

Dip Not: Baştaki resim için tarih84’e teşekkürlerimi sunarım:)

Bir de Noh Min Wu’yu seçme nedenim Kim Jae Wook’a çok benzemesi:) Hatta kuzen değil direk kardeşi bile oynayabilirler. Sahi neden bunu yapmıyorlar? 😉

Bir Kar Tanesi Ol

6. BÖLÜM

Baek Ji Young – Loving One Person is Enough

Song-i, asansör en alt kata inmeden yağa kalkar, gözyaşlarını siler ve aynadan son bir kez kendine bakar. Asansör giriş katına gelince hemen iner ve kimseye görenmek istemezmiş gibi hızlı adımlarla dışarı çıkar, soğuk havanın birden yüzüne çarpmasıyla kendine gelir. Durup derin derin nefes aldıktan sonra daha iyi düşünme fırsatını bulur ve böylece çekip gitmenin iyi olmayacağına karar verir. En azından bunu Tae Yang’a bildirmelidir. Bu kararından sonra ani bir dönüşle tekrar içeri girer. Asansör aynasından suratını görünce lavaboya gidip kendine çeki düzen vermesinin daha iyi olacağını düşünür. Yüzüne vuran soğuk su biraz önce söyledi o buz gibi cümlelerden daha az etki yapmıştır. Bir daha onun yüzüne bakamam diye düşünür. Sanki  yüz yüze geldiklerin de “Söylediklerim hepsi yalandı.” diye haykıracaktır.

Sekreter girebileceğini söylediğinde süt dökmüş kedi gibi odaya yavaş yavaş girer ve sessizce koltuğa oturur. Tae Yang kızdan bir ses çıkmayınca “Evet, ne söyliyecektin?” der. Song-i korkarak “Düşündüm de benim için evde oturmak en iyisi, hem Leo’ya da bakarım sıkılmam yani. En iyisi işten ayrılayım.” der. Tae Yang gülümseyerek “Kim Sun’la bir şey mi oldu?”  deyince kız bir an şaşırır ve toparlanarak “Nerden çıkardın, bir şey olduğu yok.” der. Tae Yang masasında ki kağıtları karıştırarak “Her halinden belli oluyor. Her neyse, sana zalimce gelebilir ama çıkmana izin veremem. İş hayatında gerektiğinde sevmediğimiz hatta yüzünü bile görmek istemediğimiz insanlarla çalışmak zorunda kalıyoruz. Karşında ki kişi kim olursa olsun yaptığın işe öncelik vermelisin. Ancak böyle profesyonel olursun.” der. Song-i boynunu bükerek “Bu sefer profesyonel olmasam, başka zaman olurum, ne dersin?” diyip ellerini yalvarır pozisyon da birleştirir. Tae Yang “Tamam bu sefer profesyonel olma, o bahsettiğin hayalini de gerçekleştirme, evde otur. Zamanını boş yere öldür, hiç bir amacın olmadan yaşa beni ilgilendirmiyor.” diyip masadan kalkar. Tam odadan çıkmak üzereyken Song-i “Tamam.”, Tae Yang dönüp “Neye tamam?” der. Song-i “Tamam işe devam edeceğim, oldu mu memnun musun?” der ve kalkıp Tae Yang’dan önce çıkar. Tae Yang gülümseyerek kendi kendine  “İşte böyle, hemen pes etmek yok.” der.

Song-i doğruca çizim odasına gider, masasının üstüne çoktan temize çekilecek planlar konmuştur. Bir tananesi alır ve işe koyulur. İşe konsantre olduğunda biraz önceki olayı daha az düşündüğünü farkedince akşama kadar hiç durmadan çalışır, öğle yemeğine bile çıkmaz. Akşama tüm planlar elinde Kim Sun’un odasına doğru ayaklarını sürüyerek yürümeye başlar. Planı hiç Sun’a görünmeden sekretere bırakıp çıkmaktır. Sekreter kızı görünce “Kim Sun odasında değil, sabahtan çıktı. Bana bırakın ben yarın teslim ederim.” der. Song-i demek bir daha gelmemiş diye düşünerek planları masanın üzerine bırakır ve kıza teşekkür ederek çıkar. Eşyalarını toplarken çizim odasına Tae Yang gelir ve “Çıkıyor musun? Bende seni bekliyordum.” der. Song-i çantasını kapıp “Hazırım, çıkabiliriz.” der ve birlikte odadan çıktıkların da diğer çalışanlar çoktan fısıldaşmaya başlamıştır.

TVXQ – Mirotic

Tüm yol boyunca Song-i açım diyerek sızlandığı için Tae Yang bir yerde durup yemek almak zorunda kalır. Eve girdiklerinde, Leun henüz gelmemiştir, Leo klasik bol salyalı karşılamalarından birini yapar. Song-i hızlı davranıp mutfağa kaçtığı için bu sefer Tae Yang hedef olmuştur. Song-i aldıkları yemeklerle masayı hazırlarken, Leun gelir ve eve girer girmez ilk cümlesi “Açım, çok açım.” olur. Tae Yang koltukta Leo ile oynarken “Bir aç daha geldi, hadi bu kız şirkette çalışıyor sen restorantta çalışıp nasıl aç olabiliyorsun?” der. Leun doğru mutfağa yönelir ama cevap vermeyi de ihmal etmez. “Ben doğuştan açım, her an her yerde acıkabilirim.” diye tavuklara uzanırken, Song-i eline bir tane vurarak “Ellerine yıkamadan olmaz.” der. Leun’da “Nonna dedik Omma çıktı.” diye söylenerek yukarı çıkar.

Yemekten sonra Tae Yang yapacak işleri olduğunu söyleyip odasına çekilir. Song-i ise salonda Leun’un Mp4’ü karıştırıp şarkı dinliyordur. Leun elince koca bir kase mısır ve biralarla yanına gelip oturur. Biranın birini kıza uzatarak “Evet, başla bakalım.” der. Song-i ne olduğunu anlayamaz kulaklıklarını çıkararak “Başla mı dedin? Neye başlayayım?” der ve Leun’un uzattığı birayı alır. Leun koltuğa iyice kurulur ve kaseyi kucağına alır “Sabah ki anlaşmamızı unuttum sanma, Kim Sun’u anlatacaktın.” der. Song-i “Hımm şu mesele, ayrıca ben söz verdiğimi hiç hatırlamıyorum. Hem ne bu mısırlar, biralar film mi çevireceğim burada?” Leun kafa sallıyarak “Evet hemde aşk filmi, haydi başlayalım.” der. Tam bu sırada mısırların kokusunu alan Leo yukardan hızla gelir ve ikilinin önünde durur. Leun’un, Leo’yu işaret ederek “Bak gördün mü oda seni dinlemek için gelmiş.” diyip köpeğin başını okşar. Leo’nun gözler ise mısır tabağındadır. Song-i gülerek “Mısır için gelmiş olmasın.” der. Leo artık dayanamaz ve burnunu mısır kasesine doğru yaklaştırınca Song-i sesini yükselterek “Hayır, ordan yeme. Ordan yerse tek bir mısır dahi almam, mısır yoksa hikayede yok.” diyip Leun’a sinsi bir bakış atar. Leun tabağı yukarı kaldırarak “Aman yeme, hem ne var tüm aşıları yapılmış gayet sağlıklı bir köpek o. Geçenlerde birlikte çorba bile içtik biz onla dimi Leo” Köpek adını duyunca onaylıyormuş gibi havlar. Song-i “Ah lütfen yemek anılarınızı sonraya saklayın. Leo yemek kabını getir.” der ve mutfakta duran kabı işaret eder. Leo gidip kabı getirince mısırın birazını ona verirler. Leun tekrar en iyi dinleme pozisyonunu aldıktan sonra “Her şey tamam olduğuna göre  ilk nasıl tanıştığınızdan başlayabilirsin.” der. Kurtuluş yolu olmadığını anlayan Song-i “Hımm düşünelim bakalım. Aynı sınıfta olduğumuz için bir şekilde tanıştık işte, arkadaş grubumuz vardı. O da bir gün gelip bizim masamıza oturdu ve o şekilde konuşmaya başladık.”  Leun hemen itiraz ederek “Hadi ama mutlaka özel bir şey vardır. Ben her şeyi anlatmıştım ama bir daha tek kelime alamazsın benden.” diyip yan döner. Song-i dayanamayıp Leun’un yanağından bir makas alır ve “Oyy tamam tamam nasıl sevgili olduğumuzu anlatayım, garip bir hikayesi vardır.” diyince Leun hemen Song-i’ye döner ve dinlemeye hazırdır.

~*~

Seoul Nationality University

BigBang – Haru Haru

Okulun ilk dönem ortama alışmakla, arkadaşlarla bol bol eğlenmekle ve en önemlisi gezmekle bitmeyen kampüsü keşfetmekle geçtiği için tüm sınıf  derslere konsantre olmakta zorlanır. Bahar yarı yılı geldiğinde proje ödevlerinin de başlamasıyla hepsinde bir telaş başlamıştır. Havalar ısınmaya başladığı için Song-i ve arkadaşları klasik ders arası toplaşmalarını dışarıya taşımıştır. Song-i “Ah şu ödev yüzünden rüyalarım da bile plan çizer oldum. Hele  Sung Jyuk Hocanın rüyalarıma girmesi isteyebileceğim en son şeydi.” derken masaya gelip kendine boş bir yer bulan Kim Sun “Rüyalarına mı girdi, kim?” der. Song-i tam ağzını açacakken, en iyi arkadaşı Sui “Üst sınıflardan çok hoş bir çocuk varda, ondan bahsediyor.” der.Bir yandan da masanın altından Song-i’yi oyununa uyması için dürtüyordur. Kim Sun bir anda kalbinin alev aldığı hisseder, bu öyle bir alev aynı zamanda çok büyük bir acıyla birlikte yanıyordur. Surat ifadeside içinde yaşadıklarıyla bağlı olarak birden değişir, bu değişimi gören Song-i şaşırır, bir an neyapacağını bilemez ama en sonunda  “Şu sıralar ödevlerden başka neyi görebiliriz.” diye oyunu kesmeye karar verir. Bu sırada Kim Sun’un içine sağanak yağmurlar yağıp yangını söndürmüştür, derin bir nefes alarak “Ah şu plan ödevinden bahsediyorsunuz. Bence çok kompleks bir şey yapmamıza gerek yok. Yani sonuçta hayalinizdeki ev dedi. Belki benim hayalim de ormanın içinde bir ağaç evde  yaşamak var.” diyerek sohbete dahil olur. Masada ki gençler işin suyunu çıkarıp baraka, kulube, karavan çizmeyi planlamaya başlarlar. Song-i’nin yanında oturan Jung kalkınca Kim Sun fırsatı kaçırmaz ve hemen kızın yanına geçer. Biraz önce ki yanlış alarm yüzünden yüreğinin kül olduğunu anlayan Sun elini çabuk tutmaya karar vermiştir  “Song-i yarın napıyorsun? Festival alanına gitsek mi diyorum?” diyince masada bulunan erkeklerden biri hemen lafa atlayarak “Süper fikir bizde ne zamandır gidelim diyorduk. Yarın öğlen buluşalım o zaman.”  diyince diğerleri de bunu onaylar. Kim Sun içinden çocuklara bildiği tüm küfürleri sıralarken Song-i’ye döner “Peki sen?” kız bir yandan çantasını toplarken “Çok üzgünüm, artık hafta sonları çalışıyorum, size iyi eğlenceler. Neyse ben önden gidiyorum. Sınıfta görüşürüz.” der ve kalkar. Kim Sun, yarın ki festivali konuşan çocuklara sinirle bakıp elleriyle saçlarını karıştırdıktan sonra   küsmüş küçük çocuklar gibi masaya kapanır. Kaç gündür tek düşünebildiği şey Song-i’ye olan duygularını anlatmanın bir yolunu bulmaktır ama sürekli bir engel çıktığı için ve sürü halinde gezdikleri için bir türlü fırsatını bulamamıştır. Birden aklına şahane bir fikir gelir ve masadan zıplayarak kalkar “Ben eve gidiyorum, görüşürüz.” der. Çocuklar “Hey nereye  bir ders daha var.” dese de hiç oralı olmaz ve omuzlarını salllar. Çocuklardan biri “Yarın buluşuyoruz değil mi?” diyince “Ah çok üzgünüm yarın ödeve başlamaya karar verdim bu yüzden bensiz eğlenin.” der ve onlar daha ağzını açmadan koşmaya başlar.

Bir hafta çizim muhabbetiyle geçmiştir. Kim Sun tüm dolabını yerle bir etmiş şekilde bir şeyler arıyordur. Jung dolabından kitap almaya geldiğinde tüm kitap defter ve gereksiz bir sürü malzemenin yerde olduğunu görünce “Hayrola bahar temizliği mi?” der. Kim Sun çocuğu görünce “Hah iyiki buradasın, dün dolabıma bir plan koymuştum bugün bulamıyorum. Görmüş olabilir misin?” Jung biraz düşünerek “Hımm sanmıyorum. Ne planı bu ödev teslimleri dün değil miydi? Yoksa yapmadın mı?” der. Kim Sun umutsuzca yere attığı kağıtların arasına bakarak “Hayır bu başka bir plandı.Ama artık suya düştü.” diyip yere çöker.

Kim Jong Kook – Sarang Han Da Neun 

Ders başlamış hoca dünkü ödev teslimlerinden bahsederken, Kim Sun hocaya görünmeden kapıdan süzülerek geçip arkalardan bir yere oturur. Hoca masada ki kağıtları gösterek “Hepsini tek tek inceledim ve hatalarınızı işaretledim. Şimdi hep birlikte o hatarın neler olduğunu göreceğiz.” diyerek masadan ilk planı alır ve ödevin sahibine yaptığı hataları anlatmaya başlar. Bir kaç ödev sonra “Evet şimdi geldik sınıfımızın en çalışkanı Kim Sun’a” diyince sırasında düşüncelere dalış olan Sun adını duyup kendine gelir ve dikkat kesilir. Hoca masadan iki plan alarak devam eder “Arkadaşınız hayallerinde tek bir evle sınırlı kalmamış, iki plan çizmiş.” diyince Kim Sun’un başından aşağı kaynar sular dökülür. Hoca gayet eğlenerek devam eder “Biri oldukça sıkıcı bir ev. Doğrusu böyle bir yerde yaşamak istemezdim, ikinci ise oldukça renkli ve sevimli.” diyerek Sun’a bir bakış atar. Sun çoktan eliyle yüzünü kapamış başına geleceklere hazırlanıyordur. “Üstelik bu evin bir de adı var. Kim Sun ve Song-i’nin Masal Evi” dediği anda tüm sınıf kafalarını Song-i’ye çevirir. Bu sırada sıkıntıdan elinde kalem defterine garip şekiller çizerek sürrealist bir çalışma yapan Song-i dona kalır. Dönüp Sun’a bakıp ne olduğunu anlamaya çalıştığında ise Sun’u göremez. Çünkü kendisini saklamak için arkada baya çaba harcamıştır. Hoca ise günün eğlencesini buldum tarzında konuşmaya devam eder “İlk sıkıcı evin için itiraf edeyim çok uğraştım ama bir yanlış bulamadım, hatta bu duruma sinir oldum. Neyseki ikinci evinde bol bol yanlış vardı da sinirim geçti. Başlayalım o zaman, öncelikle bu masal evinin odaları o kadar çok ve büyük ki böyle bir evi yapmak yerine o araziyi futbol sahası olarak değerlendirebiliriz. Özelikle yatak odasının evin en büyük odası olmasını anlayamadım.” dediği anda sınıf gülmekten ölür. Song-i utancından kıpkırmızı olmuş bir halde Kim Sun’a öldürücü bir bakış atar. Kim Sun ise artık ne olacaksa olsun diyip saklandığı yerden çıkmıştır. Song-i’i görünce ellerini iki yana açarak napabilirim gibisinden işaret yapar aynı zaman da sırıtmayı ihmal etmez. Sınıf planı merak ettiği için susarak dinlemeye devam eder. Song-i tüm bunlardan sonra kitabını kendine siper ederek masaya gömülür. Hoca daha fazla yüklenmenin kötü olacağını düşünüp “Şimdilik bu kadar, esas ödevini ilk plan olarak kabul ediyorum. Bunu da sahibine veriyorum.” diyerek kürsüden Song-i’ye doğru yürür ve planı kıza uzatarak “Umarım böyle masallara yakışır bir eve ve masallarda ki gibi bir hayata sahip olursun.”  der ve göz kırpar. Song-i kıpkırmızı olmuş suratıyla planı alarak belli belirsiz bir şekilde teşekkür eder. Hoca “Evet arkadaşlar bugünlük bu kadar ödevlerinizi masamdan alıp hatalarınızı görebilirsiniz. Bir dahaki derste görüşürüz.” der ve arkadaki kapıya doğru yürür. Kim Sun’un yanına geldiğinde omzuna vurarak “İyi şanslar evlat.” der. Sınıf eğlenceden ölmüş bir vaziyette masadan kendi ödevlerini alarak tek tek çıkar, ta ki sınıfta Sun ve Song-i kalıncaya kadar. Sadece ikisinin kaldığını gören Kim Sun süt dökmüş kedi gibi yavaş yavaş Song-i’nin yanına gelip oturur. Song-i hala elindeki plana bakıyordur. Her bir odasına küçük notlar düşülmüştür ve ikisinin komik  resimleriyle canlandırmalar yapılmıştır. Örneğin mutfağa  “Song-i’nin Sun’un kalbine  giden yolu  keşfettiği yer.” yazılmıştır ve canlandırmada  Song-i ocak başındayken Sun sebze doğruyordur. Film Odası yazan yerde  ‘Song-i ve Sun’ın gerçek hayattan uzaklaştıkları yer.’ olarak not düşülmüştür. Burada da Song-i Sun’un dizlerine yatmış film izlerken çizilmiştir. Songi hangi odaya bakacağını şaşırmıştır, çocuk odalarında ise 2 kız 2 erkek ikisinin küçük versiyonları olarak çizilmiştir ve hepsi ayrı bir yaramazlık peşindedir. Song-i resmi incelemeye dalmışken Sun onun kafasını kaldırmadığı için kızdığını düşünür “Çok özür dilerim, nasıl olduda ödevin arasına karıştı anlamadım. Aslında bunu sana kendi elimle vermeyi düşünüyordum ama her şey berbat oldu.” diye açıklamasına devam ederken Song-i kafasını kaldırıp ona bakar. Sun yanlış görmüyorsa yüzünde kocaman bir gülümseme vardır.  Song-i “Bu- bunun hepsini sen mi çizdin?” Sun ilk soru olarak bunu beklemediği için şaşırmıştır “Şey evet.” Song-i gülerek “Ahaha demek bir haftadır ödevimi yapmam lazım diyip eve koşa koşa gitmenin nedeni buydu.” Sun başını öne eğip elleriyle saçlarını karıştırarak “Aslında asıl ödevim 1 saatle bitti.” diyip kıza gülümser. Song-i tekrar plana dönerek “Bütün işleri ben yapıyorum ama, 4 çocuğa bak, yemek yap, evi temizle hem de şato kadar büyük bir evi.” diyip dudak büker. Sun eline sıradaki kalemi alarak mutfağa bir kadın, girişe bir adam çizer. “İşte bu aşçımız bu da uşağımız, ne dersin bir de bahçivan alalım mı?” kız gülerek kafa sallar ve Sun hemen bahçeye bir adam daha çizer. Song-i’de eline bir kalem alıp salona bir şeyler çizmeye başlar “Bir de hizmetçi olsun burada hah birde çocuk bakıcısı ohoo 4 taneye nasıl bakayım.” Sun eline silgiyi alır ve çocuk bakıcısı siler “Olmaz ona paramız yetmez,  hem bütün işleri başkaları yapıyor sen de çocuklara bak.” diyip güler. Song-i çocuğun elinden silgiyi kapıp “Hah bu kadar şeye para varda ona mı yok. Hem ben o zaman çok ünlü bir mimar olacağım için hiç boş vaktim olmayacak. Gerçi bu kadar çocuğu hangi ara yaptım bir anlasam. En iyisi çoçukları silelim bir tane yeter.” diyerek çocuklardan birini siler. Sun kıza engel olmaya çalışıp “Haa nasıl kıydın ona, daha küçükçüktü.” diyip kalemiyle bir yandan çizmeye çalşır. Song-i elinde silgi bir yandan gülüp bir yandan da silgiyi Sun’a kaptırmamak için uğraşmaktadır. Bu kargaşadan faydalanan Sun, kızın yanağına bir öpücük konduruverir. Song-i bu öpücükten sonra durup Sun’a bakar. Sun tüm cesaretini toplayıp “Uzun zamandır bunu söylemenin yolarını arıyorum.” diyip derin bir nefes aldıktan sonra “Seni seviyorum, hem de çok ama çok.” diyip biraz önce aldığı nefesi verir. Günlerdir uğraştığı şeyi sonunda söyleyebilmiştir. Şimdi söylediklerinin yarattığı etkiyi görmek için kıza bakar. Song-i elindeki kalem ve silgiye oynamaya devam ederken  kafasını kaldırıp “Sanırım bende.” der ve gülümser. Sun’un gerilmekten konser öncesi ayarlanmış keman yayına döndünmüş sonunda rahalar ve Song-i öpmek için bir hamle yapar. Song-i elleriyle dudağını kapatarak “İki çocuk ve bakıcı.” diyince Sun kahkaha atarak “Tamam kabul her şey istediğin gibi olsun.” der ve birlikte gülerler.  Sun daha fazla dayanamaz ve kızı kendine doğru çekip öper.

~*~

Leun yüzünde hem şaşırmış hemde mutlu olmuş bir ifadeyle “Vay canına çok güzeldi Noona, bir de bunu benden saklıyorsun ha?” diyip bir tane mısırı Song-i’ye fırlatır. Song-i eski günlere dönmenin verdiği üzüntüyle bir anda durgunlaşmıştır, Leun’un attığı mısırla kenine gelir ve oda birkaç mısır alıp ona fırlatarak “Asıl hem anlatıyoruz hem de suratımıza mısır yiyoruz ha?” der. Leun gülerek “Peki hala sende mi o plan? Kesinlikle görmek istiyorum.” Song-i biran düşünür “Hımm bende ama burada değil evde. Gidince getiririm.” der. Leun “Söz mü? Söz mü?” diyince kafasını sallar. Tae Yang merdivenlerden inip “Ne karıştırıyorsunuz bakalım?”  dediğinde Leun tam ağzını açmışken Song-i tabaktan bir avuç mısır alıp Leun’un açık ağzına doldurur ve “Hiç, hangi filmi izlesek diye tarışıyorduk.”  Tae Yang gelip ikisinin tam ortasına oturur ve mısır kasesini kucağına alarak “Ohoo daha filme başlamadan bitmiş bunlar. Leun makineye koysana biraz daha.” diyince Leun ağzına doldurulmuş mısırları çiğnemeye çalışırken bir yandan da Song-i’ye öldürücü bakışlar atmaktadır. Song-i sırıtarak makineyi gösterir ve git işareti yapar. Leun isteksizce yerinde kalkıp mısır hazırlamaya gider. Tae Yang Leun’un birasından içerek “Off buda ısınmış, Leun dolaptan birada getir. Eee hangi filmi izlemeye karar verdiniz bakalım?” Song-i bilmiyorum anlamında ellerini açınca Tae Yang “Ah şimdi hatırladım geçen hafta bir sürü film siparişi vermiştim. Bir koli falan gedimi ben yokken.” Leun mutfaktan çıkarken “Evet dün gelmişti, filmmiydi onlar.” diyip kaldırğı kutuyu getirip masanın üzerine koyar. Üçüde kutuya gömülmüşken Leo’da meraklanıp masanın başına gelir. Tae Yang kutuyu açıp içindeki DVDleri  çıkararak “İşte buradalar, seçin bakalm.” der. Song-i kutudan eline sığdığı kadar DVD alıp türlerine bakarak  “Bakalım neler varmış, hıım çete, mafya, kaçakçılık, intikam, adam kaçırma. Ohoo bütün organize suçlar var bu kutunun içinde. Komedi istiyorum ben komedi.” diyince Tae Yang itiraz eder “Komedi sevmem ben.” Song-i son çare olarak “Nasıl bir insan komedi sevme? O zaman oylama yapalım çoğunluğun kararına göre izleriz. Komedi diyenler.” diyip elini kaldırır bir yandan Leun’a kaş göz yapar. Leun omuz silkerek “Tae Yang ne isterse ben de onu izlerim.” der. Tae Yang, Leun’un yanaklarını sıkara “Ovv aferin sana. O zaman ben seçiyorum.” der ve tekrar kutuya gömülür. Song-i kızarak Leun’a bakar. Leun dil çıkarıp mutfağa gider ve bir elinde mısır diğer elinde biralarla geri döner. Tae Yang sonunda bir film seçip, koltuktaki yerini alır ve izlemeye başlarlar.

Film bitiğinde sonunda Tae Yang gözünü ekrandan ayırıp Leun’a bakar. Leun dizlerinde çoktan uykuya dalmıştır. Dönüp Song-i’ya baktığında onunda uyuduğunu görür hatta ayak ucunda Leo bile uyumuştur. “Aaa yapmayın ama o kadarda sıkıcı değildi.” diyip kendi kendine söylenir. Leun’a bakarak “Uyan bakalım uyyuyan yakışıklı.” diyip öper. Leun “Yaa 5 dakika daha.” diye öbür tarafa dönünce “Aaa masal da böyle deseydi, prens anında  kaçardı ama.” diyip çocuğu sarsar. Leun gözlerini ovuşturarak kalkınca Tae Yang “Evet sıra bu uykucuda.” diyip kafasına bir  fiske vurup kızı uyandırır, Song-i bağırarak “Aaa acıdı ama.” der. Onun bağırmasıyla uyanan Leo havlama başlar. Song-i kulaklarını kapatarak “Ah ne gürültücüsünüz, ben yatmaya gidiyorum.” diyip kalkar. Tae Yang “Evet herkes yataklarına, bundan sonra uykunuz gelmediğinde size film izleticem.” der ve masada ki boş şişeleri toplamaya başlar.

İşe giderken yan koltukta oturan  Song-i’nin keyifsiz olduğunu gören Tae Yang “Hala işi bırakmak mı istiyorsun?” diye sorar. Song-i o sırada Sun ile karşılaşınca ne yapacağını düşünüyordur. Sonuçta dün işi bırakacağını söyleyip çekip gitmiştir şimdi ise hiçbir şey olmamış gibi işe gidiyordur. “Hayır ama halletmem gereken bir şey var onu düşünüyordum.” diye cevap verir. Tae Yang sorunun ne olduğunu bilmese de Kim Sun ile ilgili olduğunu anlamıştır. Song-i’nin bu konuda çok ketum olduğunu düşündüğü için daha fazla kurcalamak istemez ve ona yardımı dokunur umuduyla “Çözemiyorsan hiç olmamış gibi yap.” diyip göz kırpar. Song-i  bunun en iyi fikir olduğunu düşünür ve sanki hiç işi bırakıyorum dememiş gibi davranmaya karar verir.

Zhang Li yin Ft Xiah Junsu – Timeless 

Çizim odasına geldiğinde bu sefer masası boştur. Hazır temize geçirilecek plan yokken biraz pratik yapmanın iyi olacağını düşünür. Bir kaç saat sonra bir hışımla Sun içeri girer, elinde dün Song-i’nin bıraktığı planlar vardır. “Bu çizimler de ne böyle. Ne istediğimin farkında mısınız? Bu çok büyük bir proje demiştim, sizin çizdiğiniz şeyleri ise ben okuldayken bile çizmiyordum.” dediği anda gözü Song-i’ye takılır. Bir an şaşırıp kalsa da sonra toparlanıp konuşmasına devam eder “Bu çok büyük bir firma arkadaşlar ve bizden çok büyük beklentileri var o yüzden biraz daha özen gösterin. Bunun çok değişik bir alışveriş merkezi olmasını istiyorlar. Daha ilk başta binalarıyla diğerlerinden ayrılmak istiyorlar. Daha önce denenmemiş bir şeyler istiyorlar. O yüzden acele etmeden sakince düşünün ve yaratıcı fikirlerle gelin.” diyip soluklanır. Tüm oda dikkat kesilmiş onu dinliyordur. Elinde ki planları masalardan birine bırakarak “Bu böyle olmayacak en iyisi grup halinde çalışın. Ta ki en iyi planı çizene kadar.” diyip arkasını döner. Son anda vazgeçip tekrar dönerek Song-i’nin yanına gelir ve “Sen de katılabilirsin.” deyip hızla odadan çıkar. Song-i ağzı açık bir şekilde kalmıştır. Sonra kendine gelip etrafına baktığında nefret dolu bakışları görür. Aldırmıyormuş gibi yaparak masasına gömülür. Buradakilerle grup çalışması yapamayacağı kesindir o yüzden bu projede tek başınadır.  “Sun o kadar şeyden sonra neden ona da sorumluluk vermiştir?” diye düşünüp durur. Sonra bu proje hakında bir şey bilmediğini fark eder, burdakilere soramayacağını bildiği için direk Tae Yang’ın odasına gider. 

Sun odadan çıktığı an böyle bir şey yaptığına pişman olmuştur. Daha dün işten ayrıldığını söylemesine rağmen tekrar işe gelme cesaretini göstermişse gerçekten bunu istediğini düşünür. Ayrıca Song-i’in ne kadar yetenekli olduğunu bildiği için bu projede ondan güzel fikirler çıkacağına emindir.

Tae Yang “Hımm şu proje, aile dostumuzu firmasıyla ortak bir iş. Seul’de çok büyük çaplı bir alşveriş merkezi açmak istiyorlar ama daha ilk açılışta ortalığı kasıp kavursun diyorlar.” diyip göz kırpar. “Hatta sanırım sende görmüştüm, bizim evde ki şu saçları bir daha hiç bozulmayacak gibi yapılmış kadın vardı yaa, Ba Lam işte o firmanın varsi oluyor.”  Song-i gülerek “Ahaha hani şu annenin seninle evlendirmek istediği?” diyince Tae Yang şaşırır “Vay canına siz kadınlar hiçbir ayrıntıyı kaçırmıyorsunuz.” der. Yüzü gülen Song-i’ye bakarak “Sabah ki haline bak bir de şimdiki haline. Tavsiyem işe yaradı mı?”  diye sorar. Song-i ayağa kalkıp Tae Yang yanına gider ve yanağınından öperek “Hem de nasıl.” der. Tae Yang iyice şaşırarak “Vay be bir çizimin yaptırdıklarına bak.” diyip güler. Song-i “Bu sadece bir çizim değil bu benim hayalim. Sonunda gerçek bir projede yer alıcam.” der. Tae Yang “Öyleyse bunu kutlayalım. Haydi öğle yemeği saati, sana yemek ısmarlıyım.” der. İkili odadan çıktıklarında karşılaştıkları manzaraya şaşırırlar. Karşıda Sun ve Ba Lam  gülerek asansöre biniyorlardır. Görünüşlerinden oldukça eğlendikleri bellidir. Song-i kalbinin acıdığını hisseder. Bu kadar küçük bir şeyle bile böyle acı çekiyorsa Kim Sun’un onu gördüğünde çektiği acıyı düşünür ama bu manzaradan sonra Song-i’nin  aklına takılan sorular:

 “Belki o kadar üzülmemiştir? Belki beni çoktan unutmuştur? “

Zhang Li yin Ft Xiah Junsu – Timeless (Part 2)

Dip Not: İki yıl önce açtığım ama sonra sonra şifremi ve kullanıcı adımı unuttuğum youtube hesabımı buldum bugün tesadüfen. Bu yüzden bu bölümün tüm şarkıları zamanında beğenip favorite kısmına aldıklarımdan. Özellikle Timeless’ın klibini (iki bölümüde) izlemenizi tassiye ediyorum 😉

~ NUNSONG-İ  GAİB  ~

5. BÖLÜM

  Song-i ve Tae Yang asansörden indiklerinde yönetim katındaki tüm çalışanlar gözlerini onlara dikmişlerdir. Song-i ilk defa bu binaya girdiği için etrafı göz gezdirirken, bakışları bir yerde takılıp kalır. Hiç beklemediği bir anda geçmişi gözlerinin önüne gelmiştir. Bundan bir buçuk yıl önce ki o gece ve hiç ama hiç unutmayacağı  o sözler..

Tae Yang yürümeye devam eder ama Song-i donup kaldığı için oda durur ve  Song-i’ye  bakarak: “İyi misin? Bembeyaz olmuşsun, bu kadar heyecanlanacağını bilseydim ayrı ayrı gelirdik.” der. Bu sözlerle kendine gelip anılardan sıyrılan kız, gülmeye çalışarak “Yok bir şey, iyiyim. Bir an heyecanlandım o kadar.” der. Tae Yang kızın baktığı yöne doğru bakınca Kim Sun’u görür. “Hah, bende seni arıyordum.” diye kendi kendine söylenerek, Kim Sun’a doğru yürür. Tabi elini tuttuğu kızda onunla birlikte gelir. “Sana yeni bir asistan getirdim.” diyerek Song-i’yi gösterir. Song-i bir anda Tae Yang’a bakar. Şuan da isteyebileceği en son şey Kim Sun’un asistanı olarak çalışmaktır. Kim Sun bir rüyadan uyanır gibi bir anda kendine gelir. Son duyduğu cümleyi anlamlandırmaya çalışır. Bu sırada Song-i, olaya hemen müdahale ederek “Merhabalar, ben Song-i” diyerek elini uzatır. Böylece Kim Sun kızın kendisini tanımıyormuş gibi yaptığını anlar ve oda elini uzatarak tanışma faslını atlatmış olurlar. Tae Yang kıza dönerek açıklamaya başlar, “Kim Sun şirketimizin en iyi mimarlarından biri, o yüzden onun yanında başlamanın en iyisi olacağını düşündüm.” der ve Kim Sun’a döner; “Song-i okulu yarım bıraktığı için onu eğitmeni istiyorum, bunu yapabilirsin değil mi?” der. Kim Sun şu beş dakika içinde yaşadıklarının şokuyla sadece kafa sallamakla yetinir. Tae Yang “Tamam  anlaştık öyleyse, şimdilik ben gidiyorum. Kim Sun, Song-i’nin işe nereden başlayacağını daha iyi biliyorsun bu yüzden onu sana emanet ediyorum.”  diyerek, Song-i’ye göz kırpıp uzaklaşır.

Song-i ve Kim Sun baş başa kalmıştır. Kim Sun kıza bakarak ondan bir açıklama beklemektedir ama beklediği açıklama bir türlü gelmez. Oda bir hışımla düşürdüğü dosyayı yerden alır ve arkasını dönüp odasına doğru hızlı hızlı yürür. Aklında Song-i’ye sormak istediği bir sürü soru vardır ama şuan için bunların sırası değildir. Song-i bir süre çocuğun arkasından bakar sonra kendine gelerek onun arkasından gitmeye başlar. Kim Sun odaya girerek kapıyı sertçe kapatır, gidip sandalyeye oturarak kafasını toplama çalışır. Bir yandan da gözü kapıdadır, kızın cesaret edip girip giremeyeceğine bakar. Song-i kapının önünde beklerken şimdi ne yapması gerektiğini düşünüyordur. Aklına ilk gelen gidip Tae Yang’la konuşup başka birinin yanında çalışmayı istemektir ama ne olursa olsun şirkette Kim Sun’la mutlaka karşılaşacaktır. Sonra en iyisinin  hiç başlamadan işi bırakmak olduğunu düşünür ve geri döner.  Aklına öğrenci olduğu zamanlar ve bu şirkete girebilmek için kurduğu hayaller gelir, şimdi o hayallerin gerçekleşmesine sadece bir adım kalmıştır. Her şeye rağmen, dayanabildiğini kadar dayanmalı ve şu hayatta ki amaçlarından birini gerçekleştirmelidir. Kararlı bir şekilde kapıyı açar ve Kim Sun’la göz göze gelir. Çocuk bir an şaşırır, belki de Song-i’nin asla bu kapıdan girmeyeceğini düşünüyordur. Song-i aynı kararlılıkla devam eder, “Nereden başlayabilirim?”. Kim Sun bu tavır karşısında ne yapacağını bilemez sonra gülmeye başlar. Kalkıp kızın yanına gelir ve “Şaka mı yapıyorsun, aptalı mı oynuyorsun yoksa cidden hafızanı falan mı kaybettin?” diye sorar. Song-i sakinliğini koruyarak “Hayır gayet net hatırlıyorum ama şimdi bunları konuşmanın sırası değil, bir süre beraber çalışacakmışız gibi görünüyor. O yüzden bunları bir tarafa bırakıp işimize bakalım.” Kim Sun oldukça şaşırmış görünmektedir “Vay canına bu ne profesyonellik, keşke işe alınmanda profesyonelce olsaydı. Daha okulu bitirmemiş bir öğrenciyi sırf patrona yakın diye böyle büyük bir şirkete  alıyorlar.” Song-i söyleyecek bir şey bulamaz, Kim Sun söylediklerinde haksız sayılmaz ama şuan ki durumunda yapılacak en iyi şeyin burada çalışmak olduğunu düşünür. Kızın sessiz kaldığını gören Sun yüklenmeye devam eder “Eskiden bir şeye ancak hak edenlerin sahip olması gerektiğini düşünür ve bununla ilgili nutuklar atardın. Şimdi ise benim girebilmek için yıllarımı verdiğim gece gündüz çalıştığım ve hayalimiz olan bu şirkete, patronla evlenip, torpille giriyorsun öyle mi?” Song-i ne diyeceğini bilemez, kendini iyi hissetmemektedir, bir an önce bu ortamdan kurtulmak için “Be-, ben dışarıda bekliyor olacağım. Yapacağım şeyleri gösterirsen elimden geleni yaparım.” der ve dışarı çıkar. Yürümek için duvara tutunmak zorunda kalır, başı dönüyordur ve yürüyecek enerjiyi kendinde bulamaz. Biraz önce  Sun’un söylediği ve en kötüsü de haklı olduğu sözler beyninin içinde tekrar tekrar dönüyordur. Sekretere lavabonun yerini sorar ve ağır adımlar gider. Yüzüne soğuk su çarpıp aynaya bakar “Kimsin sen ha? Kim?”  diye söylenir. 2 yıl önce olduğu insan olabilmek için neleri feda edebileceğini düşünür ama artık her şeyin çok geçtir. Tekrar Sun’ın odasının önüne gelir ve koltuklara oturup beklemeye başlar.  Bir saat sonra Sun dışarı çıkar ve Song-i’nin beklediğini görünce bir an duraklar. Sonra hiç bir şey olmamış gibi “Dışarı çıkmam lazım bugünlük boşsun gidebilirsin. Yarın tabi eğer hala gelmek istiyorsan, görüşürüz.” diyerek asansöre yönelir. Burada yapacak işi kalmadığını anlayan Song-i Tae Yang’ın ofisini bulmak için kalkar.

İçeri girdiğinde Tae Yang masadaki dosyalara gömülmüştür. Kafasını kaldırıp kıza bakar “Bakıyorum da erken pes ettin.” diyip gülümser. Kız yumuşak bir koltuk bulup kendini hemen atar. “Hiç de pes etmedim, patronum bugün meşgul olduğunu yarın gelmemi söyledi.” Tae Yang şaşırarak “Sun genelde verilen işi en iyi şekilde yapar ama demek ki gerçekten meşgul.” der. Song-i bir şansını denemek için “Başka birinin yanında çalışmaya başlasam. Yani Kim Sun çok meşgul görünüyor bana yardım edeceğini sanmıyorum.” der. Tae Yang “Seni en iyi mimarımın yanına verdim hala mızmızlanıyor musun? Kesinlikle olmaz en iyisi Sun, bak göreceksin çok faydası olacaktır.” der. Kız “Faydası mı zararı mı göreceğiz.” der ve koltuğa gömülür. Tae Yang bugün Song-i’de bir farklılık olduğunu hisseder “İyi misin? Biraz solgun görünüyorsun.” Song-i toparlanarak “Ha? iyiyim tabi, erken kalktık yaa uykum var biraz.” der. Tae Yang telefonu eline alarak “Şoföre söyleyeyim seni eve bıraksın o zaman.”  Kız ayağa kalkarak “Eve değil de annemlere bıraksa olur mu? Ne zamandır gitmiyordum, bugün orada kalmak istiyorum.” Tae Yang “Sen bilirsin.” diyerek şoförü arar.

Song-i bugün hayatının en zor günlerinden birini yaşamıştır. O günden sonra Kim Sun’u hiç görmemiş hatta neler yaptığını bile bilmiyordur. “Demek ki sonunda hayallerine kavuştu.” diye düşünür ve gülümser.

~*~

Ne bunu da mı? Bu kadar çok yersen şişman bir kız olacaksın. Ve haberin olsun o zaman seni terk ederim.” Song-i ağzına tıkıştırdığı abur cuburları bitirmeye çalışarak “Demek ki ilk fırsatta beni sepetlemeyi düşünüyordun. Yazdım bunu bir kenara, hem sırf şişmanladım diye beni terk eden birini bende istemem.” diyerek hızlıca yürür. Kim Sun arkasında koşup boynuna sarılır “Seni asla bırakmayacağım, benden kurtulmak istediğinde bile sana böyle yapışacağım asla kaçamayacaksın. Tabi şişmanlarsan kollarım kavuşmayabilir ama onu o zaman düşünürüz. Tüm ömrün boyunca beni çekeceksin bunu böyle bil.” der. Song-i halinden gayet memnun olarak “Ya senden sıkılırsam?” Kim Sun ani bir hareketle kızın önüne geçerek “Benden sıkılacak mısın? Doğru mu duydum?” Song-i gülerek başını sallar. Kim Sun kızmış gibi yaparak parmağını kıza doğru sallar “Bir an bile benden sıkılırsan ölürsün, ona göre. Gülme ben çok ciddiyim.”  Song-i gülmeye devam eder ve Kim Sun elinden tutarak “Bu eli tutmaktan sıkılacağımı hiç düşünmüyorum.” der ve yürümeye devam eder. Biraz yürüdükten sonra “Karnın açıktı mı seninde?” Kim Sun şok olmuş bir şekilde  “Tekrar açıktığını söyleme.”  der. Song-i kahkaha atarak “Korkma şaka yaptım. Şimdiden benim yiyecek masraflarımı karşılayamıyorsan ilerde ne yapacaksın bilemiyorum.” der. Kim Sun  kararlı bir şekilde “Çok çalışacağım o kadar çok çalışacağım ki çok zengin olacağım. Hatta ve hatta tam olarak şurada çalışacağım.” Kız çocuğun işaret etttiği yere bakınca Kim Yapı Şirketi görür. Kore’nin en büyük şirketlerinden biridir ve eleman seçimi konusunda çok titiz davrandıkları tüm ülkede yayılmıştır. Song-i şaşırarak “Vay canına hedefleri çok yüksek tutuyorsun ama senin başaracağına eminim.” der. Kim Sun kızın elini tutarak “Sadece ben değil, beraber başaracağız ve bir gün ikimizde bu şirketin en başarılı mimarları olacağız.” der. Song-i şirketin gökdelenine bakarak “Başaracağız değil mi? Bir gün burada çalışabileceğiz.” Kim Sun kıza sıkıca sarılarak “Başaracağız, hemde çok yakında.”

~*~

Song-i anılardan sıyrıldığında yüzünde bir gülümsemeyle kalır. Gerçeğe döndüğünde ise her şey ne kadar farklı gelişmiştir. Sonuç olarak ikisi de bu şirkettedir ama buraya geliş biçimleri tamamen farklıdır ve asla hayallerinde ki gibi olmayacaktır. Gözünden yaşlar süzülmeye başladığında annesinin evine yaklaşmıştır. Kendini toplar ve annesini daha fazla üzmek istemez.

Ertesi sabah yine şoför onu şirkete bırakmıştır. Binanın önünde durur ve kafasını kaldırıp yukarı bakar. “Bugün ne kadar acayip olacak acaba…” diye düşünür. Kim Sun’un odasının önüne geldiğinde, Sun odadan çıkar ve elindeki planları Song-i’ye uzatır. “Bende seni bekliyordum, bunların temize çekilmesi gerekiyor. Bunları yapabilirsin herhalde, plan çizmeyi unutmadıysan.” der. Song-i gelir gelmez işe başlamanın şokuyla “E-, evet yapabilirim. Nereyi kullanayım.” Sun “Aşağıda çizim ofisi var. Neyse benim işlerim var, bitince odama bırakırsın.” diyerek odaya girer. Song-i elinde planlar aşağı gitmek için asansöre geldiğinde Tae Yang’ın babasıyla karşılaşır. “Günaydın efendim.” diye gülümseyerek selam verir. Ama adam gayet resmi tavırla “Elindekileri bırak ve ofisime gel seninle konuşmam lazım.” der ve hızlıca yürür. Tanıştıkları akşamdan oldukça farklı görünüyordur. Song-i biraz endişeli şekilde odanın kapısını çalar. İçerden girin seni duyduğunda yavaşça içeri girer. Adam masanın başında elinde ki kağıtlarla uğraşıyordur. “Geç otur karşıma, fazla zamanım yok. Bazı meseleri konuşmamız gerekiyor.” Song-i bu tavır karşısı da şaşkınlığını belli ederek “Yanlış bir şey yapmış olabilir miyim?” diye sorar. adam gayet rahat bir tavırla “Hayır tam tersi, oğluma bir iyilik yaptın. Meseleye gelirsek, bu saçma sapan evlilik bitince bizden para koparabileceğini sanıyorsan yanılıyorsun.” Song-i bu sözlere hiç bir anlam veremez, adam aynı tavırla devam eder. “Oğlumun gay olduğunu ve bu evliliğin  bir anlaşma olduğunu biliyorum. Sanırım anlamadığın nokta buydu. Bir babanın böyle bir şeyi anlamaması zor. Ama bildiğimi Tae Yang bilmiyor ve bunun böyle devam etmesini istiyorum. Tamam mı?” Song-i şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemez ve sadece kafa sallamakla yetinir. “Eminim Tae Yang seninle boşanma şartları konusunda bir anlaşa yapmamıştır. O yüzden bu kısmı ben halledeceğim. Bir anlaşma hazırladım buna göre boşanmada hiç bir şekilde hak talep etmeyeceksin ve sana düşen malları geri iade edeceksin.” Song-i asıl mevzuyu şimdi anlamıştır “Bakın bazı şeyleri yanlış anlamışsınız. Kesinlikle böyle bir niyetim yok yani böyle bir durum olursa elbette bir şey istemeyeceğim.” der. Adam sesini yükselterek “Sen beni aptal mı sanıyorsun küçük hanım? Kim durup dururken böyle bir evlilik yapar? Sadece parayı seven biri değil mi? O yüzden masal anlatmayı bırak ve imzala.” diyerek kağıdı kızın önüne koyar. Song-i başka seçeneği olmadığını anlar ve hızlıca anlaşmayı okuyup imzalar. Kağıdı adama uzatırken, “Bunu sadece sizinle daha fazla muhatap olmamak için imzalıyorum. Ne de olsa konuşarak anlaşamadığımız belli.” der ve hızlıca kalkıp odadan çıkar. “Yarım saat içinde yaşadıklarıma bak. Belki de ilk günden bırakmak en iyisiydi.” diye kendi kendine düşünürken Tae Yang’ı görür. “Günaydın. Nasılsın? Dünden daha kötü görünüyorsun.” diyerek elini kızın alnına koyar, “Hasta mısın?” Song-i geri çekilerek “Gayet iyiyim sadece ortama alışmaya çalışıyorum. Leun ve Leo nasıl?”  diye sorar “Çok iyiler ama bir günde seni çok özlemişler. Büyü falan mı yaptın onlara, doğru söyle?” Song-i gülerek “Ahaha evet, aslında üçünüze de yapmıştım ama nedense sende etkisini göstermedi. Doğru söyle büyülere karşı koruma büyüsü mü yaptırdın?” Tae Yang gülerek kafasını sallar. Bu manzarayı uzaktan izleyen Kim Sun, Tae Yang’ın ilk defa böyle güldüğünü düşünür. Ve onu güldüren kişi ise onun Song-i’sidir. Tam o anda onu yeniden kazanmak istediğini düşünür. Dünkü sinirinin Song-i’nin haksız yere şirkete girmesine değil de evli olmasına olduğunun farkına varır. Ne kadar kızgın olursa olsun onu hala eskisi gibi seviyordur ve şuan o kadar acı çekiyordur ki buna daha fazla dayanamayarak kendini bir an önce odasına atar. Kapıyı kapatıp yere çöker ve aklından geçen düşüncelere hakim olmaya çalışır:

“Keşke o gün onun gitmesine izin vermeseydim…

Keşke elinden tutup asla ama asla bırakmasaydım..

Keşke o gün arkasından koşsaydım…

Keşke kahraolası evlilik teklifini daha önce yapsaydım…

Keşke onu ilk gördüğüm anda ‘Benimle evlenir misin?’ deseydim…

Keşke tüm bunlardan önce onunla hiç tanışmasaydım bu kadar acı çekmezdim.”

Bu düşünce aklına gelir gelmez büyük bir pişmanlık duyar ve ağzından şu sözler dökülür:

“Keşke şimdi yanımda olsaydı.”

Song-i planları temize çekmek için kendine bir masa arar. İçeri girdiği andan itibaren fısıltılar başlamıştır. Ama şuan ki en küçük sorunu buydu. Üzerinde ki bakışları aldırmadan boş masa bulup geçer ve çalışmaya başlar. İşini bitirdiğinde çıkma vakti yaklaşmıştır ve aceleyle toparlanıp Sun’ın odasına gider. Sekreter Sun’ın erken çıktığını söyleyince planları ona teslim ederek Tae Yang’ın yanına gider. “Nasıldı bakalım bugün, patronundan memnun musun?” Song-i yüzünü buruşturarak “Memnun değilim desem değiştirecek misin?” der. “Tabi ki hayır. Benim işim bitti, çıkalım mı?” Song-i “Evet. Hatta Leun’un çalıştığı yere gidip yemek yiyelim mi? Hem onu da alırız.” der. Tae Yang şaşırarak “Ohoo, Birbirinizi bu kadar özlediğinizi bilmiyordum.” der ve gülerek Song-i’nin saçlarını karıştırır. Song-i “Ne o kıskandın mı?” , Tae Yang düşünüyor gibi yaparak “Sanırım birazcık.” der ve göz kırpar. “Hadi o zaman çabuk ol  çıkmadan yetişelim.”

Song-i, Tae Yang ve Leun’la akşam yemeğinde tüm bu sıkıntılardan bir an olsun kurtulmuştur ve yine eskisi gibi gülmeye başlamıştır. Kesin olan bir şey vardır ki bu ikili Song-i’ye çok iyi gelmektedir, onların yanında huzurlu hissetmektedir. Eve geldiklerinde kapıyı açar açmaz Leo koşarak Song-i’nin üzerine atlar ve kocaman diliyle kızın suratını yalamaya başlar. Song-i ondan kurtulmaya çalışarak “Tamam bende seni özledim ama yalıyor muyum? Ah çek şu dilini artık yüzümü yıkadın resmen.” Bu sırada Leun ve Tae Yang oldukça eğleniyordur. Tae Yang kızı köpekten kurtarır ve Song-i doğruca banyoya koşar. Salonda biraz sohbet ettikten sonra herkes odasına dağılır. Song-i odaya girdiği andan itibaren o sıkıcı düşünceler tekrar aklına gelmeye başlar. Sun’ın o sözleri, Tae Yang’ın babasının 180 derece dönüşü ve saçma anlaşma, diğer mimarların onun hakkında ki düşünceleri…

Yatakta binlerce kere döndükten sonra uyuyamayacağını anlar ve gidip Tae Yang ve Leun’u rahatsız etmeye karar verir. Kapıyı yavaşça çalar. Tae Yang “Gelebilirsin.” dediğinde kapıyı açıp bir yandan da elleriyle gözlerini kapatır. “Şey acaba müsaitseniz gelebilir miyim?” der, elleri hala gözlerindedir. Tae Yang ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışır ve sonunda anlar. “Aklında ne gibi fanteziler var bilmiyorum ama gözlerini açabilirsin.” der. Song-i parmaklarını arasından baktığında Tae Yang’ın masasında çalıştığını ve Leun’un yatakta bir şeyler okuduğunu görür. Dudağını büzüştürerek “Aman çok sıkıcısınız.” diyerek içeri girer. Bu sırada Leun gülmekten elindeki dergiyi düşürür. Tae Yang tekrar laptopuna gömülerek “Seni hayal kırıklığına uğrattığımız için üzgünüm ama çalışmam lazım.” der. Leun sinsi sinsi “Nasıl bir sahne hayal ediyordun Noona?” der. Song-i heyecanlı bir şey anlatıyormuşçasına “Şimdi sen..” diye başlar. Tae Yang laptopundan başını kaldırarak kıza bakar. Song-i kahkaha atarak “Tabi ki söylemeyeceğim.” der ve dil çıkarır. Leun suratını asarak dergisini yerden alır. Tae Yang “Bir şey mi söyleyecektin?” der.  Song-i  hayır anlamında kafa sallayarak “Uyuyamadım ve sizi de uyutmayayım dedim.” Tae Yang gülümseyerek “Leun’dan başlayabilirsin o zaman benim önemli bir işi bitirmem gerek.” der. Leun “Gel, gel yeni bir mangaya başlıyorum, birlikte okuyalım.” deyince Song-i hemen atlar. Leun dergiyi ikisinde görebileceği şekilde ayarlar ve okumaya başlarlar. Bir yandan sahneler hakkında yorum yaparlarken bir yandan kahkahalarını tutamazlar. Tae Yang en sonunda sinirlenir ve “Eee gürültü yapacaksanız salona geçin.” der. Leun ve Song-i aynı anda “Tamam sustuk.”  diyerek tekrar kahkahayı basarlar. Bir yandan ağızları kapatıp gülmemeye çalıştıkça bir birlerine bakıp daha fazla gülerler. En son ikisi de gülmekten yerlerde bir hale gelince Tae Yang daha fazla dayanamaz ve öğretmen edasıyla “Komik bir şey varsa bana da söyleyin bende güleyim.” der ve yerinden kalkıp mangaya bakar. İkisine sinirli sinirli bakarak “Bu mu gülmekten öldüğünüz yer. İkinizin neden iyi anlaştığını anlıyorum. Çünkü zeka seviyeniz aynı.” der ve arkasını dönüp yerine otururken bir yandan da gülmemek için kendini sıkıyordur. Tae Yang işini bitirdiğinde seslerin kesildiğini fark eder. Kafasını kaldırıp baktığında iki kafadarın uyuya kaldığını görür. “Of bu evde başkasının odasında uyumayı yasaklayacağım.” diye söylenirken bir yandan kalkıp Leun’un elindeki mangayı uyandırmadan alır ve üzerlerini örter.

Uyumak için Song-i’nin odasına gider. Kendine yeni yastık aramak için dolapları açar sonunda bir yastık görür ve hızlıca çekince altında ki defter yere düşer ve tabi içinde ki fotoğraflarda, “Neden defterini böyle bir yere koyar ki bu kız.” deyip defteri almak için eğildiğinde fotoğraflardakilerin Kim Sun ve Song-i olduğunu görür. Fotoğraflardan ikisinin sevgili olduğunu anlar. Peki Song-i neden böyle bir şeyi ondan saklamıştır? Defteri okumak ister ama bunun büyük saygısızlık olduğunu düşünüp fotoğrafları arasına koyarak dolaba kaldırır.

Sabah kahvaltıda Leun ve Song-i akşam ki mangayı tartışmaktadır. Tae Yang surat asarak kahvesini alır ve masaya oturur ve direk sorar “Neden Kim Sun’un sevgilin olduğunu söylemedin. Neden tanımıyormuş gibi yaptın?” Song-i bu soru karşısında şaşırarak  “Öncelikle eski sevgilim ama sen bunu nasıl öğrendin?” Tae Yang aynı ciddilikle devam eder “Bunun bir önemi var mı? Neden beni salak yerine koyup birbirinizi tanımıyormuş gibi davrandınız?” Leun bir Tae Yang’a ve kıza bakarak “Vay canına, Kim Sun şirketin baş mimarı değil mi? Hani şu çok yakışıklı olan.” Tae Yang sinirle Leun’a dönerek “Sen kapa çeneni.” der. Leun “Tamam kızma sen daha yakışıklısın.” derken Tae Yang’ın öldürücü bakışlarını görünce ciddi olduğunu anlar ve susar. Song-i sakinliğini koruyarak “Şey pek iyi ayrılmadık diyelim. Yani birden karşımda görünce ne yapacağımı bilemedim ve tanımıyormuş gibi davrandım, bir nedeni yok.” der. Tae Yang’ın siniri hala geçmemiştir, “Daha sonra söyleyebilirdin. Onunla çalışmak istemiyorum diye sızlanacağına böyle bir durum olduğunu söyleseydin..” Song-i sözünü keserek “Başka birinin yanına mı verirdin? Peki şimdi öğrendiğine göre..” Tae Yang kızın sözünü bitirmesine fırsat vermeden “O zaman söylemediğine göre şimdi onunla çalışmak zorundasın. Beğenmiyorsan işi bırakırsın, bu kadar basit.” der ve ceketini alıp çıkar.

Leun, üzgün görünen Song-i’ye bakarak “Şimdi ne yapacaksın?” diye sorar. Kız “Tae Yang beni almadan gittiğine göre taksiyle gideceğim.” Leun şaşırarak “Hala işe devam etmek mi istiyorsun? Ama çalışmak  zorunda değilsin. Yani evde oturmaktan sıkılıyorsan bir kursa falan git ne bileyim oyalan işte.” Song-i “Aslında mesele çalışmak değil sadece orada çalışma hayalimdi, daha doğrusu hayalimizdi. Sadece bunu gerçekeleştirmek istiyorum. Kısa bir süreliğine de olsa orada bulunmak istiyorum. Hayallerinin gerçekleşmesini istemez miydin?” Leun şimdi kızı anlamıştır ve onaylar. Saatine bakıp “Şimdi çıkmam lazım ama akşam Kim Sun meselesinin bütün detaylarını istiyorum ona göre.” der. Eşyalarını alıp çıkacakken kızın hala üzgün olduğu fark eder “Aaa ne bu surat, insan hayalleri gerçek olunca mutlu olur, hadi kendine gel ve onlara ne kadar başarılı olduğunu göster.” diyerek gülümser. Song-i’nin de yüzünü güldürünce gönül rahatlığıyla işe gider.

Song-i hazırlanıp kendine bir taksi çağırır ve şirkete ulaşır. Sun bu sefer çizim ofisindedir. Yanına gitmeye çekinir ama tam bu anda Sun kızı görür ve “Geç kaldın, buraya gel. Evet arkadaşlar şimdi beni dinleyin bundan sonra bütün çizimlerini, hatta elemeye girecek kesinleşmemiş çizimlerinizi bile Song-i’ye veriyorsunuz. Oda temize çekip bana getiriyor. Bundan sonra masamda karalama planlar görmek istemiyorum. Hepinize kolay gelsin.” der ve gider. Song-i arkasından koşar ama yetişemez. Sun çoktan asansöre binmiştir. Oda merdivenleri kullanarak Sun’ın odasına kapıyı çalmadan girer.  “Beni cezalandırmak mı istiyorsun bilmiyorum ama bu çok saçma, yani böyle başkalarının çizimlerinin üstünden giderek bir şeyler öğrenemem.” Kim Sun kahkaha atarak “Ahaha demek işi beğenmedin öyle mi? Ne yapmamı bekliyordun. Bir alışveriş merkezi projesinin planını senden mi isteyeyim. Ya da bir müze ha? Hangisini isterdin?” Song-i, Sun’un onu kırmaya çalıştığını biliyordur bu yüzden hiç taviz vermeden. “Tabi ki öyle bir şey değil. Ama en azından onlar gibi bende elemelere katılacak planlar çizmek istiyorum.”  Kim Sun ciddileşerek “Onlar gibi ha? Onlar Kore’nin en iyi üniversitelerinden mezunlar, onlar bu şirkete 5 aşamalı bir sınavı geçerek girdiler. Peki ya sen?  Bir de kalkmış onlar gibi diyorsun.” Song-i  “Pekala, biliyorum tepeden inme gibi geldim ama en azından bir şans versen, bu işleri ne kadar süre yapacağımı söylesen ben de ona göre çalışırım.” Kim Sun “Sen en iyisi ne yap biliyor musun? Evde oturup zengin kocanın parasını harca, alışverişe git, kuaföre git, onun gibi şeyler yap işte keyfini çıkar.” sözleri bitince kıza baktığında gözlerinin dolduğunu  görür. Kim Sun’un katlanamadığı tek şey Song-i’nin ağlamasıdır. Kızın ağlamak üzere olduğunu görünce sesini alçaltır “Tamam son söylediklerim için özür dilerim ama diğerlerinin arkasındayım.” Song-i gözlerini silerek  “Anlamıyorsun, sadece işe yarar bir şeyler yapmak istiyorum.”  Kim Sun “O zaman söylediklerimi yaparak işe yarayabilirsin.” Kız kendini toplayarak “Peki bu ne zamana kadar böyle devam edecek ne zaman kendi çizimlerimi yapabileceğim.” der. Kim Sun “Bunun için daha çok zamanın var. Unutma hala bazı teknikleri bilmiyorsun.” diyerek masasına yönelir. Song-i kısık bir sesle “Ama benim çok az zamanım var.” der. Kim Sun arkasını dönerek “Bir şey mi dedin?” Song-i “Hiç, hiçbir şey demedim. Sanırım en iyisi senin dediğin gibi evde oturup hayatın keyfini çıkarmak.” diyerek kapıya yönelir. Kim Sun telaşla sorar “Ne yani bu kadar çabuk mu pes ediyorsun?” Song-i “Zengin bir kocam olduğuna göre bunun hakkını vermeliyim değil mi? Benden de bu beklenir.” der ve tam kapıyı açacakken  Sun günlerdir içini yiyen soruyu sorar “O adamı çok mu seviyorsun.” Kız dona kalır ama Sun’un yüzünü görmediği için rahatlıkla “Evet.” der.  Kim Sun elini göğsüne götürerek adeta kalbinin acısını dindirmek ister. Ama yıllardır merak ettiği soruyu sormaktan kendini alamaz “Biz neden ayrıldık?” der. Bu sırada Song-i Sun’a döner ve çocuk devam eder, “Yani birbirimizi o kadar seviyorken birdenbire nereden çıktı. Yıllar geçse de bunu anlayamayacağım.  Nerede hata yaptım, neyi yanlış yaptım bunu bilmek istiyorum artık.” Song-i göz yaşlarını zor tutarak “Bitti çünkü seni sevmiyordum.” der. Kim Sun “Buna o zamanda inanmadım ve inanmayacağım. Bana ayrılalım derken, ağzından çıkanın bir önemi yoktu ben gözlerini gördüm, bana her zaman baktığı gibi sevgiyle bakan gözlerini.” Song-i bir an takındığı o ciddi ifadeyi kaybeder sonra toparlanarak “Hala öyle bakmıyor muyum?” Kim Sun bir anda kızın ona hala eskisi gibi baktığını fark eder. Song-i sözlerine devam ederek “Hala öyle bakıyorum, ama başkasıyla evliyim ve onu seviyorum.” der ve hızlıca odadan çıkar. Kimseye görünmemek için direk asansöre biner, konuşmanın yükünü daha fazla taşıyamaz ve yere çöküp ağlamaya başlar.

Kim Sun ayakta durmakta zorluk çekiyordur, eliyle masaya dayanır. Göz yaşlarını tutamaz ve kısık bir sesle:

“Hepsi yalan mıydı? Beni hiç mi sevmedin?”

5. BÖLÜMÜN SONU