You are currently browsing the tag archive for the ‘Bir kar tanesi ol’ tag.

BİR KAR TANESİ OL

14. BÖLÜM

Kaldığımız Yerden Devam

Kim Sun “Girebilir miyim?” diye sorar. Tae Yang şaşkınlığı atlattıktan sonra “Tabi buyur.” diyerek ona yol verir ve salona kadar eşlik eder. Song-i ve Leun plana dalmış incelerlerken Kim Sun içeri girmiştir bile. Leo’nun havlamasıyla ikiside kafalarını kaldırırlar ve karşılarında Kim Sun’u görünce şaşkınlıklarını gizleyemezler. Kim Sun ne diyeceğini bilmez bir halde “Ben Song-i’nin nasıl olduğunu merak ettim de.” diye bir şeyler söylemeye çalışır. Song-i sanki başkasının eşyalarını karıştırıyorken yakalanmışcasına çekinerek “İyiyim.” diyip yan gözle sehpaya bakar. Kim Sun’da onun baktığı yere bakınca kendi çizdiği planı görür. Üçü suç üstü yakalanmışcasına sessizce cezalarını beklerler. Sessizliği Leun bozarak “Song-i’nin hatırlamasına yardımcı olmaya çalışıyoruz. Doktor hayatında ki önemli anları hatırlatmamızı söylemişti. Biz de bunun iyi bir fikir olacağını düşündük.” diyerek bir solukta açıklar. Kim Sun tamam anlamında kafasını sallar. Tae Yang “Otur lütfen.” diyerek nihayet ayakta kaldıklarını farkeder ve kendisi de oturur. Kim Sun, Leun’a dönüp “İşe yaradı mı?” diyince Leun anlamaz gözlerle bakar. Kim Sun “Plandan bahsediyorum.” Leun “Ha o mu? Pek sayılmaz.” diyip dudak büker. Song-i “Aslında..” diye söze başladığında üç erkek de dönüp ona bakar. Bunu farkedince söyleyeceklerinden emin olmayarak devam eder “Aslında bir şey hatırlıyorum ama çok garip belki de bununla bile alakalı değil.” Leun “Olsun sen söyle. Nasılsa olayın birinci şahitlerinden Kim Sun burada doğru olup olmadığı o söyler.” der. Song-i plana dönerek “Bir şeylerin silindiğini hatırlıyorum ama ne olduğunu bilmiyorum.”  diyince Kim Sun gülümser. Tae Yang “Doğru mu?”  diye merakla sorar. Kim Sun gülümsemeye devam ederek evet anlamında kafasını sallar. Hepsinin yüzü gülüyordur. Leun “İlk defa bir şey hatırladın.”  Song-i “Aslında ilk defa değil. Yani bunun gibi küçük şeyleri hayal meyal hatırlıyorum ama anlatamıyorum. Yani o kadar ayrıntı şeyler ki sözcüklerle anlatılmıyor. Sadece hissediyorum.” diye açıklar. Tae Yang “Tamam bu da gayet güzel.”  der. Leun, Kim Sun’a dönerek “Ney silinmiş.” diye merakla sorar. Kim Sun nasıl söyleyeceğini düşünürken, Tae Yang olaya müdahile ederek “Haydi Leun biz bir dolaşıp gelelim.” Leun “Dolaşmak mı? O da nereden çıktı bir yere kımıldamam. Burası çok heyecanlı oldu.” diyince Tae Yang gözlerinden kıvılcımlar çıkartarak “Yiyecek bir şey alalım. Evde hiç bir şey kalmamış.” Leun “Dolapta bir sürü şey var.” dediği anda Tae Yang kolundan tutup zorla kaldırır. Kim Sun ve Song-i’ye dönerek “Biz çıkıyoruz. Siz de bu arada şu plan olayını konuşursunuz.” der. Tae Yang’ın elinden kurtulmayı başarak Leun, Kim Sun’a “Bu arada biz hala tanışmadık. Ben Leun.” diyerek elini uzatır. Kim Sun toparlanıp ayağa kalkar ve Leun’un elini sıkarak “Memnun oldum. Ben Kim Sun. Gerçi biliyorsun.” der. Tae Yang ve Leun dışarı çıkıp arabaya bindiklerinde Leun “Of ama çok merak ediyorum. Tam heyecanlı anda neden çıkalım diye tutturuyorsun.” diye mızmızlanınca Tae Yang “Asıl sen neden kalmak için ısrar ediyorsun. Bırak rahat rahat konuşsunlar. İkisini bir araya getirmek için neler çektim biliyor musun?” diyince Leun hemen kulak kesilip “Kim Sun’u eve sen mi çağırdın?” diye sorar. Tae Yang “Gelmesini sağladım diyelim.” Leun “Hemen anlatıyorsun.” Tae Yang “Tamam ama sen de karşılığında plan olayını anlatıyorsun.” Leun “Aa bir de bana meraklısın derler. Asıl meraklı buradaymış.” diyip güler. Tae Yang “Madem olayın içine bu kadar girdik. Bilmek hakkımız.” diyip dil çıkarır.

Bu sırada Song-i ve Kim Sun evde sessizce oturuyorlardır. İkisi de nereden başlayacaklarını bilemezler. En sonunda Song-i “Bir şeyler içer misin?”  diye sessizliği bozar. Kim Sun “Farketmez.”

Leun ve Tae Yang bahçede konuştuktan sonra nihayet üşüdüklerinin farkına varmış olacaklar ki arabaya binerler. Tae Yang “Hımm demek bu plan sayesinde sevgili olmuşlar.” diyip manalı manalı güler. Leun “Neden güldün?” Tae Yang “Yine bu planın başında bir araya geldiler, güzel bir tesadüf değil mi?” der. Leun “Ah, umarım her şeyi hatırlar da, yine bu plan sayesinde bir şeyler olur.” Tae Yang birden  arabayı çalıştırır. Leun “Nereye gidiyoruz?” diye sorunca “Aklıma birden bizim nasıl başladığımız geldi.” diyerek Leun’a bakıp göz kırpar. Tae Yang arabayı Seokchon Gölü’nü çevreleyen parkın biraz uzağına park ettiği için biraz yürümek zorunda kalmışlardır ama sonunda eskiden sürekli geldikleri bankın yanına ulaşırlar. Hala orada olduğunu görünce birbirlerine bakıp gülümserler.  İkisi de eskiden olduğu gibi yan yana otururlar. Bir süre sessiz kaldıktan sonra Tae Yang, Leun’un dizlerine yatarak “Ah çok yürük yoruldum. biraz dinlenmem lazım.” der. Leun onun yaptığı sevgi hareketlerine bir bahane bulmasına alışık olduğu için, sadece gülümser. sonra eğilip Tae Yang’ı öperek “Yorulmuşsun ya, enerji vermesi için der.” ve ikisi birbirine bakıp kahkaha atar. Tae Yang ciddi bir yüz ifadesi takınarak “Hazır mısın?” diye sorar. Leun “Neye hazır mıyım? Bugün çok gizemli konuştuğunun farkında mısın?” Tae Yang son cümleyi duymamış gibi devam eder. “Bir karar verdim. Song-i her şeyi hatırlayınca ve her şey yoluna girince ailemi bizi açıklayacağım.” Leun “Ne!” diye şaşırıp yerinden kalkmak isteyince Tae Yang düşecek gibi olur. Yattığı yerden doğrularak oturup Leun’a bakar. “Babamın saçma sapan tehditlerine yenilmeyeceğim.” Leun “Yani Song-i’den ayrılmayacak mısın?” diye sorar. Tae Yang “Hayır tabi ki ayrılacağım. Hem onun için babamın tehdidine gerek yok. Son durumlara göre zaten ayrılmamız gerekecek. Babam bunu iş mevzularında bile kullanıyor. Buna daha fazla dayanamam. Hem artık açıklamanın vakti geldi.” deyip gülümser. Leun endişeli gözlerle “Peki ya büyükbaban, nasıl tepki verecek? Ya ona bir şey olursa?” Tae Yang biraz düşünerek “Ona söyleyip söylememe konusunda henüz karar vermedim. Ama bir yolunu bulurum. Anneme söyledikten sonra onunda fikrini alırım.” diyip biraz sessiz kaldıktan sonra “Tabi hala benimle konuşursa.” diye sözünü bitirir. Leun “İstemiyorum.” diyip Tae Yang’dan gözlerini kaçırır. Tae Yang “Söylememi mi istemiyorsun?” der. Leun suratını asarak “Benim yüzümden üzülmeni istemiyorum.” der. Tae Yang “Saçmalama bu ikimizin meselesi nasıl sadece senin yüzünden oluyormuş. Hem söylemezsem daha fazla üzüleceğim.” der. Leun dönüp “Emin misin?” diye sorar. Tae Yang kararlılıkla kafasını evet anlamında sallayarak, Leun’un boynuna uzanıp onu kendine çeker ve öper.

Bu sırada çekingenliği üstünden atan Kim Sun, Song-i ile ilk tanıştıkları günden planı çizdiği güne kadar olan olayları anlatır. Çoktan ilk kahvelerini bitirip ikinciye geçmişlerdir.  Song-i, ilk asansörde tanıştıklarını öğrenince “Geçen gün asansörde kendimi çok garip hissettim. Bunun onunla bir ilgisi var mı?” diye sorar. Kim Sun’un aklına asansörde Song-i’yi öppek istediği gelir ve saçlarını karıştırarak “Hıım o ayrı bir konu ama yakın zaman da oldu. Sırayla gidelim aklın karışmasın.” der. Bunun üzerine Song-i bir kahkaha atınca Kim Sun şaşırır. Şaşkın gözlerle kıza bakınca birden bu gülüşü görmeyeli ne kadar uzun zaman olduğunu hatırlar ve bakışları birden değişir. KimSun’a baktığında ona üzgün üzgün baktığını gören Song-i toparlanarak “Şey, sanki bir öğretmenin ders anlatması gibi o konuya daha sonra değineceğiz falan.” der. Kim Sun gülümseyerek “Biraz öyle oldu dimi?” diyerek ayağa kalkar “Ben artık gideyim, geç oldu. Hem ilk günden bu kadar olay yeter sanırım.” der. Song-i de ayağa kalkıp onu geçirerek “Pekala öyle olsun.” der. Kim Sun iyi geceler diyip kapıdan çıktığı anda Song-i “Yine geleceksin değil mi?” diye sorar. Kim Sun arkasını dönüp gülümseyerek “Tabiki.” der.

Kim Sun’u yolcu edip salona döndüğünde Song-i’nin içini bir hüzün kaplamıştır. Koltuğa oturup biraz önce konuştukları olayları düşünmeye başlar. Ufak tefek ayrıntıları hatırlasa da olayların bütünü ona hala yabancı gelmektedir. Şimdi ye kadar Kim sun ona hep ters davrandığı için onu soğuk biri olarak görmüştür ama bu gece ne kadar yanıldığını anlar. o bu düşüncelerle boğuşurken kapı açılır, Tae Yang ve Leun eve gelmiştir. İkisininde yüzünde kocaman bir gülümseme görünce Song-i “Bakıyorum, keyfiniz yerinde. Nerelere gittiniz?” diye sorar. Leun, Tae Yang’ın yanından ayrılıp kızın yanına gelir ve elini omzuna atarak “Valla asıl haberler sen de, Noona neler oldu anlat çabuk. Meraktan çatlamak üzereyim.” Song-i dudaklarını büzerek “Hımm, bir düşünelim.” diye elini çenesine götürüp uzunca bir süre düşünüyormuş gibi yapar. Bu sırada Leun onun ağzından çıkacaklar için pür dikkat izlemektedir. Song-i sessiz kaldıktan sonra “Hiçbir şey olmadı.” diyip ortamdan uzaklaşınca Leun’un elini boşta kalır. Tae Yang kahkaha atarak gidip Leun’un şaşkınlıktan açık kalan ağzını kapatarak “Bir gün bu merakın yüzünden başına işler açıcaksın.” der. Leun, pis pis sırıtan Song-i’ye  bakar ve “Bu kız kesin hatırlıyor,  ben sana diyim.” diyerek. Song-i’nin peşinden gider. Song-i merdivenlerden koşarak çıkar. Leun Tae Yang’a dönüp “Bak görüyor musun? Eskisi gibi cinlikler yapıyor. Kesin hatırlıyor, kesin.” der. Tae Yang kahkaha atıp “Haydi, rahat bırak onları. Bizim seninle bir işimiz var.” diyip, kolundan çeker. Leun arkasından sürüklenirken “Ne işi yaa, dur bir dakika açıktım ben yemek yiyicem.”, Tae Yang “Yatağa girmeden hemen önce yemek yenmez çok sağlıksız.” diye merdivenleri çıkmaya başlar tabi bu arada hala Leun’un kolunu bırakmamıştır. “Hemen yatmayacağım ki, daha erken yaa..” diye sızlanırken sonunda kafasında şimşekler çakar ve Tae Yang’ın demek istediğini anlar. Tam o anda  Song-i’nin merdivenlerden aşağı indiğini görür. Leun, hızla kızın yanına çıkarak “Aa bu saatte hala ayakta mısın sen? Haydi uyku saati herkes odasına.” Song-i şaşırarak “Daha erken değil mi?” diye sorar. Leun kızı tutup odasına sokar “Çabuk yatağına, hastaların bu saate kalması bile hata. Git hemen uyu ve sabaha her şeyi hatırla, aa ne bu?” der ve kapıyı kapatarak dönüp merdivenleri yavaş yavaş çıkan Tae Yang’a sırıtır “Ne diyorduk?” Tae Yang “En son sen karnının acıktığından bahsediyordun.” Leun ilk defa duyuyormuş gibi yaparak “Aa bu saatte yemek mi olurmuş? Çok sağlıksız, hadi herkes odasına dedim ya.” diye Tae Yang’ın kolundan çekerek odaya götürür.

Ertesi gün, herkes işine gidince Song-i yine yalnız kalır. Evde sıkıntıdan kendini bir koltuktan diğerine atarken, Leo’da onun yaptıklarına anlam vermek için dikkatlice izler. Sonunda kız “Sıkıntıdan ölmek üzeriyim.” diye bağırınca o da tepki vermek için havlar. Song-i ona bakıp “Sen de sıkıldın değil mi? Haydi gezmeye gidelim mi?” diye sorar. Leo’dan gelen iki havlamayı evet olarak kabul eder ve tasmasını takarak dışarı çıkarır. “Hımm bu sokağı biliyorum sanki buradan gitsek kaybolmayız.” diye başlayan yolculukları yirmi dakika sonra kaybolmalarıyla sona erer. Kaldırıma çökerek köpeğin başını okşayan Song-i “Sahiplerin seni hiç dışarı çıkarmıyor ki sen de yolları öğrenesin.Öyleyse Tae Yang’ı rahatsız etmenin zamanı geldi.” diyip telefonunu çıkarır.

Tae Yang elindeki belgelerle uğraşırken telefonu açar. “Ne dedin? Ben sana dışarı çıkma demedim mi? Gelemem, birazdan toplantı başlayacak. Dur bir dakika daha iyi bir fikrim var. Sen orada bekle, sakın bir yere kaybolma.” diyip telefonu kapatır. Song-i, Leo ile volta atarken Tae Yang’ın arabası yanaştı ama inen Kim Sun’du.  Kim sun telaşla kızın yanına gelerek “İyi misin?” diye sordu. Song-i sakinliğini bozmayarak “Şey telaş yapma yaralanmadım. Sadece kayboldum.” der.Kim Sun, kendi telaşına gülerek “Doğru, Tae Yang o kadar acele ettirdi ki bende bir şey oldu sandım.” der.  Sonra etrafına bakıp “Haydi sizi eve götüreyim.” der. Song-i olduğu yerde kıpırdamayınca, Kim Sun durup “Ne oldu?” diye sorar. “Eğer vaktin varsa, yemek yiyebilir miyiz? Çok acıktım da.” diyip gülümser. Kim Sun saatine bakıp “Aslında pek vaktim yok ama..”  sözünü tamamlamadan Song-i “Tamam o zaman evde yerim. Sorun değil.” diyip arabaya biner. Yol boyunca camdan dışarı izler.  Evin önüne geldiklerin de  Song-i inip arka koltuktan Leo’yu indirdikten sonra “Sana da iş çıkardım, üzgünüm. Tekrar teşekkürler.” diyip ayrılmak üzereyken Kim Sun “Şey başka bir işin yoksa, akşam yemeğine ne dersin. Bu akşam?” Song-i şaşırıp “Yok, ben senin vaktini daha fazla almayayım.” der. Tae Yang gülümseyip “Şu anda bir toplantı var. Tae Yang idare ederim dedi ama yine de orada olmam lazım. O yüzden kısa bir öğle yemeği değil de, güzel bir akşam yemeği daha iyi olur bence.” diyerek gülümser. Song-i onun gülümsemesini görünce kalp atışlarının hızlandığını hisseder. Tek kelime edemez hal gelir sadece kafa sallar. Kim sun “Öyleyse akşama görüşürüz. 7’de alırım seni.” diyerek arabayı çalıştırır. Song-i arabanın arkasından bakarken elini göğsüne götürüp bastırır. Kaldırıma oturarak “Neydi şimdi bu, neden bu kadar heyecanlandım.” diye söylenir. Leo’da eve girme isteğiyle gelip kızın suratını yalar. “Tamam tamam kalkıyorum.” diyerek toparlanıp içeri girerler.

Kim Sun işe dönerken biraz önce ki olayları düşünür ve yüzünde bir gülümseme belirir. “Tıpkı eski günlerde ki gibi..” der. İçinden Song-i’nin eskisi gibi çok küçük şeylerde bile alındığını düşünür. Sonra onu ne kadar çabuk affettiğini düşünür. İki gün önce aklına geldiği an kızarken şimdi aklına geldiğinde yüzünde gülümsemeden başka bir şey olmadığını düşünür. “Sanırım tekrar aşık oluyorum.” diyip dikiz aynasında ki yansımasına bakar. “Kendini kandırma, onu sevmeyi hiç bırakmadın ki tekrar aşık olasın.” der ve gaza basarak vites değiştirir.

Song-i yemek için bir şeyler hazırlar, evi toplar, Leo ile oynarken akşam olur. Tüm bunları yaparken aklında ki tek şey öğlen ki olaylardır. “Off düşünmekten başım ağrıyor. Gerçi sürekli başım ağrıyor.” diyip kendini koltuğa atar. Kapının açılma sesi duyulur. Tae Yang ve Leun birlikte girerler. Song-i yattığı yerden “Nerede kaldınız?” diye sorar. Sesin nereden geldiğini anlamayan ikili etrafına bakar. Sonra Song-i’nin koltukta yüzüstü yattığını keşfederler ve yanına gidip telaşla “Bir şey mi oldu?” diye sorarlar. Song-i “Hayır, sadece dinleniyorum. Siz nerede kaldınız?” Leun “Birilerinin bugün yemek randevusu varmış. O yüzden biz de yemeğimizi yiyip geldik.” der. Song-i doğrulup oturarak “Siz nerden biliyorsunuz?” diye sorar. Tae Yang “Kim Sun söyledi. Aslında daha çok izin alırmış gibi bir tavrı vardı. Çok eğlenceliydi kendimi senin baban gibi hissettim.” diyerek güler. Leun kızı sıkıştırarak “Nereden çıktı bu yemek planı? Hem neden hazırlanmadın birazdan burada olur.” Song-i yine kendini koltuğa atıp yatmaya devam eder. “Sanırım gitmeyeceğim.” diyince ikisi aynı anda “Neden!” diye bağırır. “Çok hastayım.” Leun “Yalancı. Neren ağrıyor söyle o zaman.” Song-i tekrar doğrulup oturur “Öncelikle kalbim sıkışıyor. Sonra başım dönüyor, yok dönmüyor da sanki biri kafamın içinde davul çalıyor gibi oluyor.” Leun doktor edasıyla eliyle şikayetleri yazıyormuş gibi yaparak “Hımm, bu şikayetleriniz ne zaman başladı hanımefendi?” Song-i biraz düşündükten sonra “Bugün.” “Bugün derken, tam olarak saat verebilir misiniz?”  Song-i’de  kendini olaya kaptırmış ciddi ciddi soruları cevaplar “Şey işte öğlen gibi. acaba çok yürüdük ondan mı?” Tae Yang ikisinin bu haline bakıp kahkaha atmamak içini kendini zor durdurur. Leun “Öyleyse bu kaybolmandan hemen sonra oldu. Dur tahmin edeyim Kim Sun, seni eve bırakınca ya da bırakırken.” Song-i dönüp, evet anlamında kafasını sallar. Leun iyi bir av yakalamış kaplan edasıyla ayağa kalkıp ellerini göğsünde birleştirir ve “Öyleyse hastalığınızı buldum, hanımefendi.” Song-i meraklı gözlerle bakarken “Aşık olmuşsunuz.” Song-i “Çok saçma, onu tanımıyorum bile.” Leun “aklın tanımıyor olabilir ama kalbin tanıyor.” Tae Yang çocuğun kafasına vurarak “Bazen öyle laflar ediyorsun ki şaşırıyorum.” Leun hiç istifini bozmadan “Bana yeniden aşık oluyorsun değil mi? tamam tamam utanma söyleyebilirsin.” der. Tae Yang onu duymamış gibi “Ama tanın yanlış bay aşk doktoru.” Leun hemen yanına oturup “Yaa nedenmiş o?” bu sefer Tae Yang bilmiş bilmiş “Aşık olmuşsun dedin ama zaten aşıktı sadece vücudu hatırlaması için sinyaller gönderiyor bence.” Leun “Eski Song-i aşıktı ama yeni Song-i yeni aşık oluyor.” Tae Yang “Saçma saçma konuşma yeni Song-i’ymiş. Sanki başka birinden bahsediyoruz.”  Song-i daha fazla dayanamayarak “Aaa sizin başka işiniz yok mu? Gidin kendi işinizle ilgilenin. ” Leun “Cık cık cık biz burda sana yardımcı olmak için neler yapıyoruz şu dediğine bak. Şu andan itibaren parmağımı kıpırdatmıyorum.” diyip oturur. Tam o anda kapı çalınca Song-i saate bakarak “Eyvah geldi. Daha hazırlanmadım, kapıyı siz açsanıza.” diye ikiliye bakar. Leun duymamış gibi “Tea Yang biz ne yapacaktık. Hani kendi işimize bakıyorduk ya..” Tae Yang halinden memnun eğlenir. Song-i “Aman açmayın, ben hallederim.” diyip kapıya gider.

Onu öğlenki kıyafetleriyle görünce şaşıran Kim Sun, “Yemekten vaz mı geçtin?” diye sorar. “Yok hemen üstümü değiştirip geliyorum. Sen içeri gir.” deyip merdivenlere koşar. Kim Sun salona geçip diğerlerine selam verip oturur. Tae Yang “Leun, haydi bize kahve yapsana.” Leun “Şu parmağımı görüyor musun? Sence onu kıpırdatmadan kahve yapabilir miyim?” Tae Yang çocuğun parmağını bükerek “Bak kıpırdattın bir kere haydi kalk.” Leun “Ah acıdı ama biri bağırsın biri parmağımı kırsın. Alıp başımı gideceğim.” diye söylene söylene mutfağa gider. Kim Sun şaşkın şaşkın bakarken Tae Yang “Gördüğün gibi işte bir sürü sorunla uğraşıp bir de evdekiyle uğraşıyorum. Bir de bunlar iki taneydi Song-i ile bir olup beni deli ederlerdi.” diyip durgunlaşır ve Kim Sun’a dönüp “Teşekkür ederim.” der. Kim Sun şaşırarak “Neden?” diye sorar. “Kızgınlığını bir kenara bırakıp geldiğin için. Song-i’nin sana çok ihtiyacı vardı.” Kim sun gülümseyerek “Asıl benim ona ihtiyacım varmış.” der. Leun elinde kahvelerle gelir. Kim sun’a kahvesini verirken “Ee nereye gidiyorsunuz?” diye sorunca Tae Yang’ın öldürücü bakışlarına maruz kalır. Hiç aldırmayıp omuzlarını silkerek “Bir kere parmağını kıpırdattın diye sen dedin.” der. Kim sun muhabeti anlamasa da cevap verir “Daha önce gittiğimiz bir yerdi. Hatırlatması açısından iyi olur diye düşündüm.” Leun manalı manalı  “Tabi hatırlatmak için.”  diyince karnına Tae Yang tarafından bir darbe alır. Leun, dönüp Tae Yang’a bakınca Tae Yang hiç bir şey olmamış gibi sırıtır. Kim Sun onların bu halini görünce gülümsemesine engel olamaz. Tam o anda Song-i merdivenlerden inip “Hazırım, çıkabiliriz.” der. Koyu renk sade bir elbise giymiştir. Kim sun onu görünce bir an olduğu yerde kalır “Rica etsem, başka bir şey giyer misin?” der. Diğerleri nedenini anlamadıkları için şaşkın şaşkın bakarlar, kim Sun “Ya da neyse boş ver saçmalıyorum işte.” der. Song-i “Yok, üstümü değiştireyim. Zaten bu elbise dolabın en köşesindeydi. Giyilmeyeceğini anlamalıydım.” der ve tekrar yukarı çıkar.   Kim Sun sıkıntılı bir şekilde yerine oturur. İkisinin de ona baktığını görünce “Ayrıldığımızda üzerinde o elbise vardı. Bir an görünce kötü oldum. Saçma bir tepkiydi.” diye söylediğinden pişman olmuştu. Leun gerilen ortamı sakinleştirmek için “Olsun, üzerini değiştirmesi iyi oldu. Böylece tüm gece aklına gelmeyecek. Boş ver birazdan unutturursun bu elbise işini. Zaten bu aralar bir unutkan bir unutkan ki sorma.” diyip göz kırpar. Üçü de gülümserler. Beş dakika sonra Song-i elbisesini değiştirip aşağı iner ve çıkarlar. Tae Yang, anahtarını Kim Sun’a uzatarak “Benimkini alın.”  Kim Sun “Teşekkürler bu sefer arabayla geldim.” der.  Onlar çıktıktan sonra, Leun “Ah şimdi oturup ağlayacağım. Kendimi kızını sevgilisiyle gönderen babalar gibi hissettim.” Tae Yang “Hadi ordan, yarım saat önce şımarık çocuklar gibi mızmızlanıyordun.” diyip salona geçer.

Song-i ve Kim Sun geceye gergin başlasalar da dönüş yolunda ikisinin de yüzleri güler. Evin önüne gelince Kim Sun arabadan inerek Song-i’nin kapısı açar. Song-i “Çok teşekkürler, güzel bir geceydi.” Kim sun “Rica ederim. Benim  için de güzeldi.” Song-i “İçeri gelmek ister misin?” diye sorunca Kim Sun “Yok, geç oldu. Rahatsız etmeyeyim. Sen gir hadi.” Song-i “Tamam ama önce sen bin araya.” diyince Kim sun kendi kendi güler. Song-i “Ne oldu?” diye sorunca “Hiç, ilk çıktığımız zamanlarda ki gibi oldu. Onu hatırladım.” der. Song-i suratını asarak “Keşke ben de hatırlayabilsem.” diyince Kim Sun kızın yanına gelerek elini tutar ve “Asma suratı hemen, mutlaka hatırlayacaksın. Çünkü unutulmayacak kadar güzel anılarımız vardı.” der. bir üsre öyle kaldıktan sonra Song-i elini çekerek “İyi geceler.” der.  Çünkü kalp atışları yine alarma geçmiştir. Bahçe kapısından içeri girer ve duvara dayanarak kalbini tutar ve sakinleşmesini bekler. O sırada Kim sun yüzünde hüzünlü bir gülümsemeyle arabasına biner. Arabanın çalışma sesini duyduktan sonra araba gitmiş mi diye bahçe kapısından kafasını uzatmak üzereyken. Karanlığın içinden bir ses gelir “Demek, doğruymuş.” Kız yerinden korkudan yerinden zıplayarak sesin geldiği yöne bakar, Jang bahçe kapısının öbür tarafında ki karanlık bölgeden çıkıp ışığa yürür. Song-i onu görünce derin bir nefes alarak “Ödümü patlattın.” diye kızar. Jang “Özür dilerim. Tam evden çıkıyor ki, sizi gördüm bende konuşmanızı bölmemek için bekledim.” der. Song-i şüpheli şüpheli bakınca “Tamam konuşmanıza kulak misafiri olmak için de olabilir.” diye itiraf eder.  Song-i “Şimdi inandım işte.” diye güler. “İçeri girsene haa soğuk.” diye Jang2ı içeri davet eder. Jang “Yok almayayım, şimdi çıktı Tae Yang’ın azarlarını yeterince dinledim. Bugünlük yeter” der. Song-i gülerek “Biraz önce doğruymuş, dediğin neydi?” diye sorar. Jang “Ha o mu? Hani şu aşk filmlerinde ki meşhur replik var ya, ‘Bu dünyaya tekrar gelsem yine sana aşık olurum.’ işte o doğruymuş.” diyip Song-i’ye bakar kızın anlamaz gözlerle baktığını görüce “Burada, dünyaya yeniden gelen sen oluyorsun.” diye açıklar. Song-i “Yani Kim Sun’a aşık oldun mu diyorsun?” diye sorar. Jang “Aynen öyle.” Song-i sıkıntılı bir şekilde “Off bilmiyorum, artık ne düşündüğümü ne hissettiğimi bilmiyorum. Song-i bir an önce dönmeli.” der. Jang “Dur bakalım. Burada üzgün olması gereken benim. Az bir şansım vardı, görünüşe göre artık hiç yok.” der. Song-i çocuğa üzgün gözlerle bakınca, Jang “Yapma ama o kadar da açıklı durumda değilim.” diyerek güler. Song-i “Sen çok iyi birisin. Eminim günün birinde sende aradığın insanı bulacaksın.” Jang “Aslında bulmuştum ama anlaşılan o beni aramıyormuş. Haydi içeri gir, üşüyeceksin.” Song-i “İyi olduğuna emin misin?” diye sorar. Jang “Evet evet, haydi içeri. Beni üzüntümle baş başa bırak.” diyince Song-i yine içeri gidemez Jang “Şaka yapıyorum. Haydi git yarın görüşürüz.” der. Song-i’nin aklı Jang’da kalsa da yavaş yavaş eve doğru yürür. Jang kızın arkasından bakarken, ilk aşkın ne kadar acı verdiğini öğrenmiş olur.

Aradan bir kaç gün geçince Kim Sun, Tae Yang ve Leun’la konuşmak istediğini söylemiştir. İş çıkışı Tae Yang Kim Sun ile birlikte Leun’un çalıştığı yere gider. Üçü masaya oturunca daha fazla sabredemeyen Leun “Ee ne anlatacaksın?” diye konuya dalar. Tae Yang “Çatladın değil mi?” diye yine Leun’a sataşır.Leun alışmış olacak ki aldırmaz. Kim Sun ikisinden fırsat bulup söze başlar “Aklıma bir fikir geldi. Aslında geri de tepebilir ama bir planım var. Song-i’ye şimdiye kadar yaşadıklarımı anlattım ama sözlerle anlatmak işe yaramıyor. Bence o anı tekrar yaşaması lazım.”  diye bir nefeste derdini anlatır. Leun “Süper fikir. Peki hangi anı nasıl yaşatmayı düşünüyorsun.”  Kim sun “İşte o noktada sizin yardımınıza ihtiyacım var. Aslında ben her şeyi hallederim sadece Song-i’yi  vaktinde oraya getirseniz yeter. Düşündüm ve en etkilisinin ayrılma anımız olduğuna karar verdim. Biraz hassas bir konu ama etkisi açısından faydası olacaktır.” der. Tae Yang’ı bu planı beğenmiş olacak ki “Peki Song-i’yi nereye ve ne zaman getirmemiz gerekiyor?” diye sorar. Kim Sun “Yarın akşam dokuz gibi Seokchon Gölü’nün orada  bir park var ya, hani orman olan tarafında, zaten gelince mutlaka anlarsınız mumlarla süslemiş olacağım. Aslında bulabilirsem ateş böcekleriyle…” dediği anda Tae Yang ve Leun birbirlerine dönerler şaşırmış gözlerle bakıp tekrar Kim Sun’a dönerler. Tae Yang heyecanlı bir şekilde “Sen şu olayı baştan anlatsana bize.” diye merakla sorar. Kim sun’da neden bu kadar heyecanlandıklarını anlamadan ayrılma gününü anlatır. (Hatırlamayanlar için küçük bir hatırlatma: 4. Bölüm‘de Kim Sun ve Song-i’nin ayrılmalarını gören, Tae Yang ve Leun birbirlerini kaybetme korkusuyla birbirlerini sevdiklerini itiraf etmişlerdi.)

Kim Sun anlatmayı bitirince Tae Yang ve Leun gülme krizine girerler Kim Sun ne olduğunu anlamadan “Aslında bu hüzünlü bir hikaye olmalıydı.” diye tuhaf tuhaf ikisine bakar. Gülmesini durdurabilen Tae Yang “Özür dileriz. Üzüldüm gerçekten, hatta o anı görünce içim parçalandı ama böylesine büyük bir tesadüf olunca içimden gülmek geldi.” der. Kim Sun şaşırarak “Görünce mi dedin?” Tae Yang ve Leun evet anlamında başlarını sallar ve o an orda olduklarını anlatmaya başlar. Üçüde şaşkın şaşkın otururken Leun bir anda “Ah bir dakika ben bunu Song-i’ye anlattığım da hiç tepki vermedi.” Tae Yang “Song-i’ye anlattın mı dedin?” Leun suçlu çocuklar gibi “Şey o da bana şu plan işini anlatmıştı ben de seninle nasıl sevgili olduğumuzu anlattım işte. Aslında şimdi hatırladım ağlamıştı, hatta ben bu kadar duygusal ne var demiştim.” diyerek ortama sessizlik çökmesine neden olur. Daha sonra üç genç bu büyük tesadüfü ve yarın yapacaklarını konuşur ve ayrılırlar.

Tae Yang ve Leun eve geldiklerinde Song-i onları kapıda karşılar. “Nerede kaldınız, kaç saattir sizi bekliyorum.” Tae Yang “Geç kalacağımızı söyledim ya, bir şey mi oldu?” diye sorar. Song-i “Söyledin ama ben güzel haberi vermek için sabırsızlandım.” diyince Tae Yang ve Leun aynı anda “Hatırlıyor musun yoksa?” derler. Song-i “Tam olarak değil ama çocukluk anılarımdan küçük parçalar.” der. İkiside sevinçle kıza sarılırlar. Leun “Bu süper bir haber, demek ki her şeyi hatırlaman çok yakın. Nasıl hissediyorsun peki?” Song-i gülerek “Gerçekten insanın anıları onları hayata bağlayan kökleri, şimdi kendimi bu dünyaya ait hissediyorum.” Leun “Önceden uzaydan mı geldiğini düşünüyordun?” diye soğuk esprisiyle salonu dondurunca Tae Yang “Saçmalamaya başladığına göre gidip kahve yapma zamanın gelmiştir.” Leun mızmızlanarak mutfağa gider, o akşam Song-i’nin hatırladığı çocukluk anılarından bahsederler.

Ertesi sabaha Song-i odasında gözlerini açtığında aşağıdan Leun ve Tae Yang’ın seslerinin geldiğini duyar. Yatağından doğrularak etrafına bakar “Ben hala burada mıyım?” diye düşünür. Odasına göz gezdirdiğinde en son bıraktığı gibi olmadığını düşünür. Ayağa kalkıp her zaman kalkınca giydiği ceketini arar ama bir türlü bulamaz. Sonra durup üzerine bakarak “Ben bunlarla mı uyudum?” der. Etrafta bir gariplik olduğunu hisseder ama ne yapacağını bilmediği için yüzünü yıkayıp aşağı iner. Mutfağa girdiğinde Tae Yang ve Leun’u mutlu bir şekilde kahvaltılarını yaptıklarını görür. Leun onu görün “Günaydın, ben de tam seni uyandırmaya geliyordum. Haydi kahvaltıya.” Song-i çekinerek mutfağa girer ikisinin önünde duru ama oturmaz. İkisi ona bakınca “Şey ben, en son gidecektim ama ne olduğunu anlamıyorum. Hemen toparlanıyorum. Merak etmeyin akşam geldiğinizde burada olmam.” der. Tae Yang ve Leun şaşırarak ona  bakarlar, Tae Yang “Bu da nereden çıktı?” diye sorar. Song-i’de şaşırır, “Sen git demiştin ya?” diye safça sorar. Leun ve Tae Yang’ın kafası iyice karışmıştır. Bir anlık sessizlikten sonra Tae Yang durumu anlar. “Song-i, yoksa sen benim sana babamla anlama yaptığın için  kızdığım günde misin?” Song-i “Bu nasıl bir soru siz o gün de değil misiz?” diye sorunca Leun ve Tae Yang birbirlerine bakıp sesli bir şekilde gülerler. Song-i hiç bir şey anlamadan orada öylece dikilirken ikisi gelir ve Song-i’ye sarılır. Leun “Song-i geri döndün.” diye kıza iyice sarılır. Song-i “Ah ne diyorsunuz hiç bir şey anlamıyorum. Nereye gitmiştim ki?” Tae Yang “Tamam her şeyi anlatıcaz, sakin ol sen geç otur önce.” diyerek kızı sandalye ye oturtur.

Song-i “Yani şimdi ben ameliyat oldum ve kurtuldum öyle mi?”  ve inanamıyormuş gibi alaycı alaycı güler. Leun “Evet, ameliyat oldun ve hafızanı kaybettin. Şimdi de garip bir şekilde kaldığın yerden geri döndün.” der ve kocaman gülümser. Song-i hala inanamayan gözlerle bakınca ayağa kalkıp kızın yanına gider ve elini tutup kafasının arkasında saçlarının arasında ki ameliyat izinin bulunduğu bölgeye getirir. “Bak işte burada” der. Song-i elleyince o bölgede saçların kazınmış olduğunu ve bir iz olduğunu fark eder. Kalkıp aynaya bakmaya gider. Geri döndüğünde şaşkınlıktan çökmüş bir şekilde yerine oturur.  “Ne kadar zaman oldu?” diye sorar. Leun “Hımm iki ay falan.” diye cevap verir. Leun heyecanlanarak Tae Yang’a ” Kim Sun sürpriz yapmak isterken ona sürpriz yapsak süper olur.” diyince Song-i “Kim Sun mu? Ah çıldırcam neler oldu bu iki içerisinde?” Tae Yang bıkkın bir şekilde “Önce tüm hayatını hatırlamıyordu, şimdi iki ayı. Ne beceriksiz kızsın.” diye dalga geçer. Sonra gülerek ekler “Seni çok özlemiştik.” Leun “Hem de nasıl. Sana tüm hayatını hatırlatmaya çalıştığımız düşünülürse, iki ayı hatırlatmak çocuk oyuncağı.” diyerek güler. Tae Yang “Bence de hatta anlatmamıza bile gerek yok. Song-i yani hatırlamayan Song-i senin için bir günlük tutmuştu.” Der ve sonra kendi dediğine güler “Song-i’ler karıştı.” Onlar eğlenirken Song-i iyice kafası karışmış bir halde oturduğu yerde kalır. Daha sonra Leun iş yerini arar ve bugün gelemeyeceğini söyler, Tae Yang  sekreterine haber verir. Leun elinde telefon salona gelirken “Bu gidişle işten kovulmam yakındır.” diyerek oturur. Tae Yang’da kahveler ve Song-i’ye hazırladığı sandviçle gelir ve kıza uzatarak “Al bakalım, sen kahvaltını yaparken biz de neler olduğunu anlatalım.” diye söz başlar.

Song-i büyük bir şaşkınlıkla dinlerken arada söze girip “Şimdi Kim Sun beni affetti mi?” Tae Yang “Öyle görünüyor.” der. Song-i çekinerek “Peki siz beni affettiniz mi? Bu ameliyat işini söylemediğim için ve de…” Tae Yang’a dönerek “… Babanla olanlar yüzünden.” der. Tae Yang “Evet ameliyatı haber vermediğin için kızdık ama önemli olan şuanda iyi ve bizimle olman. Ayrıca o olayda fazla tepki verdi asıl ben özür dilerim.” diyerek kıza bakar. Song-i “Yok, haklıydın. Özür dileyecek bir şey yok.” Leun  “Herkes herkesi affettiğine göre sorun yok.” diye söze girer. Song-i gülerek “Bu hafıza kaybı işi benim açımdan avantajlı oldu sanırım.” diyince hepsi birlikte güler. Leun kalkıp tekrar kıza sarılar “İşte, benim Song-i’m.” der.

En Son Kim Sun’un bugünkü planını anlatırlar ve Song-i’nin aklına bir fikir gelir. Tüm konuşma boyunca Song-i, durup durup “Demek Kim Sun beni affetti ha?” diye sırıtmaktadır. Tae Yang dayanamayarak “Demek ona hala aşıksın.” der. Song-i “Ona aşık olmayı hiç bırakmadım ki… Bir ihtimal ameliyat başarılı olursa, onu bu yüzden terkettiğimi nasıl açıklarım diye düşünüyordum. Gerçi ameliyat için parayı bulamamıştım ama..” diyip bir anda durur ve Tae Yang’a bakarak devam eder “Ameliyat parasını sen mi ödedin?” diye sorar.  Tae Yang “Evet ama sakın ödemeye falan çalışma çünkü daha önce haber verip benden istemediğin için yeterince kızgınım sana, bak yine hatırlattın.” der. Song-i “Bunu kabul edemem, mutlaka ödeyeceğim.” der. Tae Yang “Ben de mutlaka ödetmeyeceğim. Haydi bakalım kim kazanacak görelim.” diyerek güler. Song-i bir şey hatırlamış gibi birden ayağa kalkarak “Annem, anneme söylemeliyiz? Off aklım o kadar karışık ki, kim bilir unuttuğum daha kimler var.” der. Tae Yang “Tamam sakin ol, birazdan yanına gideriz. Önce bir sakinleş, sonra doktora gideceğiz oradan annene uğrarız. ” Leun “Aslında ilk işimiz doktor olmalıydı, geç bile kaldık.” diyince hepsi kalkıp toparlanır ve evden çıkarlar.

Akşama eve döndüklerinde hepsi yorgun düşmüş haldedir. Önce doktora gidip fiziksel hiç bir sorun olmadığının onayı almışlardır. Daha sonra psikologa uğramışlar ve oradan da Song-i’nin annesine geçmişlerdir. Üçü koltuğa yığılınca, Leun “Benim anlamadığım şey, Song-i neden ameliyat gününden sonrasını hatırlamıyor?” diye sabahtan beri aklında olan soruyu sorar. Tae Yang “Doktor dedi ya işte zamanla o hafızası kayıp ettiği dönemde yaşadıklarını da hatırlayacaktık. Zaten hatırlamasa da pek bir şey katbetmez geçmişi hatırlatmaya çalışmaktan başka ne yaptık.” der ve asıl mevzuya değinerek  “Yapacak çok işimiz. Annene bizim evlilik işini açıklamalıyız. Boşanma durumları var. Bir de annemlere Leun’la ilişkimizi açıklayacağım.” diyince Song-i yerinden kalkarak “Ne! Gerçekten mi? Bence en doğru karar.” der ve sırıtarak yerine oturur. “Sürekli kendi sorunlarımı düşünmekten sizi hiç sormadım değil mi?” Leun “Bizimkiler acil değil, nasıl olursa olsun bir şekilde beraberiz ve mutluyuz.” diyerek Tae Yang’ın elini tutar. Tae Yang “Elbette, şimdi sıra beraber olamayanları kavuşturmakta. Sahi saat kaç 9.00’da orada olmalıyız. Ama açlıktan ölmeden biri telefon edip yemek söyleme fedakarlığını göstersin, parmağımı oynatamayacak kadar yorgunum.” diyince Song-i “Benim için yaptıklarınıza karşı, bir yemeğin lafı mı olur.” diyerek telefon eder.  Yemeklerini yiyip dinlenerek kendilerine gelirler.

Song-i yorgunluktan koltukta uyuyakalmıştır. Bu arada Kim Sun, Tae Yang’ı arayıp tekrar nerede buluşacaklarını söylemiştir. Saat 8.30 olunca Leun kızı uyandırır. “Haydi kalk bakalım. İnsan heyecandan uyuyamaz bee, ne uykucusun.” der. Song-i gülerek “Haklısın ama bedenen ve zihnen o kadar yoruldum ki daha fazla dayanamadım.” der va kalkar. Leun “Yine o elbiseyi giy.” diyince Song-i “Hangi elbise?” Leun “O gün ne giydiysen onu.” Song-i “İyi fikir. O günü yeni baştan yaşamalıyız, her şey aynı olmalı.” der ve giyinmeye gider.

Saat 9.00 biraz geçe parka varmışlardır. Song-i arabada heyecandan kalbini tutmuş bir halde oturmaktadır. Tae Yang “Haydi yolu biliyorsun, sana eşlik etmemize gerek yok. ” diyip göz kırpar, Leun “Git ve Kim Sun’u şaşırt. İyi şanslar.” der. Song-i “Size nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum. Umarım ilerde hatırlayacak çok güzel anılar biriktirirsiniz.” der. Tae Yang “İşte bu güzel bir dilek. Sende kötü anıları güzelleriyle değiştirmiş olarak dön.” der. Tae Yang kız inince Kim Sun’u arayarak “Song-i geliyor, şu böceklerini serbest bırakabilirsin.” der. Leun şaşırarak “Ne böceği?” diye sorar.

Song-i o yeri  çok iyi hatırlıyordur, bu yüzden bulmak kolay olmuştur. Yaklaştıkça parlayan ışıkları görür ama ışıklar yer değiştir. Kız şaşırarak ilerler o açıklığa yaklaştıkça onların fener değil ateş böcekleri olduğunu görür. “Ateş böcekleri!” diye çığlık atmasına ramak kala kendine engel olur. Kim Sun ağaçların arasında onu görünce gülümser. “Hoş geldin.” kız da gülerek “Hoş bulduk, burası çok güzel olmuş.” der. Kim Sun “Teşekkürler, peki sana bir şey hatırlattı mı?” diye sorar. Song-i başını hayır anlamında iki yana sallayarak “Malesef.” der. Kim Sun “Tamam sorun değil, ne olursa olsun bunu yapacağım.” der ve cebinden küçük bir kutu çıkarır. Derin bir nefes alarak konuşmaya başlar “Song-i, sana aramızda geçenlerin hepsini anlattım. Tabi ki bu an hariç, bundan yaklaşık 3 yıl önce seni buraya çağırmıştım. İşler planlandığı gibi gitmemişti o yüzden şimdi  tekrar deneyeceğim.”  der  ve kararlılıkla kıza doğru yaklaşır. “O zamanlar seni çok ama çok sevdiğimi düşünüyordum. Ama şimdi düşününce  sandığımdan daha çok sevdiğimi anladım. Aradan ne kadar yıl geçtiğinin, senin beni terk ettiğinin, başka biriyle evlendiğinin, hasta olduğunu bana söylemediğinin hiç bir önemi olmayacak bir derecede seviyorum. Bana ne yaparsan yap, ne kadar üzülürsem üzüleyim, yinede seni seveceğimi anladım.” diyip kendi kendine gülerek “Sen bana ne yaptın bilmiyorum ama artık sensiz yaşayamam.” Kafasını kaldırıp kıza baktığında Kim Sun’un gözleri dolmuştur ama şaşırdığı bir şey varsa oda Song-i’nin ağlamasıdır. Kararlığını bozmadan sözlerine devam ederek “Sensiz yaşayamayacak olan bu adama hayat verip benim yanımda kalır mısın? Benimle evlenir misin?” diye sorar. Song-i gözyaşlarını silerek “Bu sefer ateş böcekleri var öyleyse evet diyebilirim.” der ve göz yaşları içinde gülümser.  Kim Sun bir an şaşırıp kalır. elleriyle etraflarında uçuşan ateş böceklerini göstererek “Hatırlıyor musun?” Song-i hala durmayan gözyaşlarını silerek “Evet.” der. Kim Sun “Her şeyi mi?” Song-i başını sallamakla yetinir.  Kim Sun ne yapacağını bilmeden etrafta dolanır, birden durup “Sen biraz önce evlilik teklifime evet mi dedin?” diye sorar. Song-i “Hala geçerliyse, evet.” diyip ondan gelecek tepkiyi merakla bekler.  Kim Sun “Sen şimdi her şeyi hatırlıyorsun ve bana evet dedin.” Song-i başını sallayıp gülümser.  Kim Sun yüzünde kocaman gülümsemeyle kızın yanına gelir ve daha fazla dayanamayarak öper. “Üzgünüm bunun için çok beklemiştim.” der ve tekrar öpmeye devam eder. Kim Sun hala olanlara inanamaz, kızın yüzünü ellerinin içine alarak “Şimdi sen iyileştin, her şeyi hatırlıyorsun ve evlenme teklifimi kabul ettin, değil mi?” Song-i “İstersen tekrar söyleyebilirim. Evet, evet ,evet. ” der çocuğun dudağına öpücük kondurur. Kim Sun kıza sıkıca sarılarak “Bu anı 3 yıl önce hayal etmiştim ama olsun, şimdi de kabul.” der. Song-i “Sen beni affettin mi?” diye sorar. Kim Sun kıza sarılmayı bırakarak “Onlar için daha sonra sana kızacağım ama şuan her şeyi affettim.” der ve tekrar sarılır. Song-i “Sun, hani beni sandığından çok sevdiğini şimdi fark ettin ya?”  Kim Sun “Evet.” Song-i “Ben onu 3 yıl önce fark etmiştim, işte bu yüzden sakladım.” der.  Kim Sun, kıza sıkı sıkı sarılır, Song-i de çocuğun kulağına fısıltıyla:

“Seni çok sevdim, seviyorum ve hep seveceğim.”

~SON~

Bir hikayenin daha sonuna geldik, yeni hikayelerle buluşmak üzere diye devam etmek isterdim ama yakın zamanda yeni bir hikaye haberi gözükmüyor^^ Öncelikle bölümler arasını çok uzattığım ve sizi beklettiğim için hikayenin tüm takipçilerinden özür dilerim. Çoğunlukla okulsal sebepler ve bazen de çıkan aksilikler yüzünden bölümler arasını uzun tutmak zorunda kaldım. Eminim aklınız, hayalinizde daha farklı sonlar vardı ama baştan beri aklımda olan bu şekildeydi ve ondan vazgeçmek istemedim.Umarım içine sinen bir son olmuştur. 14 bölümdür takip eden, okuyan, yorumlayan, yorumlamayan herkese çok ama çok teşekkür ederim.

Hikaye yazmaya başlamam da bana destek olan, vazgeçtiğim anlarda sözleriyle beni cesaretlendiren devam etmemi sağlayan, fotoğraf olsun şarkı olsun ne istediysem yardımcı olan kuzularım, pandalarım  Kimbapsushi  ve  SerMin ‘e  çok ama çok teşekkür ediyorum.

Bir özel teşekkürde, en başından beri yorumlarıyla bana destek olan,  bölümleri yazmam için bana gaz veren, hikayemi beğendiğini söyleyerek bana cesaret veren ve sona kadar gelmemde katkıda bulunan tarih84‘e gidiyor. Kendisine destekleri ve yorumları için çok ama çok teşekkür ediyorum. Ayrıca normalde hikaye okumayan ve tarih84’ün tavsiyesiyle Bir Kar Tanesi Ol’a başlayan ve her konuşmamızda beğendiğini söyleyerek bana destek olan  la fea ‘ya da kocaman teşekkürler. Twitterda n bana yeni bölümü hatırlatarak, yazma sürecimi hızlandıran ve yorumlarıyla yalnız bırakmayan OhYoonJoo’ya   çok teşekkür ediyorum.

Yorum yapan, yapmayan her okucuyu benim için çok değerli, kendi vaktinizi ayırıp hikayemi okuduğunuz için çok teşekkür ediyorum, umarım içinize sinen bir şekilde bitmiştir. Ayrıca kendi vakitlerinden biraz daha ayırıp yorum yapan tüm arkadaşlara; winpohu ‘ca,  evisirtinda,  bures_mi,  Ecthelion, mydestiny,  ajax02,  nomuyeppuda,  hikaruivy,  kohnah, akira,  Arzu,  guneykore,  BuSe,  Yukihanam,  seyma,  elif Henecia(@elif_khj) ,  leeminho,  mervy, Tuğçe Tekeli,  korearzu, elifmavis,  masalevi’ ne teşekkürlerimi sunuyorum ve ellerine sağlık diyorum. ( Unuttuklarım varsa çok özür diliyorum.)

~Mutlu sonlar, sizlerle olsun.~

^^Hoşçakalın^^

Reklamlar

Bir Kar Tanesi Ol

11. Bölüm

“Benden ikinci bir şans isteyen biri için ben de hayattan ikinci bir şans istemeye karar verdim”

Doktor kıza  gülümser ve doğrulayarak  başını sallar ” Zaten hayatımıza anlam katan onlar değil midir?” der. Song-i’nin suratı aniden değişir “Bir anda buraya geldim ama aslında hala çok korkuyorum.” der. Doktor “Önemli olan ilk adımı atmaktı ve sen bunu başardın. Şimdi  kararından vazgeçmeden hemen ameliyat için testlere başlayalım.” diyince Song-i direk “Yine mi testler?” diye elini alnına götürür. Doktor “Bu sefer çok kısa sürecek sonuçları bahsettiğim doktora göndericeğim ve onun fikrini de aldıktan sonra yarın senle oturup ameliyat sürecinde yaşayacakların hakkında konuşacağız.” der. Song-i kafa sallayarak yavaş yavaş ayağa kalkar ve doktora selam verir tam çıkmak üzereyken Doktor “Ha unutmadan, para meselesini ayarladın mı? Avusturya’dan gelecek doktor belirlediğimiz miktardan fazla isteyebilir ama ben onunla konuşup ayarlarım. Sen merak etme.” der. Song-i kafasını sallayarak dışarı çıkar. “Daha o parayı tamamlayamamışken daha fazla mı? Off acaba şimdiden vaz mı geçsem?” diye düşünerek hemşireyi takip eder.

Hastaneden sonra markete uğrayıp alışveriş yapar. Eve döndüğünde diğerlerini gelmesine çok az kalmıştır bu yüzden hemen yemek hazırlıklarına girişir. Bu akşam verdiği kararın şerefine bir kutlama yapmak ister. Yemekler bittikten sonra odasına geçip banka cüzdanını alır ve hesap yapmaya başlar. Aslında bu parayı o gittikten sonra ailesi kullansın diye biriktirmiştir ama şimdi hesaplayınca ameliyat parasının yarısı eder. “Hıım kalan yarısını nereden bulabilirim?” diye düşünürken kapı sesi duyulur. Hemen hesap defterini yatağın içine sıkıştırarak aşağı iner. Tae Yang içeri girip çoktan mutfağa dalmıştır bile, masanın önünde durmuş inceleyerek “Hayrola kutlamamı var.” der. Song-i gülerek “Hıım kutlama sayabiliriz.” der. Tea Yang kıza şüpheli bakarak “Planı mı öğrendin yoksa?” der. Song-i anlamaz gözlerle bakar “Plan mı, nolmuş plana?” diye sorunca Tae Yang pot kırdığını anlayıp “Bir şey yok canım, ne planı nereden çıkardın onu?” diye merdivenlere doğru yürür. Song-i peşinden giderek “Ne demek nereden çıkardın, sen söyledin ya şimdi.”  Tae Yang ona dönüp ellerini bilmiyorum anlamında açarak hızla yukarı çıkar. Song-i olduğu yerde somurtup “Meraktan çatlarım ama” der. Tam o anda içeri giren Leun “Burada meraktan çatlayacak biri varsa oda ben olmalıyım. Neler oluyor.” der. Song-i hemen çocuğun yanına giderek “Tae Yang planla ilgili bir şeyler dedi sen kesin biliyorsundur.” diyerek elini omzuna atar. Leun kızın elinden kurtularak “Şey benim yukarı çıkmam lazım.” der ve hızlıca merdivenlere yönelir. Song-i yine umduğunu bulamayınca “Bir şeyler çeviriryorsunuz ama yakında öğreniriz.”  der ve mutfağa yönelir.

 

 

Tae Yang ve Leun gelince hep birlikte yemeğe başlarlar. Tae Yang “Madem kutlama yapıyoruz şarapsız olmaz.” der ve uzun zamandır sakladığı şaraplardan birini getirir. Leun “Ne için kutlama yapıyoruz?” diye sorunca Song-i “İşte gayet mutluyuz falan diye, olamaz mı?” Leun “Böyle güzel yemekler olacaksa her gün kutlama yapabiliriz.” diyip yemeğe başlar. Tae Yang “Sabret biraz şunu açayım.” diyip sonunda açabildiği şarabı kadehlere doldurur. Yemeklerini her zaman ki gibi konuşmaktan geç saate kadar bitiremezler. Tae Yang saate bakarak “Ah neredeyse üç saatir sofradayız, haydi kalkın artık. Daha bir sürü işim var.” diyerek masadan kalkıp merdivenlere yönelmişken geriye dönüp “Song-i bu gece için teşekkürler.” der. Song-i gülümseyerek “Rica ederim. Benim için zevkti.” der. Leun hemen lafa atlayarak “Öyleyse her gün isteriz bu ziyafet sofrasını.” diyince Tae Yang “Öyleyse her gün yardım edersin.” der. Leun  “Her gün kutlama mı olurmuş canım.” diyerek yavaş yavaş kalkar.  Song-i “Sanırım bunu her gün yapabilirim.” diyince ikiside dönüp bakar. Tae Yang “Bugün fazla mı iyisin bana mı öyle geldi?” der. Song-i “Aman size de hiç yaranılmıyor.” diyip tabakları toplamaya başlar.  Diğerleri yukarı çıkınca sandalyesine oturup “Bu hergün kaç gün olacak acaba…” diye düşünmeye başlar. Aslında bugün onlara ameliyattan bahsetmeyi planlamıştır ama ikisini de bu kadar neşeli görmüşken bahsedip ortamın neşesini kaçırmak istememiştir. “Neyse yarın ki görüşmeden sonra söylerim.” diyerek kalkar ve masayı toplamaya devam eder.

Doktor bir yandan elinde ki sonuçlara göz gezdirirken bir yandan Song-i ile konuşmaktadır. “Seninle ameliyatın tehlikelerini daha önce konuşmuştuk. O tehlikeler şimdide geçerli, malesef ilaçlarla tümörü küçültmeyi başaramadık. kullandığın ilaçlar  sadece onun büyümemesini sağladı. Bu da iyi bir şey.” diyerek tekrar masada ki kağıtlara gömülür.  Song-i korkarak “Felç olma ihtimali hala var mı?” diye sorar. Doktor başını sallayarak “Malesef  böyle bir ihtimal var. Ayrıca tümörün bulunduğu yer itibariyle konuşmama gibi bir durumda ortaya çıkabilir. Ama bunlar hayatta kalırsan olabilecek şeyler, önceliğimiz seni hayatta tutmak.” dedikten sonra kızın yüzüne bakınca  “Sakın umutsuzluğa düşme, ameliyatı yapacak olan doktor daha önce seninkine benzer bir kaç ameliyata girmiş ve tüm hastaları iyileşmiş.” diyerek onu cesaretlendirmeye çalışır. Song-i “Biraz daha konuşursak vazgeçeceğim. En iyisi daha fazla ameliyattan bahsetmeyelim. Siz bana günü ve saati söyleyin.” diyerek zorla da olsa gülümser. Doktor onun vazgeçebileceğ ihtimalini göz önünde bulundurarak “Öyleyse Avusturya’dan doktor gelir gelmez yapalım. Yani  üç gün sonra.Ama bir gün önceden hastanede olman gerekiyor. İstersen bugün bile yatış işlemlerine başlayabiliriz.” der. Song-i telaşlanarak  “Bugün mü? Eğer sakıncası yoksa ameliyattan bir gün önce yatmayı tercih ederim. Yapmam gereken bazı işler varda.” der. Doktor “Pekala öyle olsun, o zaman ilaçları kullanmaya devam et. Ama ağrıların şiddetlenebilir.  Eğer baş edemeyeceğin şekilde olursa hemen buraya geleceğine söz ver.” der. Kız sessizce başını tamam anlamaında sallar ve teşekkür ederek çıkar.

Yol boyunca parayı Tae Yang’dan istemenin planlarını yapar. Hala söyleyip söylememekte kararsızdır ama sonunda elbette öğreneceklerdir. Bu yüzden ondan duymaları daha iyi diye düşünür. Ama en başından beri karar verdiği gibi ailesine söylemeyecektir. Sonra aklına Kim Sun gelir. “Bir gün önceden yatacaksam şimdilik 2 günüm var bu iki gün içinde onu mutlaka görmem lazım.” diye düşünür. Önce alesine uğrayıp onlarla vakit geçirdikten sonra eve döner. Geldiğinde Leun evdedir. “Bugün erkencisin.” diyerek oturur. Leun “Evet, bir kaç gün böyle part-time çalışacağım. Sen nerelerdesin?” diye sorar. Song-i koltuğa uzanarak “Ah çok yoruldum. Annemlerdeydim.” der. Leo gelip kızın suratını yalayınca Song-i “Ah, biri uzanınca gel beni yala mesajı mı veriyor nedir. Hemen koşup geliyorsun.” diyerek köpeğin dilinden kurtulmaya çalışır. Leun “Leo! mama ister misin?” diye sorunca Leo gidip mama kabını getirir. Leun ona mama verip tekrar salona döndüğünde kızın uyuya kaldığını görür. “Hah annen eve gelince seni çalıştırıyor mu yoksa? Ne bu yorgunluk.” diyerek kızın üzerini örtmek için bir şeyler bulmaya gider.

Tae Yang kapıdan bir hışımla girerek “Song-i nerdesin?” diye bağırır. Kız gözlerini açmaya çalışırken, sesi duyan Leun merdivenlerden koşarak iner. “Neden bağırıyorsun?” diye sorsada Tae Yang onu dinlemeden salona geçer. Bu sırada Song-i ayağa kalkmaya çalışsa da dengesini sağlayamıyordur. Sonra eliyle koltuğun kenarına tutunara kalkar. “Burdayım bir şey mi oldu?” diye anlamaz gözlerle Tae Yang’a bakar. “Hah bir şey mi oldu diyor bir de. Hiç bir şey olmadı canım sadece karım  babamla arkamdan anlaşmalar imzalıyor.” diyince Song-i onun babasıyla konuştuğunu anlar. “Demek öğrendin.” diyerek yere bakar. Tae Yang’ın yüzüne bakmaya cesareti yoktur. Onun ne kadar kızdığını biliyordur. Leun “Ne olduğunu biri bana da söyleyecek mi?” diye sinirlenir. Tae Yang “Hemen anlatayım. Biz burda bu saçma evcilik oyununu oynarken babamın her şeyden haberi varmış.” der. Leun korkarak “Nasıl yani?” diye sorar. Tae Yang, Song-i’nin daha önce hiç görmediği kadar sinirlenmiştir. Sesini yükselterek konuşmaya devam eder.” Yani bu evliliğin sahte olduğundan, ilişkimizden, her şeyden başından beri haberi var. Ve Song-i ile bir anlaşma bile yapmış.” der. Leun Song-i’ye dönerek “Ne anlaşması?” der. Leun da hiç olmadığı kadar ciddi görünüyordur. Kız daha ağzını açmadan Tae Yang “Boşandığımız da hiç bir şey istemeyeceğine dair bir anlaşma.Ama asıl önemli olan babamın Leun ve benden haberi olması ve senin bize bunu söylememen.” diyerek Song-i’ye döner. Leun ne söyleyeceğini bilmeden en yakınında ki koltuğa oturur. Song-i zorla konuşarak “Be- ben sadece sizin keyfinizi kaçırmak istemedim. Böyle iyi gidiyordu.” diyince Tae Yang yüksek sesle güler ve “İyi gidiyordu öyle mi? Demek sen eğleniyordun. Sanırım diken üstünde olan sadece bendim. Ya öğrenilirse, ya büyükbabam duyarsa, ya yakalanırsak diye düşünen sadece bendim.” diyip parmağını Song-i’ye uzatarak “Eğlenen sadece sendin ve kendi huzurun kaçmasın diye bize söylemedin.” der. Song-i her zaman söylemekle söylememek arasında gidip gelmiş hangisinin iyi olacağına karar verememiştir. En sonunda onların mutlu hallerini görünce şuan için durumun iyi olduğunu düşünüp söylememeye karar vermiştir. Şimdi düşününce  Tae Yang haklıdır. Aslında bencillik yaparak kendi huzuru için söylememiştir. Tae Yang ve Leun’un yanında gerçekten mutludur ve bunu kaybetmek istememiştir. Eğer öğrenirse bu evliliğe daha fazla devam etmeyeceğini düşünmüştür. Kalan son günlerini rahat geçirmek için söylememeyi tercih etmiştir. Song-i bunları düşünürken Tae Yang onun konuşmamasına sinirlenip “Bir şey söylemeyecek misin? Yani bunu kabul ediyor musun?” der. Song-i kafasını kaldırıp Tae Yang’a bakarak “Özür dilerim. Haklısın.” der. Tae Yang sinirden evin ortasında dönüp duruyordur. Sonra aniden kıza dönüp “Bu saçma sapan evliliğe bir son vereceğiz. Yarın seni burada görmek istemiyorum. Boşanma işlemlerini sonra hallederiz.” der. Song-i ve Leun şaşkınlıkla ona bakar. Leun “Tae Yang biraz ileri gitmiyor musun? Tamam bir hata yaptı ama…” diye sözünü bitirmeden Tae Yang “Bir hata mı? Bu basit bir hata değil. Hem babamla bunu da konuştuk. Diğerlerine hiç bir şey söylemeyecek. Ama hemen boşanmamı istiyor.” diyip yukarı çıkar. Song-i başını ellerinin arasına alır ve eğilir yanaklarından süzülen göz yaşları yere düşer. Şimdi başı o kadar çok ağrıyordur ki ne yapacağını bilemez. Leun kıza bakar ama şu anda ne diyeceğini bilmiyordur o yüzden ilk önce Tae Yang’ı yatıştırmanın daha iyi olduğunu düşünüp yukarı çıkar.

Leo Song-i’nin yanına gelerek onu yalamaya başlar. Song-i başını kaldırıp “Bir tek sen bana kızgın değilsin değil mi? Ama eminim sende anlasaydın sende kızardın.” diyerek köpeğin başını okşar. Sonra ayağa kalkar ama dengesini kaybedip tekrar koltuğa düşer. “Ah şimdi bi de bu çıktı. Dengemi sağlayamıyorum.  Sanırım hastaneye yatmak en iyisi.” diye içinden geçirerek koltuğa tutunur ve ayağa kalkar. Yavaş yavaş merdivenleri çıktıktan sonra odasına ulaşır ve kendini direk yatağa atar. Gözlerini açtığında pencereden sızan güneşle çoktan sabah olduğunu anlar. Akşam yattığından beri hiç kıpırdamamıştır, yatak bozulmamıştır bile. “Acaba bayıldım mı?” diye düşünerek kalkmaya çalışır. Son bir kaç gündür sabah çok kötü bir baş ağrısı ile uyanıyordur ve bugün de öyle olmuştur üstelik mide bulantısı ile birlikte. Hızla kalkarak lavobaya zor yetişir. Duş aldıktan sonra odaya gelir ve “Evet Song-i gitme vakti geldi.” diyerek bavulünü dolabın üstünden almaya çalışır. Kıyafetlerini yerleştiriken bir yandan bu evde ki güzel anılarını düşünür ve göz yaşlarına engel olamaz.

 

Eşyalarını toplarken mektuplarını bulur. Bunları öldükten sonra okuması için ailesine ve Kim Sun’a yazmıştır. Onlardan bunca yıl sakladıkladığı için onu affetmeyeceklerini bildiği için onlarla bu şekilde vedalaşmak istemiştir. Bunları ameliyat sonrası ona bir şey olursa sahiplerine ulaştırmaları için Tae Yang ve Leun’a vermeyi planlamıştır ama şimdi onlara da söyleyemeyeceğine göre doktora vermek en iyisi diye düşünür. Aklına bir şey gelir ve kalkarak kağıt kalem alarak alarak yazmaya başlar. Bitince kağıdı katlayıp bir zarfa koyar ve zarfın üzerine Tae Yang ve Leun’a diye yazar. Mektuplarını bir pakete koymaya çalışırken odaya Leun girer. “Ne o ek iş olarak postacılığa mı başladın?” diye şaka yaparak girsede yerde duran bavulu görünce “Saçmalama, nereye gidiyorsun?” diye sorar. Song-i “Duydun sende, beni görmek istemediğini söyledi.” der. Bir yandan da mektuplarını yastığın altına sıkıştırır. Leun “Hadi ama yapma Tae Yang’ı sen de tanıyorsun. Böyle birden sinirlenir ama zaman geçince her şeyi unutur.” der. Song-i hayır anlamında kafasını sallayarak “Bu sefer farklı. Hem babası ile konuşmuşlar.” der. “Tamam boşanacağını söylemiş ama bu senin hemen gitmeni gerektirmiyor değil mi? Dava sonuçlanana kadar kalabilirsin. Hem bu ani alınmış bir karar belki değişir. Hala anlamış değilim sadece babası öğrendiyse neden boşanıyorsunuz. Ne bilim hala diğer aile üyeleri bilmiyor.” der. Song-i “Sanırım babası benim mirasta hak iddia edeceğimi falan düşünüyor. Her neyse şimdi toparlanmam lazım.” diyerek katladığı elbiseleri alır. Leun onları bıraktırarak “Lütfen bu kadar acele etme bir gece daha bekle. Bak görüceksin bugün Tae Yang’da kalmanı isteyecek.” der. Song-i çocuğa sarılarak “Gerçekten özür dilerim, ben bu kadar büyük bir olay olacağını bilmiyordum.” der. Çocuk kızın sırtını sıvazlayarak “Endişelenme artık, bir şekilde ortalık durulacak.” der. Song-i Leun’un yüzüne bakarak “Sen neden bana kızgın değilsin?” diye sorar. Leun biraz düşünerek “Aslında her zaman herkesin öğrenmesini istemişimdir. Yani ben eşcinsel olduğumu kimseden saklamıyordum. Ta ki Tae Yang’la tanışana kadar. O bu konuda biraz daha kapalı kimsenin öğrenmesini istemedi ben de kabul ettim. Ama böyle yaşamak zor, kendini saklamak zor. O yüzden babası öğrenince sanırım beni pek etkilemedi.” diyerek kıza gülümser ve devam eder “Senin tuzun kuru tabi, burada Tae Yang’ın ailesi söz konusu diye düşünüyorsun değil mi?”  diye kıza sorar. Song-i kafa sallayarak “Hayır, seni anlıyorum.” der. Leun “Öyleyse karnımızı doyuralım. Şahsen ben çok açım. Eğer biraz daha aç kalmaya devam edersen sana kızabilirim.” diyerek kızın kolundan çeker. Song-i gülerek ayağa kalkar, Leun “Hah şöyle, gül biraz. Somurtunca çok çirkin oluyorsun benden söylemesi.” diyip odadan çıkar. Song-i mutfakta yiyecek bir şeyler hazırlarken, dün öğlenden beri hiç bir şey yemediğini fark eder.

Leun masaya gelip hemen yemeğe başlar. “Hımm, bence Tae Yang acıktığı anda bu yemekler aklına gelecek ve seni affedecektir.” der. Song-i gülerek “Sanmam ama kızgın olan sen olsaydın yemekler kesin işe yarardı.” der. Leun “Ah aklıma süper bir fikir geldi. Siz boşanınca seni aşcı olarak eve alabiliriz. Evet evet süper bir fikir.” diyerek yemeğe devam eder. Song-i ona izleyip gülümser tam yemeğinden yiyecekken kapı sesi duyulur. Gelen Tae Yang’dır. Leun “Zamanlaman süper, hadi yemeğe gel.” der. Song-i huzursuzca Tae Yang’ın vereceği tepkiyi merak ediyordur. Tae Yang mutfağa girdiğinde Song-i ve Leun’u masa başında görünce ilk söylediği söz “Ben sana seni burada görmek istemediğimi söylemedim mi?” olur. Song-i’nin gözleri sulanıp sesi çatallaşmaya başlar ağzından yavaşca “Birazdan gidiceğim.” sözleri dökülür. Leun “Tae Yang yeter artık bu biraz fazla olmuyor mu? Kendine gel.” diye sesini yükseltir. Tae Yang şaşkın gözlerle Leun’a bakarak “Bakıyorum senin hiç umrunda değil bu olanlar.” der. Leun “Umrumda ama  böyle aşırı tepkiler vermiyorum.” der. Tae Yang gülerek “Aşırı tepki veriyorum öyle mi? O zaman aşırı tepkilerime devam edeyim. Song-i’yi bu kadar çok istiyorsan sen de onunla birlikte git.” der. Leun tam bir şey söyleyecekken Song-i ayağa kalkar “Lütfen yapmayın. Benim yüzümden kavga etmeyin.” der. Bunları söylerken yerin ayağının altından kaydığını hissediyordur. Şimdi her şey bulanık görünmeye başlamıştır. Yukarı çıkıp eşyalarını toplamak istiyordur ama yürüyecek hali yoktur. Düşmemek için masaya tutunur o sırada tabağına çarpar ve yemekleri aşağıya döker. Leun kıza bakarak “İyi misin?” diye sorar, Song-i kısık bir sesle “Özür dilerim.” der ve o anda yere yığılır. Tae Yang ve Leun aynı anda telaşla kızın yanına gelirler. Leun “Song-i, song-i beni duyuyor musun?” diye sorsa da karşılığını alamaz. Tae Yang kızı kucaklayıp salona koltuğa götürür. Leun “Sanırım bu saate kadar hiç bir şey yememiş ondan olabilir mi?” diye sorar. Tae Yang’ı ise çok endişeli görünmektedir. Ne yapacağını bilmeden bir o yana bir bu yana döner durur. Sonra kızı tekrar kucaklayarak Leun’a “Arabanın anahtarlarını al hastaneye gidiyoruz.” diyerek hızla kapıya yönelir.

Song-i’nin her zaman gittiğini hastaneye gelmişlerdir. Acil servise giderler. Doktorlar Song-i’ye bakarken onlar da kayıt işlemlerini yaparlar. Kayıt sırasında Song-i’nin doktoruna da haber verilir. Tae Yang ve Leun kapıda baklerken doktor hızla yanlarından geçer ve içeri girer. “Song-i benim hastam. Ne olmuş?” diye içeride ki doktora sorar. Doktor “Birden bayılmış. Ben de durumu anlamak için bazı testler istedim. Ama sizin hastanızsa sizin bakmanız daha iyi.” diyerek çekilir. Doktor kısa bir muaneden sonra “Kahretsin, ameliyattan önce en çok korktuğum şey oldu. Bilincini kaybetmiş olabilir, çabuk yoğun bakım odasına alın.” derken bunları açık kapıdan duyan Tae Yang  içeri girerek “Ameliyat mı?” der. Doktor adamın yüzüne bakarak “Sen kimsin?” diye sorar. Tae Yang “Song-i’nin eşiyim. Onun nesi var?” diye sorar. Doktor telaşla “Şimdi zaman kaybetmeden yapmamız gerekenler var. Sizinle sonra konuşacağım.” diyerek ayrılır.  Tae Yang ve Leun anlamaz gözlerle birbirlerine bakarlar ve beklemeye devam ederler. Leun sessizliği bozarak “O doktor benim hastam dedi yaa, yani daha önce de mi gelmiş?” diye sorar. Tae Yang “Bilmiyorum ve biraz daha hiç bir şey bilmeden beklersek delireceğim.” der. Ta bu sırada bir hemşire gelir “Efendim. Song-i Hanım’ın eşi siz misiniz?”” diye sorar. Tae Yang evet anlamında başını sallayınca “Doktoru sizinle görüşmek istiyor beni takip edin.” der ve onları doktorun odasına götürür.

İçeri girdiklerinde Doktor  telefon görüşmesi yapıyordur. Telefonu kapatıp “Buyrun oturun.” diye Tae Yang’a masanın önünde ki koltukları gösterir.Doktor Leun2a bakarak “Siz nesi oluyorsunuz?” diye sorar. Leun “Çok yakın bir arkadaşıyım, ben de kalabilir miyim?” diye sorar. Doktor “Tabi buyrun.” der ve sandalyesine oturup derin bir nefes alır. “Sanırım sizin olanlardan haberiniz yok. Tam da Song-i’den beklenildiği gibi bu zamana kadar kimseye söylememiş.” diyerek konuya başlar. Merakını daha fazla dizginleyemeyen Tae Yang “Neyi söylememiş?” diye sorar. Doktor sözlerine devam ederek “Song-i buraya ilk, iki buçuk yıl önce geldi ve beyin tümörü tehşisi konudu.” diye söze başlayınca Tae Yang ve Leun birlikte “Ne?” diye şaşırırlar. Doktor “Tümörün bulunduğu yer itibariyle ameliyatla alınması çok riskliydi. Masada kalma ihtimali çok yüksekti. Ama tümör alınmazsa da yaşama şansı çok azdı ama yinede bir kaç yıl yaşayabilirdi. Song-i ameliyat olmayı istemedi ve 2.5 yıl boyunca yaşadı. Tabi bu sağlıklı bir yaşam değildi. Sürekli ilaç kullanmalı ve büyük bir ağrıyla başa çıkmalıydı. Ama artık bu yaşamında sonuna gelmişti. Son günlerde ağrıları iyice arttı ve ona bir ay önce ameliyat olmazsa daha fazla yaşamayacağını söyledim. Yine ameliyatı kabul etmedi. Fakat bir kaç gün önce aniden gelip fikrini değiştirdiğini söyledi. Bu kadar yıldan sonra artık sona yaklaşmışken böyle bir karar verdiğine çok sevindim. Normalde iki gün sonra ameliyat olmasına karar vermiştik. Ama bu gece bilincini kaybetmesi her şeyi daha da zorlaştırdı. Biraz önce ameliyatı yapacak doktorla konuştum. Avusturya2dan iki gün sonra gelecekti ama böyle bir durum çıkınca ilk uçakla buraya gelmesi için ricada bulundum. Yarın ameliyatı yapıyoruz. şimdi sizin bazı belgeleri imzalamanız gerekiyor. Diyerek Tae Yang2ın önüne bir dosya koyar. Tae Yang ve Leun şaşkınlıktan ve üzüntüden adete dillerini yutmuş gibi susarlar. Leun göz yaşlarına engel olamaz.  Tae Yang yumruklarını sıkarak sessizce  “Nasıl böyle bir şeyi söylemez.” der. Leun korkarak doktora aklında ki soruyu sorar “Ameliyat tehlikeli demiştiniz, peki şimdi bu durumda daha da tehlikeli olmuyor mu?” diye sorar. Doktor “Biz elimizden geleni yapacağız. Bu ameliyat tek şansı, biraz daha beklersek onu kaybedeceğiz.” der. Tae Yang masada ki belgelere bakarak “Bunlar ne için?” diye sorar. doktor “Riskli ameliyatlarda prosedür gereği yaptığımız bir uygulama. Ameliyat sonunda ne olursa olsun kabul ettiğinize dair.” der. Tae Yang  elelriyle saçlarını karıştırark sinirle masadan kalemi alır ve hiç okumadan imzalayarak kendini odadan dışarı atar. Leun odadan çıkmadan doktora “Onu ameliyattan önce görebilir miyiz?” diye sorar. Doktor “Tabi ama yoğun bakımda olduğu için odaya giremezsiniz. Cam bölmeden görebilirsiniz.” der. Leun odadan çıkıp Tae Yang’a yetişmeye çalışır. Tae Yang anlamsızca hızlı hızlı yürüyerek sonunda bekleme odasına gelir ve bulduğu ilk sandalyeye oturur. Leun’da yanına gelp oturur, ikiside biraz önce duydukları sözlerden dolayı şoka girmiştir. Dayak yemiş gibi hiç hareket etmeden oturduktan sonra Tae Yang’ın ağzından şu sözler dökülür: “Ona söylediğim son şey seni görmek istemiyorumdu.” başından beri tuttuğu göz yaşlarına daha fazla engel olamaz ve elleriyle yüzünü kapatıp ağlamaya başlar. Leun aniden ona dönüp “Saçlama o daha ölmedi. Son sözlerin falan değildi. O ölmeyecek, ölemez.” diyerek ayağa kalkar “Ben Song-i’yi görmeye gidiyorum. Geliyor musun yoksa ölmemiş birinin yasını tutmaya devam mı edeceksin?” diye sorar. Tae Yang göz yaşlarını silerek “Geliyorum.” der.

 

İki adam camın arkasında durup içerde bir yatakta yatan bir bir sürü kabloya bağlı olan kıza bakarlar. Bir süre sessiz kaldıktan sonra Leun “Neden o kadar sinirlendin?” diye sorar. Tae Yang  düşüncelerinden sıyrılarak irkilir, soruyu tam anlamadığı için “Hı?” diye sorar. Leun gözlerini Song-i’den ayırmayarak “Neden o kadar sinirlendin dedim.” diye tekrarlar. Tae Yang “Bilmiyorum. Şimdi düşününce bu yaptıklarım o kadar saçma geliyor ki… Ama bunu geri çevirmenin bir yolu yok değil mi?” diye Leun’a dönüp sorar. Leun ona dönüp “Geri çevirmenin bir yolu yok ama o affedecektir. Yeter ki iyileşsin.” diyip tekrar kıza kıza döner. Tae Yang “Ben babamla görüştüğünü bizden saklamasına kızarken, o çok daha önemli bir şeyi bizden saklıyormuş.” diye devam eder. Leun “Sadece bizden değil ailesinden de…” dedikten sonra duraklayarak Tae Yang’a bakar. Tae Yang yüzündeki şaşkınlık ifadesini görünce “Ne var?” diye sorar. Leun kafasını sallayarak “Şimdi anlıyorum.” der. Tae Yang anlamaz gözlerle bakınca, Leun “Kim Sun.” der. Tae Yang sonunda anlayıp “Yani bu yüzden mi ayrıldılar demek istiyorsun.” diye sorar. Leun “Kesinlikle bu yüzden ayrıldı ama ona hiç bir şey söylemedi. Hatta okuluda bu yüzden bıraktı. Çünkü çok az zamanı kaldığını düşünüyordu.” der. Tae Yang başını sallayarak onaylar. Sonra “Kim Sun’a haber vermemiz gerekiyor.” der. Leun “Peki ya ailesi?” diye sorunca Tae Yang biraz düşünerek “Ailesine ameliyattan sonra haber vermek daha iyi olacaktır. Of ya da bilmiyorum şuan için hangisi iyi hangisi kötü hiç bilmiyorum.” der. Leun “O kimsenin bilmesini istemiyordu. Bence onun istediği gibi yapalım. Yarın ki ameliyattan sonra diğerlerine haber veririz.” der. Tae Yang’da bunu onaylar.

 Tüm geceyi hastanede geçirirler. Sabah olduğun ilk iş doktorun yanına giderler ve kızın durmunu sorarlar. Doktor “Şimdilik her hangi bir gelişme yok. Durumun kötüye gitmesinden iyi. birazdan beklediğimiz doktor gelecek ve ameliyata alacağız.” diye onları bilgilendirir. Leun, Tae Yang’a “İstersen sen işe git. Ben beklerim burada.” diyince Tae Yang “Bugün gitmeyeceği şirkete çoktan haber verdim bile.” der. Öğlene doğru beklenen doktor gelir ve Song-i ameliyat için hazırlanır. Ameliyattan önce onu görmek isteyen Tae Yang ve Leun’da ordadır. Sedye ile ameliyathaneye götürülürken Leun kızın elini sıkarak “Seni dışarda bekliyoruz. Bizi çok bekletme olur mu? Bu huysuz Tae Yang’ın beklemekten hoşlanmadığını biliyorsun.” diyerek gülümser. Tae Yang’da arkalarından bakarak sessizce “Asıl ben özür dilerim.” der ve bir damla göz yaşı  yanağından süzülerek yere düşer.

Ameliyat süresi boyunca Tae Yang ve Leun koridorda volta atarlar. Tae Yang sabırsızlanarak “Çok uzun sürmedi mi?” diye sorar. Leun “Evet ama uzun sürmesi iyi bir şey değil mi? Yani ne bilim şu ana kadar kötü bir haber gelmedi.” der.  Bir kaç saat sonra nihayet doktorlar çıkmaya başlar. Song-i’nin Doktor’unu görünce hemen yanına giderler. Doktor “Zorlu bir ameliyattı ama elimizden geleni yaptık. Ameliyatta bir kez kalbi durdu ama tekrar hayata döndürmeyi başardık.” diye konuşurken Leun daha fazla dayanamayarak “Yani?” diye sorar. Doktor “Yani ameliyat başarılı geçti tümörü aldık. Ama sonuçlarını henüz bilmiyoruz. Uyanınca anlayacağız.” diyerek gider.

İlaçların etkisi geçmesi ve uyanması için bir gün geçmesi gerekiyordur. Bu süre boyunca Leun ve Tae Yang sırayla eve gidip üzerlerini değiştirmenin dışında hep hastanede beklemiştir. Bir günün sonunda Song-i hala uyanmamıştır sonra birden doktor ve hemşireler telaşla kızın odasına girerler. Tae Yang ve Leun’da içeri girmek istesede hemşireler dışarda beklemelerini söylerler. Bir süre sonra doktor onları odaya çağırır. Song-i’nin elini kımıldatmaya başladığını görünce ikili telaşla yatağın yanına giderler. Leun “Song-i!” diye heyecanla kızın yanına gelir. Kız onun yüzüne anlamsızca bakarak “Kar mı yağıyor?” (Song-i’nin kelime anlamı kar) diye sorar. Leun şaşırarak Tae Yang’a döner. Doktor kızın avcuna elini koyarak “Elimi sıkar mısın?” diye sorar. Kız elini sıkınca Doktor “Evet çok güzel. Şimdi ayaklara bakalım.” diyerek ayaklarının altına dokunur. Song-i “Ah gıdıklanıyorum.” diyince Doktor gülerek “Çok iyi korktuğumuz şey olmamış ama..” diye konuşurken Song-i sözlerini kesip deminden beri merak ettiği şeyi Tae Yang ve Leun’a bakarak  sorar.

 “Siz kimsiniz?”

11. Bölümün Sonu

BİR KAR TANESİ OL

10. BÖLÜM

Kim Sun hala asansör önünde duyduğu sözleri düşünür. Tae Yang Song-i’ye “Eğer bir gün birine aşık olursan o kesinlikle Jang olmayacak tamam mı?”  demiştir. Bir adam karısına nasıl böyle bir şey söyler diye düşünürken Ba Lam yan koltuktan onu izlemektedir. Sun’un dalgın olduğunu görünce “Canın sıkkın görünüyor.” der. Sun bir anda irkilerek “Yo, sadece bir şey düşünüyordum.” diye geçiştirmeye çalışır. Sonra  “Tae Yang’ı önceden tanıyorsun değil mi? Nasıl biri?” der. Lam bir an şaşırarak  “Çocukluğumdan beri tanırım onu, ailelerimiz uzun yıllar birlikte iş yaptı. Ama nasıl desem Tae Yang her zaman insanlarla arasına mesafe koyar. Çocukluktan beri böyledir. Yani onu iyi tanıyorum desem yalan olur.”  der. Sun kafa sallayarak sözlerine devam eder “Peki Song-i ile ne zaman tanıştı ne zaman evlenmeye karar verdi biliyor musun?” diye sorunca Lam’ın bir an yüzü düşer. Sonra toparlanarak “Siz Song-i ile okul arkadaşıydınız değil mi? Şimdi hatırladım. Aslına bakarsan bunu kimse bilmiyor. Bir gün eve gelip ailesine ben evlendim deyiverdi. O gün bende oradaydım.” der. Sun şaşırarak “Nasıl yani gizlice mi evlendi?” diye heyecanlı bir şekilde sorar. Lam sakinliğini koruyarak “Evet öyle görünüyor. Üstelik dengi olmayan bir kızla.” diye Song-i’e laf vurduktan sonra Sun’a dönerek “Sen bilmiyor muydun? Song-i arkadaşın sonuçta.” der. Sun kafa sallayarak “Okuldan sonra hiç görüşmedim.” der ve arabanın camını açar kafasında ki şüpheleri toparlayarak bir sonuca varmaya çalışır. Sonunda parti alanına gelmişlerdir. İçeri girip Ba Lam’ın ailesine merhaba dedikten sonra masalarına geçerler. Kim Sun etrafa göz gezdirirken kapıda Song-i’yi görür yanında daha önce iş yerinde gördüğü genç bir çocuk vardır. Tae Yang onların yanına gelerek Song-i’nin koluna girer ve ailesinin yanına götürür. Kim Sun onları izlemeye devam ederken Song-i’nin bugün çok güzel olduğunu düşünür. O sırada Ba Lam onu bazı iş adamlarıyla tanıştırmak ister.

 

Kim Sun, Song-i’nin masadan kalktığını görünce yanına gidip bu meselenin aslını öğrenmek ister. Tam adım atacakken Jang’ın da kızın peşinden gittiğini görür. Jang’da yukarı çıktıktan sonra Sun arkasından yavaş yavaş çıkar. Kapıya geldiğinde  konuşmalarını oradan duyduğunu fark eder. Tam bu sırada ayak sesleri duyunca refleks olarak birden kapının arkasına saklanır. Seslerden gelenin Tae Yang olduğunu anlar.  Tae Yang terasa çıkıp “Aşağı inmemiz lazım.” diye bağırır.  Jang  “Biraz sakin olur musun?” der. Tae Yang  “Sakin mi olayım. Ben dedikodulardan kaçmak için evleniyorum. Siz de burada  başbaşa yeni dedikodulara davetiye çıkarıyorsunuz. Bir de Tae Yang’ın karısı kuzeniyle aldatıyor diyenler mi uğraşayım? Bunu mu istiyorsunuz?” diye sesini yükseltir. Kim Sun’un sesini daha önce duymadığı biri  “Biraz sessiz olun.” diye uyarır. Kim Sun bulunduğu yerden çıkıp ne olduğunu görmek istiyordur ama bunun için çok geç kalmıştır. Bu durumdayken çıkıp onlara yakalanırsa kötü olacaktır. Song-i  ”Özür dilerim haklısın dikkat etmem gerekiyordu.” diyerek Tae Yang’dan özür diler.   Jang  “Bir de özür mü diliyorsun? Bu ne bencillik. Adam sevgilisiyle rahatça yaşamak için senin tüm hayatını engelliyor. Bir de özür diliyorsun.”  diyerek Song-i’ye bağırır. Tae Yang “Bu seni hiç ilgilendirmez bu ikimizin arasında.” der. Jang  “İlgilendirir. Song-i’yi bir eşya gibi kullanmana izin vermem.” der. Kim Sun duyduklarının etkisiyle donup kalır. Sabahtan beri çözmeye çalıştığı olay aydınlığa kavuşmaktadır.  Tae Yang “Onunla bir anlaşma yaptık ve buna uymalıyız. Bu kullanmak değil. Kesinlikle değil.” diyince  Song-i “Yeter artık iyice saçmaladınız. Burda söz konusu olan benim ve hiçbir şikayetim yok. Kesin artık. Ben aşağıya iniyorum.”  deyince Kim Sun kızın sesinden ne kadar üzgün olduğunun anlar. Göğsünün sıkıştığını hisseder, şuan hem Song-i’ye kızmaktadır hem de onun için üzülmektedir. Ayak seslerini duyunca iyice köşeye geçer gelen Song-i olmalıdır. Kız biran duraklar, arkada gelen biri “İyi misin?” diye sormaktadır. Kim Sun kız için endişelenip tam ortaya çıkmak üzereyken Song-i “İyiyim ben. Sen Tae Yang’la ilgilen ve o ikisini birbirinden uzaklaştır.” diyip aşağı iner.

Kim Sun diğerlerinin de aşağı inmesini bekler. Tüm sesler kesilince daha fazla dayanamaz ve duvara tutunarak yere çöker. Biraz önce duyduklarına göre Song-i’nin evliliği bir anlaşma üzerine kuruludur. “Neden, neden böyle bir şey yaptı?” diye düşünmekten nefes alamaz ve kalkıp terasa çıkar.

Tae Yang’ın evinin önüne gelen Jang arabayı park edip yan koltukta uyuyan Song-i’ye bakar. Huzurla uyuduğunu görünce onu kaldırmaya kıyamaz ve bir süre bekler. Çeketini çıkarıp kızın üzerine örttüğü anda Song-i uyanır. Gözlerini açmaya çalışarak “Eve geldik mi?” diye sorar. Jang gülümseyerek “Geldik ama seni uyandırmak istemedim.” der. Song-i kapıyı açarak “Bıraktığın için teşekkürler. Senin geceni de mahfettim istersen geri dönebilirsin, hala devam ediyordur parti.” der. Jang’da inip kızın yanına gelerek “Sana bir sır verim mi?” der. Song-i başı döndüğü için birden dengesini kaybeder. Jang kızın kolundan tutarak “Dur yardım edeyim.” der ve kapıya kadar eşlik ederken “Bence doktora gitmeliydik.” der. Song-i “Birazcık uyusam iyi gelecektir.” diyerek şifreyi girer ve içeri girer. Jang’a tekrar teşekkkür edip kapıyı kapatır. Jang kapının önünde durarak “Demek sır vermemi istemiyorsun. Oysa ben bu partiye sadece seni görmek için geldiğimi söyleyecektim.” der ve gülümseyerek geri dönüp arabasına biner.

Bu sıralarda Tae Yang misafirlerle ilgilenme işi bitince masaya gelir ve Leun’u yalnız görür. Leun “Song-i aradı elbisesine bir şey olmuş. Bu yüzden eve gitmiş.” der. Tae Yang “Jang bırakmış tabi değil mi?” diyip sinirden ellerini yumruk yapar. Leun kafasını sallar. Tae Yang ayağa kalkarak “Sen de eve git o zaman. Ben de birazdan çıkacağım.” der ve gider. Gecenin sonlarına doğru Tae Yang ailesiyle görüşüp dışarı çıkmak üzereyken teras merdivenlerinden inen Kim Sun’u görür. Gece boyunca onu hiç görmediğini düşünür ama bugün düşünücek o kadar çok seyi vardır ki buna ayıracak zamanı yoktur.

Kim Sun merdivenlerden ağır ağır inerken  Lam onu görür ve bir hışımla yanına gelir. “Bir saattir seni arıyorum. Neredesin?” diye sitemlerini iletir. Kim Sun “Çok özür dilerim. Bir kaç telefon görüşmesi yaptım yukarda.” diye atlatmaya çalışır. Lam suratını asıp Kim Sun’un koluna girerek “Haydi biz de gidelim artık.” der.

Leun eve geldiğinde doğruca Song-i’nin  odasına gider ama kız çoktan uyumuştur. Kapıyı sessizce örterek kendi odasına gidip duş alır. Tam duştan çıkınca Tae Yang bir hışımla odaya girer ve çeketi çıkarıp yere fırlatır. Leun şaşkın şaşkın onu izler. Tae Yang çeketine uyguladığı şiddeti  kravatına ve gömleğinede uygular. Leun “Sakin ol biraz. Git duş falan iyi gelecektir.” desede Tae Yang onu dinlemez pantolonunuda çıkardığı gibi yatağa girer. Leun şaşırarak “Vuhaa bırak duşu ellerini bile yıkamadan yatağa girdi. Bunu bir yere yazmalıyım. Bu tarihi bir an.” diye Tae Yang’ı neşelendirmeye çalışsada ondan ses çıkmaz. İstediği tepkiyi alamayınca yorganın altından yavaşca yataga sokulur ve sarılır. Tae Yang birden irkilerek “Ah hala ıslaksın. Düzgünce kurulansa.” diye kızar ama Leun kollanı onun beline sarmış bırakmaya hiç niyeti yoktur. “Sinirin geçene kadar bırakmayacağım ona göre.” diyip kafasını sallayarak henüz kurutmadığı saçlarıyla Tae Yang’ı ıslatır. Tae Yang sonunda pes ederek “Tamam sinirlenmicem bırak hadi.” desede Leun “Tabi bende inandım. Hem sen tam olarak neye kızdın söyle bakalım. Jang ve Song-i’nin terasta baş başa olmalarına mı, yoksa Song-i’nin erkenden çıkmasına mı?” Tae Yang dudaklarına büzerek “İkisine de.” der. Leun’da onun taklidini yapıp dudaklarını büzerek “Oy ikisine de mi?” der. Tae Yang Leun’un suratına bakıp kahkaha atar. “Ahaha bir kere senin dudaklar büyük olduğu için komik oluyorsun. Benim ki karizmatik oluyor.” der. Leun gülerek “Ah karizmatikmiş hiç aynaya baktın mı sen? Bildiğin mızmız çocuklar gibi hıh.” diyince Tae Yang “Ne mızmız çocuk mu, kimmiş çocuk.” diyip Leun’u gıdıklamaya başlar. Leun bir yandan Tae Yang’ı bırakmamaya çalışsa da kahkalarına engel olamaz. En Sonunda oda Tae Yang’ı gıdıklama başlar. Sonunda Tae Yang Leun’un iki elini de yakalayıp sıkı sıkı tutar. “Şimdi kim kimi bırakmıyormuş görelim.” der ve Leun’un dudaklarına uzanır. Tam öpecekken Leun başını çevirir ve “Daha ellerini bile yıkamadan yatağa girdin kesinlikle olmaz.” der. Tae Yang şaşkın şaşkın bakar. Leun “Çok ciddiyim doğru banyoya.” diyip uzaklaşabildiği kadar uzaklaşır. Tae Yang suratını asıp homurdanarak yataktan çıkıp banyoya gider. Leun gülerek “Ha ha her zaman bu bahaneyle sen beni banyoya gönderiyordun, şimdi sıra bende.” diye bağırır. Sonra yatağa uzanıp “Oh her şey eski haline döndü. Gerilimli ortamları hiç sevmiyorum hiç.” diye kendi kendine mırıldanır.

Sabah yavaş yavaş aşağıya inen Song-i, Tae Yang’ın gazabından korkmaktadır. Ayak ucunda merdivenleri indikten sonra sinsi sinsi mutfağa girer. Leun ve Tae Yang çoktan kalkmış kahvaltı yapıyorlardır. Tae Yang her zaman ki gibi kahvesini eline almış bir yandan Ipad’iyle haber sitelerinde turluyordur. Song-i “Günaydın.” diyerek masaya oturur. Leun “Günaydın. Seni uyandıracaktım ama işe gitmediğin için uyumak istersin diye düşündüm.” diyip ona da bir kase pilav koyar. Song-i suçlular gibi kenara pısıp yemeğini yerken birden “Çok özür dilerim.” der. Leun ve Tae Yang ona dönünce sözlerine devam eder “Dün gece hatalı olan bendim. Yani Jang gelince hemen aşağıya inmeliydim. Bir de tabi erken ayrılmaz zorunda kaldım ama beyaz elbisenin gazabına uğradım diyelim. Bir daha böyle bir şey olmayacak. Özür dilerim.” diyip koonuşmanın başından beri tuttuğu nefesini bırakır. Tae Yang gülerek “Özür mektubun bittiyse kahvaltını bitir ve bu hafta ev temziliği sana ait.” diyip masadan kalkar. Song-i hibir şey anlamaz Leun’a dönüp “Affetti mi şimdi?”  der. Leun kafa sallayarak “Sinirli olsaydı hiç konuşmazdı. Ben onun siniri aldım gece merak etme.” diyip göz kırpar sonra “Ah sinirlendiriyorsunuz sevgilimi sonra hep ben çekiyorum olmaz ki ama cık cık cık.” diye söylenirken Tae Yang “Leun! seni de bırakmamı istiyorsan acele edersin.” diye bağırınca tabağındakileri aceleyle ağzına tıkıştırıp kalkar.

Song-i masada yalnız kalınca “Yani şimdi affettimi hala anlamadım.” diyip omuz silker sonra kendi kendine güler. Yemeğini bitirdikten sonra ilk önce mutfaktan başlayarak temizliğe girişir. Leo onunla beraber tüm odaları gezer ve Song-i sürekli onu kovunca oda küsüp bir köşeye kıvrılır. Alt katı bitirince tüm enerjisinin tükendiğini hisseder ve kanapeye uzandığı gibi uyuyakalır. Leo’nun suratını yalamasıyla uyanan Song-i akşam olduğunu görünce hemen mutfağa gider ve yemek yapılacak malzemelere bakar. Bu sırada Leo gözlerini dikmiş onu izlemektedir. Song-i köpeğe bakıp “Bir şey istiyorsun ama ney?” diye sorar. Leo soruyu anlamış gibi gidip mama kabını getirir. Song-i kabı görür görmez “Hii sabahtan beri bir şey yemedin mi sen? Çıkmadan  Leun beslerdi seni, ama bugün unutmuş. Gelince ondan öcünü alırsın oldu mu?” derken bir yandan mamasını önüne koyar.

Eve ilk gelen her zaman ki gibi Leun’dur. Leun’dan sonra gelen Tae Yang  “Hım güzel şeyler kokuyor. Ne var yemekte diyip” mutfağa dalar. Tam tencereye elini atmışken Song-i eline vurarak “Önce eller yıkanıcak.”  der. Tae Yang  şaşırmış ve korkmuş korkmuş bakarak “Bu evde de bir el yıkamadır gidiyor.” diye trip atıp yukarı çıkar. Song-i bu kadar tepki vermesine anlam veremez ama “Senden öğrendik.” diyip Leun’a bakar. Bu sırada Leun gülme krizlerine girmiştir. Song-i onlar yemeğin tadına bakarken onları izleyip suratlarından nasıl bulduklarını anlamaya çalışır. Dayanamayıp “Eee nasıl olmuş?” diyince Leun “Öyle acıklı acıklı bakmaya devam edersen iğrenç bile olsa güzel diyeceğiz.” der. Song-i “Tamam bakmıyorum adil davranın.” diyerek yemeğini yer ama göz ucuyla hala takip etmektedir. Leun gülerek “Tamam tamam gayet güzel.” der ama Song-i “Senin beğenmen sayılmaz sen yenilebilen her şeyi seviyorsun zaten.” diyip Tae Yang’a bakar. Tae Yang “Nasıl olsun işte klasik yemek.” der. Leun kahkaha atıp Song-i’ye karşıdan dil çıkartmaktadır. Song-i “İyi o zaman bundan sonra o klasik yemeklerden isteriz dışardan.” diyip yemeğini yemeğe devam eder. Tae Yang sinsi sinsi gülerek “Tamam yaa bir şaka yaptırmıyorsunuz. Güzel olmuş, ellerine sağlık.” dese de Song-i sessizce  “Ne zaman şaka yapıp ne zaman ciddi olduğun belli olmuyor ki.” der. Kafasını kaldırıp Tae Yang’la göz göze gelince “Ahaha ben de şaka yaptım canım.” diye geçiştirir. Bu sırada Leun kendi kendine çok eğleniyordur.

Song-i günlerini evde planını bitirmekle geçirir. Bu planın hiç bir işe yaramayacağını bilse de bir işi bitirmiş olmanın sevinciyle geriye doğru yaslanır. Gözlerini kapatıp düşününce doktorun verdiği bir aylık sürenin neredeyse sonuna gelmiştir. “Ben kararımı çoktan verdim.” diye içinden tekrar eder. Annesini ziyarete gitmek için hazırlanıp çıkar. Tüm öğleden sonrayı orada harcadıktan sonra şirkete gidip Tae Yang’la birlikte eve dönmeye karar verir. Şirketin önünde taksiden inince  Kim Sun’un Ba Lam’ın arabasından indiğini görür. Daha fazla görmek istemediğinden hızlıca kapıya yönelir. Kim Sun, Ba Lam tarafından her zaman ki gibi ısrarla öğle yemeğine davet edildiği için bu sefer kabul etmek zorunda kalmıştır. Göz ucuyla Song-i’yi görünce ona yetişmek için Lam’a teşekkür edip hızla yürür. Günlerdir ona ulaşmaya çalışmıştır. Song-i asansöre biner kapı tam kapanmak üzereyken Sun yetişir. “Merhaba” diyerek içeri girer. Song-i onun asansöre nasıl yetiştiğine anlam vermeye çalışarak “Merhaba.” der. Kim Sun nereden başlayacağını bilmiyordur “Nasılsın?” diye sorar. Tam o anda bir gürültüyle asansör durur. İkisi de etrafına bakıp sonra birirlerine bakarak “Kaldık mı?” diye sorarlar. Song-i’nin telaşlandığını gören Kim Sun “Merak etme birazdan sorunu çözerler.” diye teselli etmeye çalışır. Sonra aklına bir şey gelir ve gülerek Song-i’ye “Yine tekme atarsan belki çalışır.” der. Song-i şaşırır ve Kim Sun’a bakarak gülümser.

~*~

Üniversite sınavına bir ay kala Song-i ‘de stress kırıntıları bile yoktur. Lise son sınıf çok yoğun geçmektedir. Bu yüzden arkadaşıyla buluşup kendilerine bugün tatil ilan etmek istemiştir. Ama arkadaşının kursta işi olduğu için orada buluşmayı tercih etmişlerdir. Song-i kursa gitmemiştir çünkü kardeşinin okul masraflarıyla birlikte annesine yeterince yük olduğunu düşünür. Kapıdan girince etrafına bakarak asansörü arar ve sonunda görür. Asansöre bindiğinde kapı kapanmak üzereyken birinin eliyle kapıyı durdurduğunu görür. Çocuk elindeki kitapları düzelterek asansöre biner. Gözlüğünü düzeltip Song-i’ye gülümser. Song-i’de bu gülümsemeye karşılık verir. O anda asansör tam iki kat arasında durur. Çocuk endişeli bir ses tonuyla “Kahretsin,deneme  sınavına  geç kalıcam.” der. Song-i bir çocuğa bir kapıya bakar ve  geri çekilip kapıya bir tekme atar. Tam o anda asansör çalışır. Çocuk şaşkın şaşkın kıza baktığında, Song-i   “Bizim apartmanda ki asansör hep böyle çalışır.” diyip omuz silker. Çocuk gülümser ve ineceği katta asansör durduğunda “Teşekkürler.” diyerek çıkar.

~Seul Üniversitesi~

Kim Sun okulun ilk gününden aynı bölümü kazandığı arkadaşlarıyla anlaşıp gelmiştir. Dört  arkadaş sınıfın en arkasında ve yıllarca oturacakları sıraları seçip yerleşmiştir. Kang biraz önce bahçede gördüğü ve ilk görüşte aşık olduğunu iddia ettiği kızdan bahsetmektedir. Sun çocuğun kafasına bir tane vurarak “İlk görüşte aşk diye bir şey yok.” der. Min Ho bir kahkaha atarak “Aşk hakkında konuşana da bakın. Lisedeyken  sevgilimden ayrıldım diye ağlayan kimdi.” Sun hemen savunmaya geçerek “Ne alakası var şimdi. Ben hiç aşık olduğumu söyledim mi?” diyince gruptan bir “Vuuu” sesi yükselir. Kang “Yoksa aşka inanmıyor musun?” der. Sun “Yok artık o kadar da değil. Aşka inanıyorum ama ilk görüşte aşka inanmıyorum. O sadece anlık bir beğenidir.” derken birden gözü kapıdan giren kıza takılır. Kız  yağmurdan ıslanmış bir şekilde ağır ağır sınıfa girer. İlk günün heyecanı gözlerinde ki parıltıdan anlaşılıyordur. Saçlarını başında topuz yapmıştır ama ıslanınca saçlarını açıp kafasını sallar. Önlerden kendine bir yer seçip oturur ve ıslak çeketini çıkarmaya çalışır. Kim Sun gözlerini kırpmadan kızı izler. Kang ellerini Sun’ın suratının önünde sallayarak “Hey kendine gel. Dondun kaldın.” der. Sun hala aynı yere bakıp “İlk görüşte aşka inanmıyorum ama ikinci görüşte aşk diye bir şey var.” der. Bu sözden sonra hepsi dönüp Sun’ın baktığı yere bakarlar. Tam bu anda Song-i izlendiğini hissetmiş gibi dönüp arkasına baktığında en arka sıradakilerin aynı anda ona baktığını görür. Önüne dönüp saçlarını düzeltirken “Heralde sırılsıklam olduğumdan.”  diye düşünüp çıkardığı çeketini kuruyacak biçimde sırasına koymaya çalışır.

Bundan bir yıl sonra okulun ikinci yılında Song-i ve Kim Sun sınıfta oturuyorlardır. Kim Sun sırasına uzanmış kimsecikler yokken dinleniyordur. Song-i ise bir sonra ki derste anlatacağı konu için ezber çalışması yaparken Kim Sun birden kalkıp “İlk karşılaşmamızı hatırlıyor musun? diye sorar. Song-i “Hatırlamaz mıyım?” diye cümleye başlayınca Sun’ın suratında kocaman bir gülümseme oluşur. Song-i “Okulun ilk günü ben sırılsıklam olmuştum ve siz arkadan bana acayip acayip bakıyordunuz.” diye devam edince Sun’ın suratında ki gülümseme oluştuğu hızla kaybolur. Sun sitemkar bir sesle “Ne? Beni acayip acayip bakan biri olarak mı hatırlıyorsun yani?” diyip sıraya kapanır. Song-i bir süre anlamadan baktıktan sonra “Ahaha ne oldu şimdi, siz de öyle bakmasaydınız ne yapayım.”  diyip Sun’u kapandığı sıradan kaldırmaya çalışır. Sun bir şeyler homurdanır ama Song-i ne olduğunu anlayamaz “Ne diyorsun, anlamıyorum.” diyip Sun’a iyice yaklaşınca, onun “İlk karşılaşmamız o değildi.” dediğini duyar. Şaşırmış bir şekilde “O değil miydi? Neredeydi? Yolda falan diyeceksen yürüken insanların suratına hiç dikkatlice bakmam.” der. Kim Sun sonunda başını kaldırarak “Yolda da değildi.” Song-i pes ederek “İpucu ver bari.” der. Kim Sun suratını asıp “Asansör” diyince Song-i kahkaha atarak “Ohoo ha yol ha asansör. Asansöre birlikte bindiğim her insanı hatırlayamam ya.” cümlesinden sonra Sun küsüp yerinden kalkar. Song-i arkasından baka kalıp “Nesi var bu çocuğun bugün. Hala hatırlayamıyorum acaba çok özel bir şey miydi?” diye söylenerek kalkar. Sun’ın arkasından giderken bir yandan da nerede tanışmış olabileceklerini düşünür. Sun çoktan bahçeye çıkıp banklardan birine oturmuştur. Song-i karşısına geçip ayaklarına tekme atar, Sun “Ah acıdı.” diyerek kıza bakar. Song-i gülüp “Buydu değil mi?” der. Sun yeni anladığı için gülerek “Evet buydu. Ama daha yeni hatırladın.” der. Song-i yanına oturarak “Ama ben o hareketi çok sık yaparım. Bizim asansör sürekli bozulur. Yani alıştığım için unuttum. Sen ne yapıyor bu deli kız diye düşündüğünden unutmamışsındır.” diyerek dirseğiyle dürter. Sun “Hiç de bir kere, sen benim sınava yetişmemi sağladım. Minnetter olmuştum.” der. Song-i çocuğun yanaklarından tutup sıkarak “Hii yoksa o zaman mı aşık oldun bana.” der. Sun “Ben ilk görüşte aşka inanmam.” diyince Song-i önüne dönüp “Peki o zaman.” der. Sun yandan kıza bakıp gülerek “Ama ikinci görüşte aşka inanırım.” der. Song-i çocuğa dönüp “Yani okulun ilk günü mü?” der. Sun kafa sallar, Song-i “Yani o yüzden öyle bakıyordun?” Sun gülerek yine kafa sallar. Song-i çocuğun kafasının iki yanından tutarak öper. Daha sonra gülerek “Ahaha bende benimle dalga geçiyorsunuz falan sanmıştım.” der. Sonra bir an duraklayarak “Peki neden daha önce söylemedin?” diye sorar. Sun omuz silkip “Sen de hatırlıyorsun sandım.” diyip somurtur. Song-i çocuğa sarılarak “Demek ikinci görüşte aşk ha?” der. Sun kızı omuzlarından tutup tam karşısında alır ve gözlerinin içine bakarak açıklamaya başlar  “İlk görüşte birine aşık olunmaz eğer öyle olsaydı şimdiye yüzlerce keze aşık olmuştuk. En fazla o kişiden etkilenirsin. Eğer onu bir daha görüyorsan ve bir daha aynı etkiyi hatta daha fazlasını yaratıyorsa işte o zaman ilk başta onu daha önce  gördüğünü hatırlarsın sonra şimdi ne güzel göründüğünü fark edersin daha sonra o zamanda çok güzel olduğunu ve ömrün boyunca senin için çok güzel kalacağını farkedersin.  Bunu anladıktan sonra bunu çoktan farkedip hızlanmış olan kalbini dinlersin. Kalbin o anda çıkıp her şeyi haykıracak gibi atar. Gözlerini ondan ayıramazsın bir saniye bile.Ve o bir saniye  bir ömür gibi gelir. İşte böyle..” diyip utanarak başını öne eğer. Song-i tekrar sıkı sıkı sarılır. Kafasını Sun’ın göğsüne yaslayınca kalp atışalarını duyar. Sun’ın kalbi o günkü gibi atmaktadır.

~*~

İkiside bu günleri hatırlamanın verdiği o hisle birbirlerine gülümserler. Song-i arkasında ki duvara iyice yaslanarak “Bu kapıda  işe yarayacağını sanmıyorum.” der. Sun günlerdir kafasında kurduğu konuşmayı yapmanın tam zamanı diye düşünür. “Belki hala bir şansımız vardır.” der.  Song-i kafasını kaldırıp Sun’un gözlerini içine bakar. Sun asansörden bahsetmiyordur. Sun sözlerine devam eder “Tae Yang’la gerçekten evli olmadığını biliyorum.” diye günlerdir içinde tuttuğu cümleyi söyler. Song-i bu cümlenin yarattığı etkiyle başının döndüğünü hissedip duvara tutunur. Ağzından sadece “Nasıl?” sözcüğü çıkar. Sun kararlı bir sesle konuşmasına devam ederek “Nasıl öğrendiğimin bir önemi yok, biliyorum işte. Biliyorum ve artık buna bir son vermeni sitiyorum.” der. Song-i gözlerinden akan yaşları silerken Sun elini tutup “Sen saklamaya çalışsan da vücudun bunu gizleyemiyor. Sen de beni seviyorsun. O gün de söylediğim gibi hala aynı gözlerle bakıyorsun.” der. Song-i elini kurtarmaya çalışır ama Sun izin vermez. Şuan ne yapması gerektiğini bilmez. Kalbi yerinden çıkacak gibi atmaktadır bir de baş ağrısı ve baş dönmesi buna eklenince söyleyeceklerini toparlayamaz.

Sun onun bu sessizliğinden yararlanıp devam eder “Song-i, hatırlıyorsun değil mi? İkinci görüşte aşk gibi bu da ikinci şansımız olsun.  Bana ikinci bir şans verir misin?” derken Song-i’ye  iyice yaklaşır. Kızın gözyaşlarını silerek yüzüne doğru eğilir, tam öpeceği anda asansör çalışmaya başlar. Gürültüyle birlikte bir anlık boşluktan yararlanan Song-i ellerini Sun’ın elinden kurtarır ve göz yaşlarını silmeye çalışır. Asansör tekrar ilk kata inmiştir. Kapı açılınca bir sürü insanın kapıda beklediğini görürler. Teknik ekipten biri “Kusura bakmayın. Elektrikler kesilince jeneratör devreye giriyordu ama bu sefer asansör bağlantılarında sorun çıkmış. Düzeltmemiz biraz zaman aldı.” der. Song-i adamın tek kelimesinden bile anlamayacak haldedir. Kendini hemen dışarı atmak ister. Asansörden hızla çıkıp giriş kapısına doğru yürür.  Sun onun peşinden gitmek üzere adımı atmışken çalışanlardan biri arkasından seslenerek  “Efendim, size ulaşamadım. Toplantıya geç kaldınız herkes sizi bekliyor.” der.Kim Sun Song-i’nin arkasından bakarak içinden “En azından konuşabildim. Şimdi sıra onda.” der. Song-i dışarı çıkıp kendine oturacak bir yer bulduktan sonra elini göğsüne götürür hala eski atışına dönmemiştir. Derin derin nefes alarak kendine gelmeye çalışır. Sakinleştikten sonra tekrar Sun söylediklerini düşünür ve bir anda karar verip yerinden kalkar.

Doktor kulaklarına inanamayarak kızın söylediklerini tekrar eder “Yani ameliyat olmak istiyorsun öyle mi?” Song-i bu üçüncü tekrarı olduğu için derin bir nefes alıp “Evet olmak istiyorum dedim yaa. O kadar zorluyordun, şimdi yapmak istemiyor musun yoksa? Çok tehlikeli diye vaz mı geçtin?” der. Doktor telaşla cevap vererek “Yoo yoo tabiki hayır, vazgeçmedim. Sadece iki yıldır fikrini değiştirmek için uğraşıp duruyorum. Fikrini ne değiştirdi merak ettim.” diye  sorar. Song-i gülümseyerek:

“Benden ikinci bir şans isteyen biri için ben de hayattan ikinci bir şans istemeye karar verdim”

10. Bölümün Sonu

Song-i dışardaki kiraz çiçeklerine bakar, yukardan bakınca kışın karlar altındaki ağaçlarla aynı görüntüde olduğunu fark eder ve bunu farketmenin sevince ile gülerek Jang’a döner. Jang’da gülümseyerek yüzünü kızınkine biraz daha yaklaştırır

“Üstelik burada bir kar tanesi daha var. Hiç erimeyen.”

Song-i yüzünü geri çekerek şaşırmış bir şekilde Jang’a bakar. Jang ise “İsmin Kar demek değil mi?” diye açıklamaya çalışır. Kız gülümseyerek “Evet, öyle.” der. Sonra ayağa kalkıp “Halletmem gereken işlerim var. sonra görüşürüz.” diyerek Jang’ın yanından ayrılır. Jang kızın arkasından bakerken “Bir sorunu var ama ne?” diye düşünür.

 

 

Song-i,  Tae Yang odasına girerek “Selam, nasılsın bakalım?” diye sorar. Tae Yang “Ben aynıyım asıl sen nasılsın,  dün mimarımızı epey telaşlandırmışsın.” diyince song-i anlamaz gözlerle bakar. Bunu gören Tae Yang “Nasıl olduğunu sormaya odama geldi. endişeli görünüyordu.” diye açıklama yapar. Song-i “İyiyim, sorun yok.” diyerek geçiştirir. “İşi bırakmaya karra verdim.”  diyerek pat diye konuyu açıp koltuklardan birine oturur. Tae Yang şaşkın gözlerle “İşi bırakmak mı? O kadar istedikten sonra hem de.” Diye sorar. Song-i umursamaz görünmeye çalışarak “Sanıırm beklediğim gibi değildi. Sıkıldım.” diyip gülümser. Tae Yang  kızım karşına geçip oturarak şüpheci bir tavırla “Bunun asıl nedeni Kim sun olmasın?” diye sorar. Song-i kafasını hayır anlamında sallayıp “Onunla ilgili değil. Tamamen benimle ilgili.” deyip göz kırpar. Tae Yang’da gülümseyerek “Pekala sen bilirsin. Şimdi ne yapmayı düşünüyorsun?” Song-i düşünüyormuş gibi yaparak “Hımm eve gidip bol bol uyumayı mesela.” diyerek gülümser. Tae Yang “Sana ceza o zaman, bundan sonra yemekleri sen yapıyorsun. Boş durmak yok.”  diyerek oturduğu yerden kalkar ve kzın saçlarını karıştırır. Song-i “Öyleyse ben gidiyorum. Evde görüşürüz” diyip çıkmak üzereyken Tae Yang “Seni eve bırakayım mı? ” diye sorar. Kız hayır anlamında başını sallayarak çıkar. Tae Yang  “Kim Sun yüzünden burada çalışmaya dayanamıyorsun. İkisi de birbirini seviyor görünüyor. Ama neden ayrılmışlar bunu öğrenmem gerek.”  diyerek sesli düşünür. Daha sonra şöförünü arayarak Song-i’yi eve bırakmasını ister.

Song-i dün dağınık bıraktığı masasına gidip eşyalarını toplarken tüm gözler onun üzerindedir. Toplama işi bittikten sonra tam çıkmak üzereyken dönüp yüksek sesle “Her şey için teşekkürler arkadaşlar. Umarım istediğiniz başarıları elde edersiniz.” diyerek selam verip odadan çıkar.

 Leun eve gelip buzdolabının altını üstüne getirmeye başlamışken Tae Yang içeri girer.  Mutfaktan gelen sesleri duyunca Song-i sanarak “Aferin yemek görevini yapıyorsun.” diye mutfağa dalınca Leun’la karşılaşır. Leun yaramazlık yaparken yakalanan çocuklar gibi hemen ayağa kalkarak “Şey yemekten önce atıştırıcak bir şeyler arıyordum.” diyerek güler. Tae Yang’da “Kedi gibi dolapları karıştırmaktan ne zaman vazgeçeceksin.” diye çocuğun yanaklarını iki yandan tutarak geçer. Sonra kafasının iki yanından tutup öperek “Song-i nerede?” diye sorar. Leun”Seninle değil mi?” diye sorar. Tae Yang “Bugün işi bıraktı. Eve gideceğini söylemişti.” der ve ikisine birbirine anlamaz gözlerle bakar. Leun “Ben bir saattir evdeyim kimseyi görmedim.” diye omuz silker. Tae Yang merdivenlere yönelerek “Odasına baktın mı?” diyince Leun kafasını hayır anlamında sallar. Odasına gittiklerinde Song-i’nin uyuduğu görüp rahatlarlar. Leun direk yatağa atlar  “Hınbıl seni hem işi bırakmış hem tembellik yapıyor.” diyerek kızı gıdıklamaya başlar. Song-i gözlerini açmaya çalışırken bir yandan da Leun’a engel olmaya çalışır.  “Ahaha yeter ama” diye bağırırken Tae Yang yardıma gelir ve Leun’un tshirtünün ensesinden yakalayarak “Dolap kedisi sen bir saattir evdesin hani yemek?” diyince Leun hemen savunmaya geçer “Ya ama ben pek yemek yapmayı bilmiyorum. Hem işten yorgun geliyorum bir de yemek mi yapayım canım. Burda tembel biri var.” diyip Song-i vurur. Song-i de yattığı yerden ayağıyla bir tekme atar. “Şişşt çocuk gibi kavga etmeyin. Sonra dondurma alacağım dediğim de kızıyorsunuz.” dese de Leun ve Song-i hala vurma, tekme atma, dil çıkarma gibi aktivitelerine devam ediyordur. ” Tae Yang gülerek “Ben sizinle ne yapıcağım. Haydi kalkın dışarda yiyelim.” diye kalkar ve beraberinde Leun’u da sürükler. Song-i yüzünde koca bir gülümsemeyle tekrar yatağa uzanarak burada  ne kadar mutlu olduğunu düşünür. “Gitmek için çok erken olduğunu.” düşünür.

Yemekte Song-i’yi her zamankinden sessiz gören Tae Yang sorar “İşten kendin ayrıldığına emin misin? Ne bu surat?” Song-i ise çubuklarıyla tabağındakileri çorba kıvamına gelene kadar karıştırıyordur. Toparlarak “Haha tabiki kendin ayrıldım. Sadece uyku sersemiyim hala.” diyerek gülümser. Kafasından geçenleri sormanın zamanı gelmiştir. “Tae Yang hani başta anlaştığımız her ay vereceğin parayı hesabıma yatırıyor musun?” diye sorar. Tae Yang evlendikleri günden bu yana Song-i’den ilk defa para meselelerini duyuyordur. Bir an şaşırdıktan sonra “Evet her ay düzenli olarak yatıyor.” diye cevap verir. Song-i “Peki kardeşimin okul işi.” diye devam eder. Tae Yang “Oda aklımda, merak etme.” diye cevaplar ama bir yandan da şüpheli şüpheli kızı inceliyordur. Bugün normalden farklı göründüğünü düşünür. Tam o anda Tae Yang’ın telefonu çalar. Telefonu açıp  “Yine mi sen? Rahat bırakmıyacak mısın bizi?” diye konuşmaya başlarken Song-i ve Leun anlaşılmaz gözlerle birbirlerine bakarlar. Leun sessizce “Kim o?” diye sorsada Tae Yang konuşmasına devam eder “Evde değiliz bugün gelme, hatta hiç bir zaman gelme.” diye telefonu kapatıp sırırtır. Leun “Telefonu suratına kapattığın için bu kadar mutlu olduğuna göre arayan Jang’dı.” der. Tae Yang “Bingo. Herif yapışkan gibi izin versem her gün bizim evde. Hadi siz de çabuk yiyin eve gidip ayaklarımı uzatmak istiyorum.” didiği anda Leun ve song-i birbirlerine sinsi sinsi gülerek yiyebilecekleri en yavaş şekilde yemeye devam ederler. Leun menüyü alarak “Bir de tatlı mı yesek acaba? Şöyle en zor hazırlanannından.” der demez Tae Yang menüyü çocuğun suratına kapatarak “Boşverin tatlıyı yolda alırız evde yersiniz.” der ve kalkmaya hazırlanır. Leun “Tamam tamam dur bari yemeğimizi bitirelim. Ev meraklısı oldu çıktı.” diye söylenmeye devam eder. Tae Yang “Ha bu arada 2 gün sonra şirketin yıldönümü partisi var. Ona göre hazırlanın.” der. Leun yemeği boğazında kalarak “Ne bende gelebilir miyim bu sefer? Geçen sene götürmemiştin.” diye surat asar. Tea Yang “Geçen sene götürmedim çünkü seninle gitseydim çıkacak haberleri biliyorsun.” diyerek elinde ki menüyle hafifçe kafasına vurur. “Ama bu sene Song-i ile birlikte gelirsiniz. Benim önceden gidip ailemle vakit geçirmem lazım. Bu fırsattan istifade arayı düzeltiriz belki.” der ve kıza göz kırpar. 

Ertesi gün Leun’un da tatil günü olunca o ve Song-i party için alışverişe çıkarlar. Song-i bir türlü elbise beğenmeyince Leun mızmızlanmaya başlar “Ah ayaklarım ağrıdı ama hadi bir tane seç gidelim artık. Tatil günümü magazalarda harcıyorum resmen.”  Song-i “Hiç yardımcı olmuyorsun. Zaten hiç anlamma bu işlerden.” diyince Leun daha çok sinirlenir “Hah ben çok anlıyorum sanki.Ayrıca ne giysen yakışıyor hiç kasma.” diyerek yanağından makas alır. Sonunda song-i bir elbise bulunca şirkete uğrayıp ordan eve geçmeye karar verirler. Tae Yang’ın odasının önünde Jang’ı görürler  “Selam,  Song-i işi bırakmışsın. Uzun moladan kastın buydu demek.” der. Song-i gülümseyerek “Evet, anca dinlenirim diye uzun bir mola verdim.” der. Tam bu sırada Tae Yang odasından çıkıp onların yanına gelir. “Haydi  dışarı çıkalım bugün erken bırakıyorum.”  ve Jang’ı görünce daha o ağzını açmadan “Hayır sen gelemezsin.”  der. Jang kahkaha atarak “Ahaha zaten senin suratı görmeye çok meraklı değilim. Nasıl olsa Song-i artık evde sen çalıştığın bir gün onu dışarı çıkarırım.” der ve meydan okur gibi bakar. Tae Yang sinirlenip parmakğını uzatarak “Bunu aklından bile geçirme.” der ve kızı kolundan tutuğu gibi yürür. Asansöre gelince kolunu kurtaran  Song-i “Hey neler oluyor size.” diye sinirlenir. Tae Yang “Eğer birgün birine aşık olursan o kesinlikle Jang olmayacak tamam mı?” diye biraz sesini yükseltir. Asansör geldiğinde üçüde biner. Ama yaklaşmakta olan Kim Sun’u farketmemişlerdir. Kim Sun olduğu yerde dona kalmıştır. “Birine aşık olursanla ne demek istiyor. Zaten onunla evli değil mi?” diye beyninde bir sürü soru dönmektedir.

Bu arada asansörde  Song-i “Merak etme kimseye aşık olacağım falan yok. Hem anlaşmamız da var zaten değil mi? İkimiz de bu şartları yerine getirmek zorundayız.” diyerek Tae Yang’a ters bir bakış atıp çıkar. Tae Yang ve Leun birbirlerine şaşırmış bir şekilde bakarak çıkarlar. Leun sessizce “Gördün mü sinirlendirdin kızı?” Tae Yang “İlk defa onu bu kadar sinirli görüyorum. Gerçekten kızdı sanırım.” diyerek Song-i’ye yetişmeye çalışır. Arabaya bindiklerin de Tae Yang “Kızdın mı? Bak aslında öyle demek istmedim yani sadece senin iyiliğin için. Onun gibi biriyle mutlu olamazsın diye.” açıklamaya çalışır. Song-i “Artık kapatabilir miyiz konuyu?” der ve pencereyi açıp dışarıyı seyretmeye koyulur.

Song-i birden “Dur dur, burada dursana.” diye heyecanlanınca Tae Yang arabayı kenera çekerek “Ne oldu?” diye telaşla sorar. Song-i “Ah eskiden sürekli gittiğimiz bir kafeyi gördüm. Gidip birer kahve içebilir miyiz? Lütfen.” diye yalvaran gözlerle bakar. Tea Yang yolun karşısına bakarak “Heaven Cafe mi? Dur düzgünce park edelim o zaman. Öyle bir telaşlandır ki birine çarpacağız falan sandım.” diye söylenerek arabayı park etmeye çalışır. Kafe’den içeri girdiklerinde Song-i etrafı incelemeye başlar. Hala eskisi gibi dinlendirici bir havası vardır. “Yukarı kata çıkalım. Terası harikadır.” diyerek merdivenlere yönelir. Arkasından Tae Yang ve Leun ağır adımlarla çıkarlar. Song-i Bir masa bulup oturduğunda “Hala Türk kahvesi yapıyorlar mı acaba?” diye sesli düşünür. Leun “O nasıl bir şey?” diye sorar. Tam bu anda Song-i karşıda çiçekleri sulayan kıza gözü takılır. Gülümseyerek “Birazdan göreceksin nasıl olduğunu.” diyip gülümser. Siparişler için gelen çocuğa Türk kahvesi istediğini söyleyince çocuk birazcık şaşırır. Daha sonra çiçekleri sulayan kızın yanına gider ve masayı işaret eder. Kız masaya baktığında Song-i “Sunbae!!!”  diye el sallar. Mercan, Song-i’nin üniversite zamanlarından arkadaşıdır. Türkiye’den Seul’e üniversite okumak için gelmiştir. Ondan yaşca büyük olsada çok iyi anlaşıyorlardır. Mercan ve sevgilisi Dae Han, Song-i ve Kim Sun beraber çok vakit geçirmiştir.

Mercan eliyle güneşi engeller “ Song-i? Nun Song-i?” Mercan da Song-i da çok şaşırmışlardır. Song-i ayağa kalkar “ İnanmıyorum gerçekten sensin.” Mercan hemen ciddileşir ve kızın kulağından çeker “ Nerelerdesin sen? İnsan sunbaesini hiç aramaz mı?” Song-i kulağının ağrısından yana doğru eğilmiştir “ Sunbae! Ben özür dilerim. Kulağımı bıraksan da hani affetsen. “ Bu sırada Leun Tae Yang’a “Görüyor musun Song-i’nin hakkından nasıl geliyor. İyi izle taktik falan al” der. Tae Yang’da  “Çok mantıklı. Kendi ayağıyla buraya gelmeside ayrı bir hoş hani” der ve gülümserler Song-i “Ya Leun bari sen yardım et. Sunbae gerçekten telefonumu değiştirmek zorunda kaldım öyle olunca telefonun yoktu sonra, dönmüşsündür diye düşündüm.” Leun “ Noona! Acıma acıma nasıl olur da insan sunbae’sinin numarasını kaybeder?” der ve kıza dil çıkarır. Biraz önce siparişleri almaya gelen çocuk şaşkın gözlerle “ İşte bu bir Mercan gazabı” der ve daha önce birkaç kez yaşamış olan Song-i kahkaha atar “Kesinlikle” der Mercan gülümser ve kızın kulağını bırakır ve kendine doğru çeker sıkı sıkı sarılırlar. Song-i “ Ben çok mutlu oldum. Anlatamam yani gerçekten çok mutlu oldum” der ve gözleri dolar Mercan “ Deli kız seni “ der ve yanaklarından tutar “ Bende özledim seni”

Tanışma faslını geçtikten sonra eğlenceli bir sohbete başlarlar. Ve söz dönüp dolaşıp Kim Sun’a gelir. Mercan “ Anlat bakalım neler yapıyorsun? Kim Sun nasıl? O niye gelmedi seninle?” Song-i biran donup kalır. Mercan bir pot kırdığını anlar. Song-i biranda gelen sessizlikle gerilen ortamı dağıtmak ve son hızla konuyu değiştirmek için  “Bu arada ben evlendim”  der Mercan şok olur “Ne? Nasıl yani ciddi misin? Kiminle?” Song-i Tae Yang’ın koluna girer “ İşte kocam” Mercan ne yapacağını, ne diyeceğini şaşırır “ Demek siz… Vay canına tebrik ederim Song-i ama bak yine beni kızdırdın” der ve kızın kulağını çeker “ Hani davetiye, hani düğün?” Tae Yang Song-i’nin üzerindeki yükü azaltmak için söze girer “ Ben pek sevmediğim için o tür şeyleri, kendi aramızda küçük bir tören yaptık” der. Song-i’de Dae Han’ı sorar ama Mercan’ın surat ifadesinden artık Dae Han’ın hayatında olmadığını anlar.

Aradan geçen zaman ikisinin de hayatını değiştirmiştir. Eskiden hep birlikte kurdukları hayalleri hatırlar. Şimdi onlardan ne kadar uzak ne kadar farklıdır hayatları. İçinden “Zaman hiçbir şeyin ilacı değil. Sadece her şeyi değiştirerek acılarımızı unutturuyor o kadar.” diye düşünür. Bu sırada Mercan’ın erkek arkadaşı Soon Cheol’da gelir ve sohbetlerine dahil olur. Mercan ve Song-i masada erkeleri bırakarak çiçeklerin olduğu tarafa geçerler. Song-i konuşuşurken Mercan’ın şimdiki hayatından mutlu olduğunu görür ve onun adına sevinir.

Tae Yang heyecanla sunbaesi ile konuşan Song-i’yi izler. Gülümsüyordur, yüzünde ki şok ifadeleri kendisinin de gülümsemesine neden oluyordur. Biran düşünür “Bir hayatı vardı. Sevdiği bir adam vardı, hayalleri vardı, arkadaşları…Hepsini elinden aldın” der kendi kendine “ Song-i’nin geleceğini kendi çıkarların için elinden aldın.” Bunları düşünürken Song-i ile göz göze gelirler kız kocaman gülümser ve el sallar Tae Yang’ta karşılık verir. İçinden “ Bir şekilde mutlu olmasını sağlamalısın” der.

Ayrılma vakti geldiğinde Song-i Mercan’a sıkı sıkı sarılır. “Belki’de onu son görüşüm.” diye aklına gelen düşünceden dolayı gözleri sulanmaya başlayınca hemen bu düşünceyi unutmaya çalışır. Birbirlerinin telefon numaralarını alırlar ve bundan sonra her zaman görüşmek için birbirlerine söz verirler. Song-i arabaya bindiğinde “Verdiğin sözleri tutmuyorsun, tutamıyorsun. O halde neden sürekli söz veriyorsun.” diye düşünür. Onu dalgın gören Tae Yang “Arkadaşınla görüştüğün için mutlu olman lazım ama üzügün görünüyorsun.” der. Leun’da “Aklıma gelmişken neden onca yıl onunla görüşmedin. Sanırım tam da okulu bırakmana denk geliyor. Biraz tuhaf her şeyi bırakmışsın gibi sanki.” diyerek şüpheli gözlerle Song-i’ye bakar. Song-i telaşlanarak “Ne alakası var canım. Sadece tesadüf. Telefonu kaybettim dedim ya.” der ve konuyu değiştirmek için “Hem siz ne konuşuyordunuz öyle. Leun’un her zaman ki hali de senin bu kadar konuşkan olmana şaşırdım.” diyerek Tae Yang’a bakar. Tae Yang umursamazca omuz silkerek “Ne var canım. Onlar senin arkadaşların değil mi? Arkadaşımın eski arkadaşlarıyla konuşurum tabiki.” der. Song-i gülümseyerek “Hım öyleyse Jang’da benim arkadaşım.” der ve sinsi sinsi bakar. Tae Yang “O sayılmaz hem onu senden önce tanıyorum.”  ve ekler “Açmayın şu adamın konusunu gıcık oluyorum.” der. Leun ve Song-i Tae Yang’ı kızdırarak eğlencelerine  devam ederler.

Ve parti günü gelmiştir. Tae Yang erkenden evden çıkınca Leun ve Song-i hazırlanmaya çalışıyordur. Daha doğrusu Leun çoktan hazırlanıp salonda Leo ile uğraşırken bir yandan da Song-i’ye bağırıyordur. “Hadi artık, bu takımla oturmak yeterince zor zaten.” diyerek kalkıp üstünü düzeltir. Song-i merdivenlerden inerken “İçimden bir ses beyaz giymekle hata ettiğimi söylüyor.” der. Leun merdivenlere bakınca “Vay canına harika görünüyorsun. Bir de saç ve makyaj için kuaföre gitseydin iyiydi ama bu halinle de süpersin.” diyip göz kırpar. Song-i “ah elbiseyle yeterince süslüyüm bence bir de saçlarımı yaptırsaydım bünyem kaldırmazdı.” der ve Leun’un koluna girer. “Ee taksi çağırdın mı bakalım?” diye sorar Leun cebinden çıkardığı araba anahtarlarını sallayarak “Hah Tae Yang bana anahtarlarını verdi.” diye sırıtır. Yolda kendi kendine gülmeye başlayan Leun’u görünce Song-i “Yine ne oldu?” diye sorar. Leun “Daha ne olsun sevgilimin karısıyla birlikte partiye gidiyorum. Bundan komik ne olabilir?” diyince Song-i’de kendini tutamayıp güler “Ama ben olmazsam hiç gidemeyecektin.  Biraz pencereyi açar mısın Leun?” der. Evden çıkmadan ilacını almasına rağmen yine midesi bulanmaya başlamıştır. Akşamın serin havası ona iyi gelsede bu gece zor geçeceğe benziyordur.

Leun’la birlikte salona girdiklerin de herkesin çoktan geldiğini görürler. Onları gören Tae Yang hemen yanlarına gelerek “Geç kaldınız. Haydi gidelim.” diyip song-i’nin koluna girer. Üçü birlikte Tae Yang’ın masasına giderler. Annesi ve Büyükbabasına selam veren Song-i soğuk bir şekilde karşılık alır. “En azından karşılık verdiler.” diye düşünüp kendini rahatlatır. Üçü birlikte başka bir masaya geçerler. Etraf çok kalabalıktır. Gazeteciler, iş adamları, ünlüler oradadır. Tae Yang misafirlerle ilgilenmek için sık sık yanlarından ayrılır. Leun sayesinde Song-i kendini yalnız hissetmez. O sırada Tae Yang’ın babasını görür. Tam selam vermeye hazırlanırken o “Gelsene bir dakika.” der ve Song-i ona doğru yürür “O çocuğun ne işi var burda.” diyerek Leun’u gösterir. Song-i Leun’u bildiğini hatırlayarak “Arkadaşımız olarak geldi bir sakıncası mı var?” diye sorar. Adam sinirlenerek “Bu gece bir olay çıkarsa hepsinden sen sorumlusun.” diye tehdit savurup gider. Song-i “Adamaa bak savaş çıksa beni sorumlu tutacak.” diye söylenerek masaya döner. Leun merakla “Ne dedi?” diye sorar. Song-i omuz sallayarak “Hiç, sadece geç kaldığımızı söyledi.” Leun endişeli görünerek “Ondan korkuyorum biliyor musun? Bakışları çok garip. Genelde Büyükbaba’dan korkarlar ama ben ondan daha çok korkuyorum.” der. Song-i söyleyip söylememekte kararsız kalır ama sonra söylememeyi seçer. Eğer Tae Yang’ın babasının her şeyi bildiğini öğrenirlerse tüm huzurları kaçacaktır. “Boşver, beni de pek sevmiyorlar zaten.” diyip göz kırpar.

Jang onların masasına gelerek “Vay canına işte şimdi gerçek bir kar tanesi olmuşsun.” der ve oturur. Song-i  “Bu bir iltifat olmadı. Öyleyse teşekkür ederim.” der. Leun “Seni burada görmek şaşırtıcı, ailenle anlaşamadığını sanıyordum.” der. Jang “Asıl seni burada görmek şaşırtıcı.” deyip bir kahkaha atar ve “Ailemle aramı düzeltmeye çalışıyorum, hepsi bu.”  diyip menüyü alır. “Ee ne yiyoruz, bu davetlerin en sevdiğim yanı yemekten sonra hesap ödemiyoruz.” der. Song-i “Benim canım bir şey istemiyor. Siz söyleyebilirsiniz.” diyip etrafı seyretmeye başladığında tam karşıdan onların masasını izleyen Kim Sun’u görür. Göz göze gelince şaşırır tam bu anda Kim sun gözlerini ayırıp yanında ki kadınla konuşmaya başlar. Song-i dikkatli bakınca onun Topuklu Felaket Ba Lam olduğunu görür. “Yine mi bu kadın?” diye içinden söylediğini sanarken sesli söylemiştir. Leun onun baktığı yere bakarak “Ah hiç kaçırmaz bu geceyi. Her senenin banko misafiri.” der. Jang’da o tarafa bakarak “Ne alıp veremediğiniz var. Bence hoş kadın.” diye sırıtır. Sonradan  “Aha buldum. Tae Yang’da gözü var diye kıskanıyorsunuz değil mi?” sorar. Leun başını sallayarak “Valla benim için hiç sorun değil. O konuda rahatım ama başka birinde daha gözü var diye sinir oluyoruz.”  diyerek Song-i’ye bakar. Song-i Leun’a sinirli bir bakış atarak “Kıskandığımız falan yok. Sadece sevmiyoruz.” diyelim diyip sırıtır. Jang kendinden emin bir şekilde  “Bu işin içinde bir şey var ya yakında öğrenirim.”  der. Leun hemen “Hemen öğren hiç bir şeyi kaçırma, paparazi sanki.” der ama Jang hiç aldırmadan Karşı tarafı izleyip bir şeyler öğrenmeye çalışır. Yemekler geldiğin Leun, Song-i’ye bakarak “Tüm gün bir şey yemedin zaten. Neden yemiyorsun. Bak bunun tadı çok güzel.” diyerek tabağı ona uzatır. Song-i birazcık tadına bakarak “Güzelmiş. Ama canım bir şey yemek istemiyor.” der ve yine suya sarılır.

Song-i biraz hava almak ister. “Buranın bir bahçesi vardır değil mi?” diye sorar.  Jang “Yukarına teras var. Ama kimse çıkmaz oraya.” der. Song-i “Öyleyse daha iyi. Siz oturun ben biraz hava alıp geliyorum. Kalabalık ortamlardan pek hoşlanmıyorum.”  der ve kalkar. Jang arkasından bakarak “Bugün keyfi yok gibi değil mi?”  Leun “Birkaç gündür böyle ama nedenini anlayamadım.” der ve üzgün üzgün bakar. Jang aceleyle kalkarak “Ben bir bakayım.” der ve kızın arkasından gider. Çaktırmadan izlemeye devam eden Kim Sun Song-i’nin masadan kalktığını ve Jang’ın da peşinden gittiğini görür.

Song-i temiz havayı içine çeker ve manzarayı seyretmeye başlar. “Gece manzarasına bakınca insan garip bir huzur hissediyor değil mi?”  Song-i arkasını döndüğün de Jang’ı görür. Song-i  “Gece kişiye özeldir. İstediğimiz şeyleri sırf kendimiz için yaparız. Sanırım huzur oradan geliyor.” diyerek gülümser. Jang’da “Hımm demek istediğin şeyleri yapamıyorsun diye huzursuzsun.” diyip kızın yanına gelir. Parmaklıklara yaslanarak manzaraya bakmaya başlarlar. Jang “Şimdi ne yapmak istiyorsun? Söyle yapalım.”  Song-i “Ahaha aslında sadece yalnız kalmak istiyordum.” diyip yan gözle bakar. Jang “Aman tanrım açıkca kovuldum.”  der ve birlikte gülerler. Tam bu anda hızlı adımlarla Tae Yang gelir ve Song-i’nin kolundan tutup çeker. “Aşağı inmemiz lazım.”  Kız ne olduğunu anlamadan Jang Tae Yang’ın kolunu tutar ve “Biraz sakin olur musun?” der. Tae Yang kızı bırakmadan “Sakin mi olayım. Ben dedikodulardan kaçmak için evleniyorum. Siz de burada  başbaşa yeni dedikodulara davetiye çıkarıyorsunuz. Bir de Tae Yang’ın karısı kuzeniyle aldatıyor diyenler mi uğraşayım. Bunu mu istiyorsunuz?” diye sesini yükseltir. Tae Yang’la birlikte gelen Leun “Biraz sessiz olun.” diye uyarır. Song-i kolunu Tae Yang’dan kurtarıp parmaklıklardan destek alarak ayakta durmaya çalışır. Baş ağrısı böyle anlarda daha çok şiddetleniyordur. “Özür dilerim haklısın dikkat etmem gerekiyordu.” diyerek Tae Yang’dan özür diler.   Jang iyice sinirlenerek “Bir de özür mü diliyorsun? Bu ne bencillik. Adam sevgilisiyle rahatça yaşamak için senin tüm hayatını engelliyor. Bir de özür diliyorsun.”  diyerek Song-i’ye bağırır. Tae Yang “Bu seni hiç ilgilendirmez bu ikimizin arasında.” der. Jang dişlerini sıkarak “İlgilendirir. Song-i’yi bir eşya gibi kullanmana izin vermem.” diyerek Tae Yang’ın gözlerinin içine bakar. Biraz sonra yumruk yumruğa girecek gibi duruyorlardır. Leun ve song-i ne yapacaklarını bilmeden izlerler. Tae Yang “Onunla bir anlaşma yaptık ve buna uymalıyız. Bu kullanmak değil. Kesinlikle değil.” der.  Jang tam ağzını açacakken Song-i “Yeter artık iyice saçmaladınız. Burda söz konusu olan benim ve hiçbir şikayetim yok. Kesin artık. Ben aşağıya iniyorum.” der ve kapıya yönelir. Leun’da arkasından gider.

Song-i merdivenlerden inmek üzereyken başı döner ve korkuluklara tutunur. Leun hemen arkasından yetişip “İyi misin?” diye tutar. Song-i “İyiyim ben. Sen Tae Yang’la ilgilen ve o ikisini birbirinden uzaklaştır.” der ve korkuluklara tutunarak aşağı ner. Garsonlardan birine lavoboyu sorar. hızlı hızlı yürümeye çalışır ama bu pek mümkün değildir. Burnundan sıcak bir şey hissedince elini burnuna götürür ve kanadığını fark eder. Neyseki lavaboya ulaşmıştır. İçeri girip kimseye görünmeden tuvalete girer. Baş ağrısından ve mide bulantısından kurtulmanın en kısa yolu kusmaktır. Bu sıralarda Leun Tae Yang’ı sakinleştirip aşağıya indirmiştir. Jang’da hala terasta sakinleşme çalışırken bir yandan da Tae Yang’a söyleniyordur.

Aşağı indiğinde Tae Yang’ın konuklarıyla sohbet ettiğini görür. Masada Leun tek başına oturuyordur. “Song-i nerede?” diye sorar. Leun telaşla “Ben de sana soracaktım aşağı indiğimizden beri yok.” der. Jang etrafa bakınarak “Eve gitmiş olabilir mi?”  diye sorunca Leun iyice sinirlenir “İki dakika çeneni tutamadın değil mi?”  diyerek ona kızar. Jang “Sen de başlama sende en az onun kadar bencilsin.” der ve masadan ayrılır. Song-i’nin  lavaboda olabileceğini tahmin ettiği için oraya doğru ilerler. İçerden çıkan  kadınlardan birine “İçeride uzun beyaz elbiseli biri var mı?” diye sorar. Kadın “Ah evet, pek iyi görünmüyordu.” diye cevap verince Jang bir hışımla içeri dalar.  Song-i lavabonun önünde yüzünü su çarparken karşısında Jang’ı görünce “Se- sen ne arıyorsun burada?” diye sorar. Jang “Sana bakmaya geldim.” diye kızı gözlerken elbisesin önünde ki kan lekesini görür. “Ne oldu bir yerini mi kestin?” diye sorar. song-i umutsuzca elbisesine bakarak “Üff elbiseyi mahvettim. Bir şey yok sadece size sinirlenince burnum kanadı.” diye kızarak bakar. Jang’ın telaşı hala geçmemiştir “Hastaneye gidelim mi?” diye sorar. Song-i “Yok artık burnum kanadı diye hastaneye mi gideyim? Geçti bile bir şey olmaz. Ama olan elbiseye oldu.” der. Bu sırada lavaboya gelen kadınlar Jang’ı görünce şaşırarak geri çıkmaktadır. Song-i “Acele et çıkalım burdan.” diyerek onu uyarır. Jang “Pekala o zaman seni eve götüreyim.” der. İkisi birlikte lavabodan çıkıp garsonlardan birine arka kapıyı sorarlar. Mutfak girişinden otoparka ulaşıp arabaya binerler. Song-i Leun’u arayarak elbiseninkirlendiğini ve eve gittiğini haber verir.

Arabadayken Jang “Özür dilerim. Seni korumaya çalışıyordum.” diye özür dilemeye çalışır. Song-i “Beni korumana ihtiyacım yok. Çünkü ben şikayetçi değilim. Tae Yang’ın söylediği gibi bir anlaşmamız var ve ikimizde ona uymalıyız. Hatalı davranan bendim. Kızmakta haklıydı.” diyince Jang  “Hiçbir şey anlamıyorum.” diyerek Song-i’ye bakar. kız artık tükenmiş bir haldeyken “Boşver anlamaya çalışma sadece böyle olduğunu kabul et.” der ve koltuğuna yaslanır. Bir süre sessizce gittikten sonra Jang tam bir şey söylemek için yan tarafa baktığında kızın çoktan uyuduğunu farkeder ve ağzından şu sözcükler dökülür: “Neden bunu kendine yapıyorsun neden?”

Kim Sun kapının arkasında yere çökmüş vaziyette biraz önce duyduklarını sindirmeye çalışır. Çöktüğü yerden kalkar ve kapının dışına yani terasa çıkar. Kulaklarında o sözler tekrar tekrar dönmektedir:

“Onunla bir anlaşma yaptık ve buna uymalıyız.”

Not: Bu bölümde geçen Mercan karakteri çingum Ser-Min’in Finding The Heaven hikayesinin ana karakteridir. Okumak isteyenleri buraya alabilirim. 😉

9. Bölümün Sonu

 

~Bir Kar Tanesi Ol  8. Bölüm~

Bahar yavaş yavaş yüzünü göstermeye başlarken, Song-i yine işyerindeki penceresinin önüne dışarıda yeni açan kiraz çiçeklerini seyrediyordur. “Bugün sandviç yok mu?”  diye soran birini duyduğun da sesi hemen tanımıştır. Arkasını döndüğün de Jang’ı görür. “Geç kaldın, karnımı doyurdum şimdi de ruhumu doyuruyorum.” diyip arkasını döner. Jang kızın nereye baktığını görmek için pencereye yaklaştığında kiraz çiceklerinin açmış olduğunu görür. “Bunların zamanı gelmiş miydi? Hiç görmedim.” diyince Song-i şaşırır, “Görmedin değil sadece bakmadın.” diyip çocuğun karnına hafifçe vurarak “Hep karnını doyuruyosun biraz da ruhunu doyur.” der ve gülümser. Jang’da ilk defa Song-i’ye gülümsemiştir. Song-i “Öğle arası bitmiştir. Ben işime dönüyorum.” diyip hızlı adımlarla uzaklaşır. Jang’da akşamdan beri düşünündüğü şeyi yapmak için daha kararlı adımlarla Genel Müdür’ün odasına doğru ilerler.

Akşam yemeğinde üçünün de keyfi her zaman ki gibi yerindedir. Tae Yang ve Leun didişirken Song-i’de tam karşıların da gülerek onları izliyordur. Leun “Nasıl gidemem. Kesinlikle olmaz söz verdim gitmem lazım.” diye kaşığını masaya vurur. Tae Yang yan tarafına sinirli bir bakış atarak “Kim dedi sana söz ver. Hem iki günlük gezi mi olurmuş. Ben seni götütürürüm sonra oraya.”  diye çocuk kandırmaya çalışınca Leun hemen cevabını verir  “Tamam anne, bana dondurma da alıcak mısın?” Song-i onları gülerek dinlerken bir yandan da yemeğini yemeye çalışıyordur. Sorun Leun’un iş yerinden arkadaşlarıyla 2 günlük bir tatile çıkmak istemesidir. Tae Yang başka bahane bulamayınca “Hem Song-i’yi de götütürüz. O da görmüş olur.” diye topu kıza atar. Song-i direk sıvışmaya çalışarak “Beni karıştırmayın da ne yaparsanız yapın.” der demez Tae Yang’ın korkutucu bakışlarına maruz kalır. Leun “Noona’yı rahat bırak. Onun da bir hayatı var. Belki hoşlandığı biri vardır. Onunla dışarı çıkmak istiyordur.” diye hazır söz açılmışken Song-i’nin ağzından laf almaya çalışır. Tae Yang hemen kıza dönerek “Ne? Var mı yoksa? Sakın bana Jang olduğunu söyleme, bugün sizi konuşurken gördüm.” der demez Leun söze karışır “Ne? Şirket dedikodularını bana söylemiyorsunuz demek. Haksızlık ama ben de şirkette çalışmak istiyorum.” Tae Yang “Pekala ne işi yapmak istersin. Mesela seni şirketin dedikodu müdürü olarak işe alayım ne dersin?” diyince, Leun  omuz silkip Song-i’ye “Anlat bakalım ne konuşuyordunuz? Gerçekten hoşlanıyor musun? Bizim yakışıklı mimara noldu?” diyince Tea Yang karnına  bir dirsek geçirir. Leun  “Ahh tamam tamam yakışıklı olmayan mimar hatta bildiğin çirkin o.” diyip karnını tutar. Song-i “Daha ne kadar saçmalayacaksınız acaba diye bekliyorum.” diyince Leun “Yani Jang’dan hoşlanmıyorsun. Peki çirkin mimar?” diyip yan gözle Tae Yang’a bakar. O da “Senin mimara Ba Lam kancayı atmış gibi.” diyerek  ucundan konuşmaya katılır. Leun “Hii bizim Topuklu Felaket Ba Lam yakışıklı bir erkek görmesin hemen atlar.” diyerek bir yandan karnına alacağı darbeden kaçar ama bu sefere Tae Yang  yakışıklı kelimesini duymamış görünüyordur. Song-i’den laf alamayacağını anlayan Leun Tae Yang’ı sorgular. Tae Yang’da ona uyarak anlatmaya başlar. Song-i onların bu halini görünce kahkalarını tutamaz “Şimdi neden bu kadar iyi anlaştığınızı daha iyi anlıyorum.” desede onlar hiç duymamış gibi devam ederler. Tae Yang’ın o ciddi duruşundan evde eser yoktur. Leun’la bir araya gelince o da ona uyarak tam bir çift oluyorlardır. Bir anda kıza dönüp aynı anda “Sahi siz neden ayrılmıştınız ki?” diye sorunca Song-i ne diyeceğini bilemez. Leun nedenler bulmaya başlar “Filmlerde ki, ölümcül bir hastalığın var ve onu üzmemek için mi?” Tae Yang lafa girerek “Ya da çocuğu olmuyordur.” Leun gülerek “Ya da biz ayrı dünyaların insanıyız demiştir.” diyip kahkahayı basarken Tae Yang ciddi bir tavır takınarak “Matematiksel olarak  baktığımız da pek ayrı dünyalar olmuyorlar aslında. Kim Sun’da zengin sayılmaz. Ayrı ama birbirine yakın dünyaların diyebiliriz belki” diye bir açıklama getirince ikisine korkmuş gözlerle ona bakar. Leun “Offf ben seninle ne yapacağım.” diye masaya kapanır. Tae Yang “Hadi ama doğru değil mi yani?” dedikçe Leun yattığı yerden ofluyordur.  Tae Yang Song-i’ye sus işareti yaparak Leun’a doğru eğilir ve kulağını ısırır. Birden irkilen Leun “Ahh” diye bağırarak sandalyesinden düşeceği anda masaya tutunup dengeyi sağlar. Tae Yang, kıza dönüp “En sevmediği şeydir.” diye açıklama yapıp gülmeye devam eder. Leun kulağını ovalarken Tae Yang “Acıdı mı? Dur bakayım.” diye elini atmışken Leun  ” Acıdı tabi.” diyip kalkar.  “Ayrıca o geziye de gideceğim.” diyerek hızla merdivenlere kaçar. Tae Yang kalkıp “Hey sen gel buraya.” diye peşinden gitmek üzereyken kapı çalar. Tae Yang kapıya doğru giderken Song-i biraz önce ki ayrılık tahminlerinden birini düşünüyordur.

(Tea Yang & Leun )

Tae Yang “Umarım tahmin ettiğim kişi değildir.”  diye düşünerek kapıyı açtığında hayat ona bir nanik yapmıştır ve kapıda ki Jang’dır. Tae Yang hiçbir şey demeden kapıyı açıp arkasını dönüp gider. Jang içeri girerken “Neyse en azından kapıdan kovmadın.” der ve Tae Yang’ın peşinden salona doğru yürür. Song-i salona girerek “Kim gelmiş?” demesiyle koltukta el sallayan Jang’ı görür. Leo koşarak gelip Jang’ın ayaklarının önüne yatar. Jang köpeğin başını okşayarak “Size iyi haberler vermeye geldim. Gerçi sizin için ne kadar iyi olur bilemem.” der. Ona doğru çevrilen gözleri görünce “Yarından itibaren bende şirkette çalışmaya başlıyorum.” diye ortaya bir bomba atar. Tae Yang “Ne saçmalıyorsun sen? Sen kim çalışmak kim?” diye sesini yükseltir. Biraz önceki neşeli halinden eser yoktur. Jang hiç uslubunu bozmadan gayet soğuk kanlı bir şekilde “İstemediğim için çalışmıyordum. Ama artık istiyorum.”  diyince Tae Yang’ın sinir kat sayılarında bir yükselme gözlenir. “Neden istiyorsun acaba?” diye merakla sorar. Jang göz ucuyla Song-i’ye bakarak “Artık faydalı şeyler yapmaya karar verdim diyelim.” der. Song-i gülümseyerek mutfağa geçerken  Tae Yang “Yine ne saçmalıklar peşindesin çok merak ediyorum.” diyip kumandayı alarak sinirini ondan çıkarmaya karar verir.

Song-i ellerinde kahvelerle geri döner. Jang kahvesinden bir yudum alarak “Sandviçi olduğu kadar kahveyide güzel yapıyormuşsun.” diyince Tae Yang “Ne sandaviçi?” diye sorduğu anda Leun merdivenlerden hızla inerek “Biraz önce kapı mı çaldı?” diye sorar. Jang “Ovv meşhur Leun’u da görmüş oldum. Demek ki sen de bu evde kalıyorsun. Tae Yang evi toplama kampına çevirmişsin.” diye her zaman ki kırıcı konuşmalarından yapar. Leun anlamaz gözlerle ona bakarken, Song-i “Aldırma, ilk tanıştığı insanları ezmek gibi bir hobisi var. Ama takmayınca susuyor.” der. Jang bir kahkaha patlatarak “Bravo beni 28 yıllık kuzenimden iyi tanımışsın.” diyip Tae Yang’a bakınca o da “Hah sanki iyi bir marifetiymiş gibi bilmemizi istiyor.”  diyip kahvesine gömülür. Leun ortama giren yeni birini tanıma fırsatı varken hemen koltuğa oturup, Song-i’nin kahvesini alır. Song-i “Hey o benimdi ama.” diyince “Noona,bana yapmadın mı?” diye çizmeli kedi gözleriyle bakınca Song-i “Uff tamam senin olsun ben bir tane daha yaparım.” der. Onları izleyen Jang “Vay canına sizin birbirinizi kıskanmanız, kavga etmeniz falan gerek miyor mu?” diye sorar. Biraz önce cevap yapıştıramamanın gazıyla Leun “Senin de istenmediğini bildiğin halde burada durmaman gerekiyor ama işte herkes yapması gerekenleri yapmıyor.” diyip suratını çevirir. Jang gülerek “Tam birbirinizi bulmuşsunuz.” deyip Tae Yang’a bakar. 

Kahveleri bitene kadar televizyon kanalları arasında gezerek güncel konulardan bahsederler. Bir ara Song-i ve Leun Tae Yang’ın zapping hobisinden bıkınca kumandayı ondan kurtarmaya çalışırlar.  Jang bir anda Tae Yang’ın güldüğünü olduğunu görür, onu ilk defa bu kadar rahat ve mutlu görüyordur. Ne kadar anlaşmasalar da çocukluklarından beri bir aradadırlar ve Tae Yang her zaman insanlara karşı mesafeli olmuştur. Aileden olmayan insanlarla konuşma gereği bile duymayan insan şimdi iki yabancıyla gayet mutlu görünmektedir. Jang hem şaşırır hem de içten içe onun için sevinir. Devamlı kavga etselerdi Tae Yang’ı her zaman abisi olarak görmüş ve sevmiştir. Onun sırrını lise yıllarında öğrenmesine rağmen kimseye tek kelime etmemiştir. Tae Yang’ın aslında onu sevdiğini biliyordur. Çünkü o sevmediği insanlara bir dakika bile katlanamaz. Oysa onların kavgaları artık tatlı sataşmalar haline gelmiştir. Son bir kaç yıldır onu ailesine açıklaması konusunda  cesaretlendirmek için üstüne çok gitmiştir ama aslında bunu onun iyiliği için yapıyordur. Onun da herkes gibi rahatça sevdiği insanla birlikte olmasını istemiştir. Ama şimdi ki manzarayı gördüğün de buna gerek kalmadığını bu sahte evlilik sayesin de Tae Yang ve Leun’un rahat ettiğini üstüne üstük Song-i gibi biriyle dost olduklarını görünce içi rahatlamıştır. Jang insanlarla çabuk iletişim kuran biri görünse de aslında asla gerçek yüzünü göstermiyordur. Bu yüzden gerçekten mutlu olduğunu hiç hissetmemiştir.  “Sanırım artık benim de duvarları mı yıkma zamanım geldi. Ama bunun için bana yardım edecek birini bulabilecek miyim?” diye düşünerek  Song-i’ye bakar. Birden ayağa kalkarak “Biliyorum çok üzüleceksiniz ama gidiyorum.” diyip sinsi sinsi güler. Leun “Ah sanırım gidip yatağıma kapanıp ağlıyacağım.” der ama sonra gülerek “Görüşürüz.” der. Tae Yang’da karizmasından ödün vermeyerek iki parmağını havaya kaldırarak “Güle güle” demeye benzer bir hareket yapar. Song-i onu kapıya kadar geçirirken, Jang “Yarın öğle yemeği için iki sandviç yap.” diyerek göz kırpıp çıkar.

Ertesi gün Song-i masasında çizimlerle uğraşıyordur. Öğle yemeğinden önce yetiştirmesi gerekenler biriktiği için hızla bitirmeye çalışırken bir yandan da sabah yatağından kalktığı andan itibaren başlayan baş ağrısıyla mücadele eder.Çizimleri yetiştirip sekretere teslim ettikten sonra tekrar masasına döner ve dinlenmek için başını masaya koymasıyla uyuya kalır. Jang, kızı her zaman ki yerinde bulabilmek için pencerenin önüne geldiğin de kimsenin olmadığını görür. “Herhalde Tae Yang ile yemeğe çıktı.” diye düşünüp suratını asarak asansöre biner. Song-i gözlerini açtığında herkesin öğle yemeğinden döndüğünü görüp. Sandalyede yatmaktan ağrıyan belini tutarak doğrulduğun da diğer çalışanların ona tuhaf tuhaf baktığını görür ama artık buna o kadar alışmıştır ki görmezden gelip toparlanmaya çalışır.  Tam o anda Kim Sun bir hışımla içeri dalarak  “Won Seul nerdesin?” diye bağırır. Arkalardan uzun saçlı çok zayıf bir kız “Benim efendim. Yanlış bir şey mi yaptım?” diye Sun’un yanına gelince oda elindeki planı göstererek “Sen mimar olduğuna emin misin? Bu kirişin burada ne işi var.” diye gösterir. Kız onun gösterdiği yere bakarak “Be- ben böyle bir şey çizmedim.” diyip Song-i’ye bakar. Song-i uyku sersemi olanlara anlam vermeye çalışarak bir yandan da masasında çizimin orjinalini bulmaya çalışır. Kim Sun masaya gelerek çizimleri karşılaştırır ve hata yapanın temize geçiren  Song-i olduğu anlaşılır. Kim Sun iyice sinirlenmiştir. “Sen nasıl böyle bir hata yaparsın? Bunu birinci sınıftayken öğretiyorlar.” diye bağırır. Song-i ayağa kalkmaya çalışarak “Çok özür dilerim, acele ettim sanırım o yüzden oldu.” diye açıklamaya çalışır. Kim Sun “Özrün kabahatinden de büyük. Bina yıkıldığında aceleye geldi diye bir basın açıklaması yaparsın o zaman.  Senin bu projeye katılma işini yeniden düşünmem lazım.” diye konuşurken Song-i hiçbir şey duymuyordur. Kulakları uğulduyordur ve baş ağrısı dayanılmaz şekilde artmıştır, düşmemek için masaya tutunur. Birden midesinin çok bulandığı hisseder ve kusmamak için eliyle ağzını kapatır. Bu hareketi gören Kim Sun onun iyi olmadığını anlar ve üzerine gittiğini için anında pişman olur. “İyi misin?” diye telaşla sorar. Song-i kafa sallayarak eli ağzında lavaboya doğru koşar. Kendini tuvalete zor atmıştır, klozetin kapağını kaldırır ve kusar. Bir eliyle tuvalet kağıdından bir tomar alarak ağzını sildikten sonra kapağı kapatıp sifonu çeker ve kapağın üzerine oturur. Uzun zamandır böyle kötü olmamıştır. Arada sabahları midesi bulansa da gün için de idare etmektedir. Kusunca baş ağrısının geçtiğini hisseder. Çıkıp yüzünü yıkarken aynaya bakıp “Doktora uğrama zamanım gelmiş anlaşılan.” der ve bir avuç suyu yüzüne çarpar. 

Bu arada tuvaletin kapısında volta atıp duran Kim Sun iyice telaşlanmıştır. Song-i’yi azarladığı için kendini suçlu hisseder. Kız geç kalınca iyice meraklanır ve tam içeri girmek üzereyken Song-i çıkar. Kapıda Kim Sun’la burun buruna gelen Song-i şaşırır. Kim Sun kızın bembeyaz olmuş yüzüne, sudan ıslanmış ve dağılmış saşlarına bakınca içi sızlar ve “İyimisin diye bakmaya gelmiştim.” der. Song-i başını eğip elleriyle saçlarını düzeltir. “İyiyim.” der büyük bir kararlılıkla sanki böyle söyleyince gerçekten iyileşecek gibi… Sonra biraz önceki konuşmaları hatırlayıp “Çok üzgünüm bugün biraz dalgınım. Bir daha böyle bir hata yapmayacağım söz veriyorum.” diyip Kim Sun’un gözlerinin içine bakar. Biraz önceki projeden alınma sözünü hayal meyal hatırlıyordur. Kim Sun “Bilmiyorum Song-i, ben evet desem bile diğerleri tepki gösterecektir.  Bugünlük eve gidip dinlen iyi görünmüyorsun. Bunları sonra konuşuruz.” diyip giderken aklı kızdadır. “Acaba gerçekten iyi mi? Hayır arkana dönme.” diye kendi kendine söylenir. Song-i Kim Sun’un arkasından bakarken “Artık arkana bakmıyorsun demek ki. Bu iyi.” diye gülümser. Sonra duvara dayanak “Off şimdi kovuldum mu kovulmadım mı?” diye düşünürken bugünü hastaneye gitmek için değerlendirmeye karar verir.

Song-i her zaman ki gibi yine bir sürü test yaptıktan sonra Doktor Kang’ın odasında bekler. Doktor içeri girdiğin de “Artık kesin bir karar vermelisin Song-i, ameliyat şansı için kritik zamanlar. Sonrası çok geç olabilir.” diyerek direk konuya girer. Song-i gülümseyerek “Bu kararı önceden vermiştim. Ameliyat olmayacağım.” der. Doktor hem sinirlenerek hem de üzülerek “Yaşama şansın var neden bunu değerlendir miyorsun?” diye sorunca Song-i sesini yükselterek “Yaşama şansı mı, yüzde on mu? Hem de  tamamen iyileşeceğim bile kesin değilken.”

~ * ~

(Song-i & Kim Sun)

Bi Rain – Love Song

Song-i ders arası çimlere oturmuş havanın tadını çıkarırken arkasından gelen Kim Sun aniden sarılınca korkar. Kim sun kızı kollarına almış bırakmaya hiç niyeti yoktur. Song-i “Ahh kitabımın sayfasını kaybediyorum ama.” diyince Kim Sun kızı bırakarak “Şuna da bak demek kitabının sayfası benim sarılmamdan daha değerli ha? Küstüm işte.” diyerek kıza sırtını dönüp oturur. Song-i sırtını onun sırtına dayayıp ayaklarını uzatır. “Oh koltuğumda ne rahatmış. Kitabımı da  rahat rahat okurum böylece.” diyip gülümser.Kim Sun birden çekilince  Song-i sırt üstü çimlere düşer. “Ahh acıdı ama çok kötüsün.” diye söylenirken bir yandan elindeki kitapla Kim Sun’a vurmaya çalışır. Çocuk kızın elindeki kitabı alıp arkaya fırlatarak dudağına bir öpücük kondurur. Song-i “Ama kitabım.” diye kalmaya çalıştığında öpücükle geri yatarır. Song-i en sonunda pes eder, Kim Sun’da çimlere uzanarak Song-i ile yüz yüze gelecek şekilde durur. “İşte böyle, burda ben dururken kitaba bakmak olur mu hiç?”  Kız gülümseyerek ellerini Kim Sun’un iki yanağına koyar ve “O zaman seni okurum. Hımm başlıyorum. Kim sun’un yüzü her zaman gülerdi. İnsanlar bunun o güzel dişlerini göstermek için doğal bir tepki olduğunu düşünebilirdi. Gülümsediğin de ise yanaklarında oluşan belli belirsiz gamzeler onun alçakgönüllüğünü simgeler gibiydi. Ne çok belli ne belirsiz iki küçük alçakgönüllü gamze… Gözleri ise daima parlardı, en kötü en karanlık durumlarda bile onun gözlerinde ki umut ışığı ile kendinizi güçlü hissedebilirsiniz. Çenesinde ki o küçük minnacık ben ise karakterini temsil ediyordu. Güzel bir yüze sahip olduğu kadar güzel bir karaktere de sahipti işte yüzündeki bu küçüçük ben gibiydi karakterinde ki kötü özellikler. İyiliklerinin yanında küçücük kalıyordu. Dudakları ise hımm sanırım onu anlatsam bile anlayamayacaksınız. Yaşamak gerek.” diyerek kafasını yerden birazcık kaldırarak  Kim Sun’u öper. Çocuk biraz önceki sözlerin şaşkınlığı ile ağzını açamaz. Song-i “Ne oldu, kitabımı beğenmedin mi?” diye güler. Kim Sun nihayet kendine gelerek “Çok etkileyici bir kitapmış. Bırak o kalın sayfalı kitapları bundan sonra hep bu kitabı oku.” diye gülümser. Song-i doğrulup çimlere oturur. Birden kalkınca başı dönmüştür. Bir de iki gündür devam eden baş ağrısı eklenince elleriyle başını tuutp eğilir. Kim Sun telaşla kalkarak  “Düşünce çok mu acıdı.” diye sorar. Song-i kafa sallayarak “Yok o geçti. Bu bir türlü geçmek bilmeyen baş ağrım.” diyince Kim Sun kızın saçlarından öperek “Şimdi geçti mi?” der. Song-i gülerek “Malesef sizin ilacınız bugün işe yaramıyor,  Doktor Dudak.”  diyince kim sun ellerini çenesine koyup ciddi bir şekilde “Hım öyleyse durum ciddi olmalı, şimdiye kadar ilacımın iyileştiremediği hasta olmamıştı.” der. Song-i “Hii kaç hastan oldu söyle çabuk.” diye çıkışınca Kim Sun kafa sallar “Hasta hakları gereği bilgilerini gizli tutmalıyım.” diyince kız kalkarak çantasını ve kitabını alıp  “Gizli hastalarınla sana mutluluklar.” diyip gider. Kim Sun kızın arkasından koşup yetişir ellerini omzuna atıp kulağına eğilerek “Aslında daha farklı tedavi yöntemlerim de var. Sana göstermemi ister misin?” diyince karnına dirseği yer. Song-i “Çok şımardın sen, bir daha hikaye okumak yok.”  diyince gülerek kızın yanağından kocaman öper. Ciddileşerek “Baş ağrın için doktora git mutlaka, kaç gündür geçmiyorsa ciddi bir şey olabilir.” der. Song-i “Önemli bir şey değil, ilaç alırsam geçer.” diye geçiştirmeye çalışsa da Kim sun “Nerden biliyorsun, kesinlikle gidiyorsun doktora. Hatta yarın birlikte gidelim.” diye ısrar eder. Song-i “Tamam tamam yarın gideceğim söz, hem senin arkadaşlarına sözün vardı. Ben giderim sabah erkenden.” diye pes eder. Kim Sun “Söz mü ama?” diye kızın gözlerinin içine bakar. Song-i ” Tamam söz söz.” diye gülümser. Yürüyerek kızın evine yaklaşırlar. Song-i “Dön artık, her gün bir sürü yolu geliyorsun benim için.”  diyince Kim Sun “Hah senin için mi? Hiç de bile ben kendim için geliyorum.” der. Song-i anlamaz gözlerle bakınca “Seninle biraz daha vakit geçirmiş oluyorum fena mı?” der. Song-i durur ve parmak uçlarında yükselerek Kim Sun’u öper ve “Hadi artık dön, söz yarın bir saat fazla kalıcam.” diyince “Hımm bu anlaşmayı sevdim.” diyince ertesi gün buluşmak üzere vedalaşırlar ve arkalarını dönerek yürümeye başlarlar. Song-i arkasını döndüğünde Kim Sun’un da döneceğinden emindir. Gülerek arkasına bakar ve aynı anda Kim Sun’da dönünce el sallayarak yürümeye devam eder.

 Ertesi sabah yatağından zorla kalkarak erkenden doktora gider. Doktora şikayetlerinden bahsedince, bazı testleri yaptırması istenir. Song-i doktorun birkaç ilaç yazıp onu göndereceğini düşünmüştür ama iş ciddi görünmektedir. Kim sun’la olan buluşmasına geç kalacağı için arayıp haber vermek ister. Ama tam o anda telefonu çalar, arayan Kim Sun’dur . İşleri uzadığı için akşam buluşmayı teklif eder, Song-i’de memnuniyetle kabul eder. Bütün testleri yaptırıp sonuçlar için öğleden sonrayı bekler. Doktorun odasına girdiğinde çok ciddi bir şekilde önündeki işlerle ilgilendiğini görür. Song-i’yi farkettiğinde “Ah, geldin mi? Sana soracaklarım var lütfen otur.” diyerek önünde ki koltuğu gösterir. Kız oturduğun da “Baş ağrıların ne zamandan beri devam ediyor demiştin?” diye sorar. Song-i “Şey aslında ara ara oluyordu ama son günlerde şiddeti arttı.” diye cevaplar. Doktor “Emin olmak için tekrar emar çekmeliyiz.” diyerek hemşireyi çağırır. Song-i yine o karanlık, soğuk ve  daha önce hiç duymadığı rahatsız edici sesler çıkaran tünele gireceği için huzursuz olmuştur. Bir de doktorun ciddi davranışları morelinin  bozulmasına yol açar.  Bir saat sonra tekrar doktorun odasında beklerken sürekli saate bakar. Sonunda doktor gelir ve tam karşısında oturur. “Bayan Nun sizinle açık konuşacağım. Bunu söylemek çok zor ama durumunuz ciddi görünüyor. Sonuçları ilk gördüğüm de bir yanlışlık olduğunu düşündüm ve tekrar istedim. Malesef sonuçlar aynı çıktı.” diye konuşurken Song-i söze girerek “Lütfen direk söyleyin.” der. Sabahtan beri bir sürü test uygulayıp beklemek sinirlerini yıpratmıştır. Doktor anlayışla karşılayarak “Haklısınız bugün zor birgün geçirdiniz ama bundan sonra daha zor günler sizi bekliyor. Büyük bir tedavi sürecine gireceğiz ve bunu atlatacaksınız.” Song-i son bir sabır kırıntısıyla “Neyi atlatacağım?” diye sorar. Doktor sandalyesine yaslanarak “Beyninizde bir tümör var.” der. Song-i bundan sonra ki konuşmaları hayal meyal hatırlamaktadır. O andan itibaren kulaklarında ki uğultu nedeniyle doktorun söylediklerinden bir şey anlayamaz. İçinden sürekli “Hayır bu olamaz. Bu bana olamaz. Olmamalı.” diye tekrar eder.  Doktor bir süre onun durumu kabullenmesi için bekler. Kız kendine gelince sözlerine devam eder. “Şu andan itibaren her gününüz önemli. Belirtilerin geç başlaması tümörün yavaş yavaş büyüdüğünü gösteriyor. Öncelikle ilk hedefimiz büyümesini engellemek olacak. Daha sonra ameliyatı düşüneceğiz.” diye sıralarken Song-i artık mecali kalmayan elini kaldırarak “Bir dakika yavaş yavaş söyleyin. Ya da boş verin, direk kurtulma şansım var mı onu söyleyin.” diye umutsuzca sorar.  Doktor biraz duraksayarak “Şuan için bir şey söylemek doğru olmaz. Gidişatı takip etmemiz lazım. Ama bu halde bile ameliyatın tehlikesi yüksek. Bunu bilmenizi istiyorum.” Diyince Song-i boğazına bir şeyin oturduğunu hisseder ve zorlukla ağzını açarak “Yani ameliyattan çıkamayabilirim.” diye yavaş yavaş söyler. Doktor üzgün gözlerle başıyla onaylar. Song-i hastaneden çıktığında dayak yemiş gibi hisseder. Etrafından geçip giden kalabalığa bakar, bir an için gözlerini kapatır ve kalabalığın gürültüsünü dinler. Daha sonra yüzüne çarpan rüzgarı, yeni açan çiçeklerin kokusunu hisseder. Sanki şimdi yaşamaya başlıyor gibi, hayata yeni gelmiş gibi, üç günlük ömrü olan kelebek gibi tüm yaşantısını kısa bir zamana sığdırmak…

~ * ~

FT Island- Missing You

İlk öğrendiği günü acıyla hatırlar. Yine aynı doktorun odasın da yine kötü haberler almaktadır. Uzun süredir doktora uğramadığı için önce bir azar işitir. Ama ameliyat fikrinden çok önceden vazgeçtiği için sadece belirtileri azaltacak ilaçlarına devam etmektedir. En son Tae Yang’la tanıştığı gün doktora gelmiş ve o zaman kurtulma şansının yüzde on olduğunu öğrenmiştir. Üstelik bu evreye gelebilmek için aylarca ilaç kullanmış ve tümörün büyümesi engellenmiştir. Zaten umudu olmayan Song-i kalan umut kırıntılarını o gün tamamen kaybetmiştir. Üstelik bu ameliyattan tamamen sağlıklı çıkma ihtimali bile yoktur. İlk öğrendiği günden itibaren ameliyat fikrine karşı çıkmıştır ve şimdi o günden tam iki buçuk yıl sonra acı çekmiş olmasına rağmen yaşamıştır. Song-i doktorun yükselen sesiyle kendine gelir. “Artık beklemeye zamanın yok Song-i, bundan sonra belirtiler artacak. Baş dönmesi, mide bulantısı,  görme bozuklukları, hatta son evrede halisülasyonlar. Artık ilaçlarla da önüne geçemiyoruz. En geç bir ay için de bana fikrini söylemelisin. Avusturya’dan daha önce böyle bir ameliyat yapmış bir doktor ülkemize geliyor. Eğer ameliyata karar verirsen, senin için onunla görüşeceğim. Lütfen kendine bir şans tanı.” diye adeta kıza yalvarır. Song-i “Zaten kendime bir şans verdim ve iki buçuk yıl fazladan yaşadım.” diye gülümser. Doktor kızın bu karşı gelmelerine alıştığı için son olarak “Sana açık açık söylüyorum artık çok az zamanın kaldı, biraz daha fazla yaşamaktansa bir ömür boyu yaşama şansın var. Az da olsa bunu değerlendir Song-i, lütfen çok iyi düşün önünde düşünmek için bir ayın var. Doktor bir ay sonra Seul’e gelecek.”

Song-i hastaneden çıktığında aklında hiç bir zaman sıcak bakmadığı ameliyat fikri vardır. “Off zaten o parayı bulamam.” diye bu fikri kafasından atmaya çalışır. Çünkü yıllar önce  hiç bir umut ışığı bırakmadan kendine bir yol çizmiştir. Tüm hayatını değiştirmiştir. İlk başta Kim Sun’dan ayrılmış. Daha sonra okulu ve arkadaşlarını bırakmış, yeni bir eve taşınmışlardır. Annesinin ise tek bildiği kızının sevdiği adam tarafından terk edildiği ve buna katlanamadığıdır. Sevdiği insanları üzmemek adına ortalandan kaybolmayı seçmiştir. Ama bunca kaçışın ardından karşılaşmak istediği en son kişiyle Kim Sun ile karşılaşmıştır. Şuan için aklında bir sürü soru vardır. Vermesi gereken bir karar ve sonuçları… Tea Yang’a bir söz vermiştir ve daha dört ay bile olmadan bu sözden geri mi dönecektir? Üstelik  ona nedenini söylemeden nasıl ayrılacaktır? Annesine nasıl söyleyecektir? Tüm bu sorulardan kurtulmak için hastaneden çıktığı ilk gün gibi gözlerini kapatır ve esen bahar rüzgarının yüzüne vuruşunu hisseder. Ama bu sefer işe yaramamıştır, bu sefer her şey o kadar karışmıştır ki bunları yok sayıp hayatına devam edemez. Sabahtan beri yaşadıklarının üzerine doktorun söyledikleri de eklenince bu yükün altında ezileceğini hisseder. Bu durumda ona en iyi gelen şeylerden birini yapar ve annesini arayıp bu gece evde kalacağını haber verir.  Ancak önce gidecek bir yeri vardır.

Her hastane ziyaretinden sonra ayakları onu bir şekilde Kim Sun ile ayrıldığı yere getiriyordur.   Song-i göle iyice yaklaşarak çimlere otutur. Ve tüm gün kendini sıkmanın verdiği şiddetle ağlamaya başlar. Etrafındaki insanların ona bakmasına aldırmadan, geleceğine, geçmişine, sevdiklerine, yaşayamadığı hayallerine ağlar. Sonra çimlerin üzerine yatarak “Karların erime mevsimi geldi de geçiyor Song-i, sanırım fazla bile kaldın.” diyerek gözlerini kapatır. Bir süre böyle kaldıktan sonra gitme vakti gelmiştir.

Bu sıralarda Kim Sun odasında yerinde duramıyordur. Aklına gelen düşüncenin ağırlığından olsa gerek, odanın içinde volta atıp durur. En sonunda dayanamaz ve hızlıca kapıyı açar. Bir solukta kendini Tae Yang’ın odasının önünde bulur. Kararını değiştirmeden sekretere söyler. Sekreter içeri girebileceğini söylediğinde derin bir nefes alarak girer. “Şey rahatsız ettim ama Song-i’nin durumunu soracaktım.” diye söze girdiğinde Tae Yang anlamaz gözlerle bakar. “Durumu derken? Song-i iş yerinde değil mi?” diye sorunca Kim Sun çok şaşırır. “Bugün biraz  kötüydü de eve gitmesini söylemiştim. Siz biliyorsunuz diye sorayım dedim.” diye söylediği anda Tae Yang telaşlanır “Nasıl kötüydü, bir şey mi oldu?”  diye sorar. Kim Sun’da en az Tae Yang kadar şaşkındı ama nedeni onun karısının nerede olduğunu bile bilmemesiydi. “Başı dönüyordu ve midesi bulanıyordu.” diye cevaplamaya çalışır. Tae Yang aceleyle telefonu alıp kızı arar “Neredesin?” diye telaşla sorar. Bu sırada Kim Sun odadadır ve Tae Yang’ın konuşmalarını dinler. Tea Yang “Seokchon Gölü mü?” der demez bir anda dikkat kesilir.  Tae Yang elinde telefon masaya oturarak devam eder, “İyi misin? Doktora gittin mi? , Duyarım ben.”,  “Pekala annene selam söyle. Yarın görüşürüz.” diyerek telefonu kapatıp Kim Sun’a dönüp  “Doktora gitmiş ve midesini üşüttüğünü söylemiş. İyiymiş. Sorduğun için teşekkürler.” der. Kim Sun eğilerek selam verip çıkar. Bu odaya gelirken aklında olan tek şey Song-i’nin iyi olup olmadığıdır. Çıkarken ise soru yağmuruna tutulmuş gibidir. Song-i neden eşine haber vermemiştir? Seokchon Gölüne neden gitmiştir? Bu kovulma olayını Tae Yang’a nasıl söyleyecektir? Üstelik Song-i ona bahsetmediyse hala burada çalışabileceğini düşünüyor demektir.

 

Ertesi sabah Song-i ayaklarını sürüye sürüye iş yerine gelir. Tüm akşamı annesi ve kardeşiyle geçirmek ona iyi gelmiştir. Hep birlikte eski anılarından, küçüklüklerinden bahsetmişlerdir. Sonra Song-i küçükken olduğu gibi annesinin yanında uykuya dalmiştir.  Dün gece düşünmeye ara verdiği tüm konular şimdi beynine üşüşmüştür ve kız bunların ağırlığıyla omuzları düşmüş bir şekilde ağır ağır yürür. Asansöre bindiği anda dün işten kovulduğu aklına gelir. “Kovuldum mu kovulmadım mı düzgünce söylemedi ki” diye düşünüp ilk olarak Kim Sun’un odasına uğramaya karar verir. Kim Sun ‘un pencereden dışarıya bakıp dün olanları düşünürken kız içeri girer ve “Günaydın.” der. Sun ona bakınca çok yorgun göründüğünü farkeder “İyi misin?” diye sorar. Song-i “İyiyim. sorduğun için teşekkür ederim.” diyip duraklayarak onun bir şeyler söylemesini bekler. Söylemeyince “Yarın konuşuruz demiştin. İşle ilgili..” diye söze başlar. Kim Sun masasına geçip oturarak kıza da oturmasını işaret eder. “Bak biliyorum seni işe Tae Yang aldı ama bizim departmanda daha fazla çalışacağını düşünmüyorum. Yani sende biliyorsun, devam edersen diğerleri tepki gösterecektir. O yüzden bu kararı sana ve eşine bırakıyorum.” dedikten sonra boğazına düğümlenen sözü sesli olarak söyleyebilmenin acısıyla “eşine” diye içinden  tekrar eder. Song-i kafa sallayarak “Haklısın en başından  burada çalışmak kötü fikirdi. Saçma bir inat yaptım. Üzgünüm, seni de zor durumda bıraktım.” derken içinden “Her zaman ki gibi” der.  Kim sun “Zor durumda bırakmadın. Böyle düşünme. Umarım mesleğine devam edersin. Burada olmasa bile en başından başlayabilirsin.”  der. Song-i sadece gülümsemekle yetinir. İçinden “En başından? Bunu bile sonlandırmaya cesaretim yokken, en başından başlamak?” diye düşünür. Her şey için teşekkür ederek odadan çıkar. Gidip masada ki eşyalarını toplamadan önce penceresinin önüne geçip oturur.

İşlerin içinden çıkamayan Jang “Acaba işe başlamakla kötü bir karar mı verdim?” diye düşünerek elinde dosyalarla yürürken, Song-i’yi her zaman ki yerinde görünce şaşırır. Kızın yanına giderek “Bugün erken mi mola verdin?” diye sorar. Song-i onu gördüğünde  “Evet. Hem de büyük bir mola verdim.” diye güler. Jang bir şey anlamadan kızın yanına oturur. Song-i onu gördüğünde bir kaç gün önceki sohbetleri aklına gelir “Biliyor musun Jang? Sanırım baharın geldiği farketmeyen bir tek sen değilsin. Ben de farkedemedim. Karların erime zamanı geldiğini farkedemedim.” diye pencereden bakarden çok uzaklara dalmış görünmektedir. Jang bir süre kızı seyrettikten sonra “Farkedemezsin tabi çünkü karlar erimedi ki” diyince Song-i birden dönüp çocuğa bakar. Jang gözleriyle aşağıda ki ağaçları işaret ederek “Şunlara baksana her yer hala bembeyaz. Karlar yerinde duruyor hem de en güzel en sıcak haliyle.” Song-i dışardaki kiraz çiçeklerine bakar, yukardan bakınca kışın karlar altındaki ağaçlarla aynı görüntüde olduğunu fark eder ve bunu farketmenin sevince ile gülerek Jang’a döner. Jang’da gülümseyerek yüzünü kızınkine biraz daha yaklaştırır

“Üstelik burada bir kar tanesi daha var. Hiç erimeyen.”

8. Bölümün Sonu

Notlar: *Resimler için Ser-Min çinguma teşekkürü borç bilirim;) *Ba Lam’a “Topuklu Felaket” lakabını bulan Lee’ye de teşekkürler.